• Bıkmadan usanmadan her gece süt ısıtıp size zorla o sütü içiren bir anneniz varsa çok şanslısınız demektir.
  • Sevdiğiniz varsa ve yanınızdaysa şanslısınız, mutlusunuz.
  • SOSYALİZM : İki ineğiniz varsa, birini komşuya verirsiniz.
    KOMUNİZM : İki ineğiniz varsa, devlet ikisinide alır, size süt verir.
    FAŞİZM : İki ineğiniz varsa, devlet ikisinide alır, size süt satar.
    NAZİZİM : İki ineğiniz varsa, devlet ikisinide alır,sizi kurşuna dizer.
    TEOKRASİ : İki ineğiniz varsa, devlet ikisinide alır, siz süt duasına çıkarsınız.
    BÜROKRASİ : İki ineğiniz varsa, devlet ikisinide alır ,birini öldürür, sütü sağar ,kovayı da devirir.
    DEMOKRASİ : İki ineğiniz varsa, ikiside greve gider.

    İneğiniz Yoksa Şanslısınız! :)
  • İnsanın düşünenleri olmalı;
    Merak edenleri,
    Hesapsız kitapsız değer verenleri,
    Uzakta olunca özleyenleri;
    Sesini duyunca sevinenleri olmalı...

    Melih Cevdet Anday
  • Fotoğrafına bakıp mutlu olduğunuza biri varsa şanslısınız.
  • Soğuk, çürümüş, her türlü illetle adeta irin döken bir katmanın sardığı ruhların yarattığı cehenneme hoş geldiniz. Eğer Cehennemin sadece öldükten sonra yaşanacağını sananlardansanız gerçekten çok masum insanlarsınız ve ben size gıpta ediyorum. Çünkü benim ruhum ne o kadar saf ne de lekesiz. Hayatım boyunca güZellikleri görmek için çırpındım. Bana dediler ki eğer göremiyorsan senin camların kirli. Belki de derdim kendi kendime.. en sevdiğim masalda ki gibi... Karlar Kraliçesinin kin ve nefret ile parlattığı sırçanın, milyonlarca kıymığından biri benim gözlerime denk gelmiştir. Umman mavileri ıssız grilere çevirmiştir. Ama masalları suçlamak ne kadar doğruydu ki? Hem kim severdi kırmızı başlıklı kız masalında hain kurdu. Yok yok masalların suçu yoktu. Bende vardı bir sorun. Pembeyi sevmedim, herkesin sevdiğini sevmedim.. çünkü bir şey ne kadar sevilirse o kadar uzaktı bize...benim gibi olanlara.. farklı olduğu için yaftalananlara. O yüzden ''Boyalı Kuş'' çok güzel geldi bana. Çünkü ben ve benim gibi farklılaştırılıp yabancılaştırılan herkes boyalı bir kuştu aslında. Ne zaman kuytu yuvalarımızdan yakalanıp tıkıştırılsak kafeslere(binbir aldatıcı sözle) bitmek bilmeyen bir öfke sarardı minnacık bedenimizi. Sıra bize geldiğinde boyanırdık alacalı renklere. Sonra salınırdık ait olmadığımız ışıltılı bir gökyüzüne. Işık körüdür boyalı kuşlar. O yüzden kontrolsüZce arasına katılır birbirinin kopyası yüzlerin. Hoyratça gagalanır, sarsılır, nefret ile parçalanır bu kuşlar. Mavi gökyüzü kızıl toprağa karışır. İnsanoğlunun ruhu o kızıllıkta boğulmuştur sayısız gibi anlarda. ... Jerzy Kosinski... Boyalı kuşlardan biri. Çocukluğunda yaşadığı savaş kabusunu birazda kurgulayarak bizlere sunmuş. Adı bile olmayan(aslında buna ihtiyacı da olmayan) siyah saçlı, esmer, kara gözlü bir çocuğun penceresinden bizi o yıllara götürmüş. Lakin bu yolculuk öyle acılarla dolu ki. 6 yaşında bir çocuk 11 yaşına gelene kadar yaşadıkları ile 60 belki de 80 yaşına geliyor. Masumiyetini kaybediyor. Duygularının büyük kısmı hasar alıyor. O köyden bu köye kaçarken yüreğinizi de peşine takıyor. Bak diyor usulca.. bunların hepsini insanlar yapıyor. Kocaman erkekler, yaşlı kadınlar ve acımasız çocuklar. Kimsenin nerdeyse kimseye merhametinin kalmadığı bir zamanda yaşamak zorunda kalan bir çocuğun hayatına konuk oluyoruz. Onunla dayak yiyor, üşüyor, aç kalıyoruz. Deneyimlediği şeylere hayret edip, merak ettiği herşeyi birlikte keşfediyoruz. Kaybettiğimiz çocukluğumuz, iyi niyetimiz ve ya masumiyetimiz onunla birleşiyor ve bir bütün oluşturuyoruz. Bu küçücük bedenin yaşadıkları insanları tanıdığım için bana garip gelmedi. Lakin ruhuna yaptıkları beni çok derinden etkiledi. Çünkü bu onu tarifsiz bir şekilde değiştirdi. Yaşayamadığı çocukluğu gömdü. Ve o bedene sıkışan bir kaybedene dönüştü. Yüreğinizde bir ölü varsa siz yaşıyor sayılır mısınız?? O ceset karanlık toprağından sıyrılmaz mı? Sizi o leş kokan çürümüşlüğün içine çekmez mi sanıyorsunuz? Vıcık vıcık kaynaşan kurtlar ruhunuzdan arta kalanları sindirmeZ mi sanıyorsunuz?? Eğer hala yediveren gülleri seviyor bahçenize dadanan sarmaşıkları kökünden yolabiliyorsanız şanslısınız. Ama er ya da geç herkesin içinde ki ile yüzleşmesi gerekiyor. Belki de cennete giden yol cehennemden geçiyor. Yoksa bu kadar kötülük nasıl olurda insanın hamurunda var olur... ufaklığın bize savaş ile ilgili sıkı bir dersi var...Savaşın kazananı olmaz...Bir katilden korunmak için bir diğerine sığınmak ise sadece hayatta kalma saatinizi uzatır. Onu da Aşk denen yalanın peşinde koşarak geçirir insanoğlu. Pembe panjurlu evinin beyaz çitleriyle sınırladığı yemyeşil bahçesinin ilerisinde neler olduğunu bilmez. Bilmek istemez. Yüzleşmeye cesaret edemez. Çocuklara tecavüz edilir, hayvanlara işkence edilir, kadınlara şiddet uygulanır, erkekler kılıç darbeleri ile ortadan ikiye ayrılır. Gerçek dünya ne yazık ki bunlarla doludur. Ve bunların içinde büyüyen bir çocukta onun bir parçası olur. Onu kim suçlayabilir ki yaptıklarından, öfkesinden, Tanrıyı sorgulamasından, intikam isteğinden? Bayanlar baylar kemerlerinizi takın. Çünkü ''Boyalı Kuş'' okunurken sizi tüm şiddeti ile gerçeklere çarpıyor. Kalan parçanızı acımasızca bölerken gözünüzün yaşına bakmıyor. Dünyada ki en yıkıcı türün vahşetini çıkartırken gözleriniZden ruhunuzdaki tüm huzuru toplayıp yok ediyor... hep derim bazı kitaplar okunmaz sizi okur. Kosinski tam olarak bunu yapıyor işte. İnsanoğlunun ne olduğunu yüzümüze haykırıyor. Keyifli okumalar olsun...not:(özgürlüğüne aşıkken tutsak edilip evcilleştirilen ve kafes kapağı açık unutulduğunda ona geri dönen tavşanın uykusundan uyanmanız dileği ile.)
  • Biz birbirimize gelip gelemeyeceğimizi sormayız;

    Sadece "gel" deriz. Ve neden diye sormadan koşa koşa gideriz nereye çagrılmışsak.

    Gerçek dostlar dostun "gel"çağrısına neden diye sorarak yanıt vermez. Geliyorum der.