30)KötüArkadaşlık(Suhbetu'r-redîe)
Söz konusu insan iki türlü arkadaşlık bulunduğunu, bir türünün kötü ve değersiz arkadaşlık iken öteki türünün hoş ve güzel arkadaşlık olduğunu bilmez. Kötü arkadaşlığın da çeşitli türleri vardır. Kötü arkadaşlığın bir türü bütün insanların göreceği şekilde açıktan günah işleyen bozuk insanlarla arkadaşlıktır. Böyle insanların bedbahtlığı bütün insanlar tarafından görülür. Bir türü de içi bozuk olan (insanlarla yapılan) arkadaşlıktır. Böyle bir arkadaşlık dışarıdan kötü görünmez. Bu ikinci tür, gizliliği nedeniyle farkına varılmadığı için en tehlikeli türdür. Bu kısımdaki insanlar üç sınıftır: Bilgisiz sûfîler, riyakâr vaizler, gafil zorbalar. Bunların en zararlısı bilgisiz sûfîler, sonra riyakâr vaizler ve nihayet gafil zorbalardır. Bunların ardından açıktan günah işleyen insanlar gelir.
Bu hal insana yerleşip de insan onu vatan edindiğinde, bilgisizlik kancaları onu yakalar, kötü arkadaşlıktan bilgisizliğe doğru onu çekerler. Böylece kişi yirmi dört basamak aşağı düşer. Bu esnada hainlik, kötü davranışlar ve kin duygusuna uğrar, bilgisizlik zilletine maruz kalır. Bu menzil yedinci menzildir. İlahi inayet kendisine ulaştığında, arkadaşlığının kötü olduğunu görür ve ondan çöle doğru kaçar.
Sanki terimin altında tarifsiz benden daha büyük bir şey vardı ya da bu, ruhumu tamamıyla yutmuş bir boşluktu. Bu şey her neyse bedenimi zorluyordu. İçimde biriken hislerin birdenbire patlayarak beni zerreler halinde dağıtacağından korkuyorum.
Zaruri iş ve ihtiyaçlar haricinde lüzumsuz dünyevî meşgaleleri terk etmek lazımdır. Çünkü fânî ve geçici dünyanın aldatıcı işlerinin peşinde koşmak, gölgeyi takip etmek gibidir. Gölgeye ulaşmak ise mümkün değildir. İnsan, azīz olan ömrünü bu yolda harcarsa, kendini aldatmış olur. Zira; "Rabbine dön!" emr-i celîline icâbet edince bütün gayretlerinin boşa gittiğini ve hakîkî vatan olan kabir için gereği gibi tedarikte bulunmadığını görür. Ebedî saâdeti kazanmak maksadıyla Alemlerin Rabbi'nin yolunda gayret sarf edenler ise iki tarafı da kazanmış olurlar.
Bütün feragat ve kahramanlığa rağmen, 93 Harbi olarak bilinen bu vakitsiz savaş Osmanlının aleyhine neticelenmiş ve milletçe çok acı günlere katlanılmıştır. Bu acı günler bir yana, Balkanlar'da yüzyıllardır devam eden Türk hâkimiyeti kaybolmuş, Türkler azınlık durumuna düşmüş ve tarihin kaydettiği büyük bir göç ile Balkan Türkleri, vatan bildikleri toprakları kitleler halinde terk etmişlerdir. Bu savaş sonunda Osmanlı, gerek batıda gerekse doğuda birçok yeri terk etmiştir.¹