yağmura,nisana ve yaşıma aldanıp
uçurumları kıyı sanarak
ve dağlar erişilmeyince acı verir
sözünü unutarak
kaf dağına gitmek istedim

ırmak inadıyla yürüdüm uzaklara
bir derviş olup yürüdüm uzaklara

yanıldı denektaşım geriye döndüm
Kutsal Sözler Panayırı'na sığınıp
ipeksi bir sessizliğe büründüm:

bir hayat,mahçup ve duru
Tanrım,gülleri
ve sessiz harfleri koru.

/ İbrahim Tenekeci /

Şimdiki Zaman Çekiminde Bir Mahkuma Mektup
Sana bu mektubu bir gece yarısında yazıyorum,
Azatlığın zirvesinde sohbete dalmış yıldızlar.
Zühre bir şarkı tutturmuş Babilden kalan,
Zavallı dünya habersiz, zavallı dünya sağır,
Bir Harut'la Marut bir de ben dinliyorum..
Derken kayıp gidiyor yıldızlardan birisi,
Bir intikam fişeği gibi saplanıyor karanlığın karnına.
Senin namına yıldızları kıskanıyorum,
Kimbilir kaç ışık yılı uzakta,
Öfkeyle kollarını çemriyor yalancı fecir.
İmanım gibi biliyorum vakit asılmak vaktidir,
Ve Taksim gazinolarinda trahomlu şairler,
Mısra arıyorlar masaların altında.
Kanını içiyorlar bilmeden Cennet atlarının
Ben yurdumun en sert tütününden bir sigara sarıyorum,
Dumanı cigerlerime değil iliklerime çekiyorum
Ne kadar ürkek ceylan varsa Asya çöllerinde,
Domaniç yaylalarında ne kadar dizginsiz at,
Başlıyor kılcal damarlarımda koşmaya.
Sıcak solukları yalarken alnimi,
Toynaklarını hissediyorum alyuvarlarımda..


sana bu mektubu evimin balkonundan yazıyorum
sağ elimi koyuyorum tam yüreğimin üstüne
çankaya yokuşunda söylediğimiz marşı duyuyorum
ulu kayalar parçalanıyor beynimin bir yerine
bir yerinde demirden dağlar eriyor
atlas yelkenli gemileri unutmuş bir kaç levent
viski kokulu bulvarlarda yavaş yavaş ölüyör
istediğin o seccadeyi hemen gönderiyorum
üstünde Kabe resmi ve anamın duaları var
ve bildiğin sebeplerden ben gelemiyorum
yine biliyorsun ki sevmedim ülküden başkasını 
başı dumanlı dağları dolunayı ufukları
birde çankaya yokuşunda söylediğimiz marşı
önce Allah sonra genlerim şahit..
Sevgimi üçbinyıl sonra doğacak torunuma yolluyorum
trahomlu şairler doğruluyorlar masaların altından
parmakları fahişelerin karanlık saçlarında..
benim kalemimden kan değil süt damlıyor
geceler boyu böyle geleceği emziriyorum
kahrolayım sevmedim ülküden başkasını
birde seni çok seviyorum..

Hüzünlü Palyaço, bir alıntı ekledi.
2 saat önce

Yaşlı adam kızı için canını vermeye razıydı
Yirmi gün on beş güne indi, on beş gün de on güne fakat genç adamdan hiçbir haber yoktu. Sayılar her geçen gün daha da azalıyordu ve hâlâ bir haber yoktu. Ne zaman bir atlı yüksek sesle bağırarak yaklaşsa ya da bir arabanın sürücüsü, arabasına koştuğu atlarına bağırsa yaşlı çiftçi, yardımın en sonunda geldiğini düşünerek heyecanla çiftliğin girişine koşuyordu. En sonunda, beşinci gün bitti ve dördüncü güne gelindi ve dördüncü gün de bitip üçüncü güne gelindiğinde Hope'un geleceğine dair inancını iyice yitirdi ve tüm kaçış umutları suya düştü. Yerleşim alanını çevreleyen dağlar hakkında bilgisi az olduğundan ve tek başına kaldığı için güçsüz olduğunu biliyordu. Sık işleyen yolların, düşmanları tarafından sıkı bir şekilde gözetlenip korunduğunu da biliyordu ve Dörtlü Meclisinin emri olmadan hiç kimse bu yollardan geçemezdi. Ne yöne dönerse dönsün, kendisini bekleyen tehlikeden hiçbir kaçış yolu yok gibi gözüküyordu. Fakat yaşlı adam, verdiği karardan asla dönmeyecekti. Mormon'lar, kızına asla el süremeyeceklerdi. Bu uğurda canını vermeye hazırdı.

Sherlock Holmes Tüm Hikayeleri, Arthur Conan Doyle (Epub)Sherlock Holmes Tüm Hikayeleri, Arthur Conan Doyle (Epub)

MELEĞİM
Gözlerine her bakışta aklımı başımdan aldın
Sana nefesimsin dedim
Ve sana benimsin dedim
Sesinde ki ahenk ile yüreğimi benden çaldın
Sana her şeyimsin dedim
İşte seni böyle sevdim

Sonra çekip gittin benden ama çıkmadın bu bedenden
Anlamdım ben hiçbir şey sebeplerden ve nedenden
Sen gittin bense bekledim
Hatıraları sakladım
Senden kalan bir gül vardı
Sen diye onu kokladım

Ümitlerim sendin benim
Sendin bütün duygularım
Elini tutmadan daha
Başlamıştı kaygılarım
Kaygım seni kaybetmekti, kaybetmekten korkuyordum
Bir gün döneceksin diye yollarına bakıyordum

Ey Meleğim ey sevdiğim
Ey şu gönlümü verdiğim
Dön artık seni özledim
Ey hayalini kurduğum
Ey melek yüzlü Meleğim evimin yuvamın tadı
Dön gel de bir an önce yar al şu gönlümden feryadı

Çiçeklerde arı gibi peteklerde bal gibisin
Yüksek dağlar yamacında erişilmez gül gibisin
Seviyorum seni ne çok
Gözlerim yolda gelen yok
Aşk deryasında kayboldum
Süt liman bir yol gibisin

Ayrılalı nice oldu
Dön gel artık gece oldu
Hasretin sinemi yaktı
Hayat bir bilmece oldu
Yalnızlığım yoksun diye
Seni nede çok sevmişim
Sen ki bana bir hediye


Sinemi yaralar nazın
Etme eyleme ey gözüm
Sen Leylasın ben Mecnunum
Türküm sevdam dertli sazım
Yani benim nazlı yârim soframda ki bal gibisin
Hiç solmayan gül gibisin.

Yağmur, bir alıntı ekledi.
23 saat önce

Tepenize çığ düştüğünde, bütün o karın altında yatarken neresi aşağı neresi yukarı anlayamaz oluyormuşsunuz. Karı iteleyip kurtulmak istiyor ama yanlış yönü seçip kendinizi daha da derine, kendi mezarınıza gömüyormuşsunuz.

Ve Dağlar Yankılandı, Khaled HosseiniVe Dağlar Yankılandı, Khaled Hosseini

Yazmasam icim rahat etmezdi ️:)
Çıkar aklından karamsarlığı, gönlünü sonbaharı andıran düşüncelerden arındırıp yüreğimin bedenimden kurtulacakmışçasına atmasına sebep olan yeşil gözlerin gibi derin, binbir çeşit rengarenk çiçekler barındıran baharlar getirelim, uzat ellerini hayallerimize açılan kapıdan gönül gönüle girelim, sensiz kaç mevsim, kaç yıl geçti ne kadar mutluluk göz yaşı'lık zaman oldu bilmiyorum, uzat ellerini ittiğin uçurumdan çek, bir şans ver telafi edelim yarım ,yalnız, sessiz, renksiz ve hissiz bizsizliğimizi, yüzlerce mısralık bir şiiriz biz üç noktadan sonrası gelmeyen, umut et, yüreğime dokun hiç işlenmediği kadar güzel, ıslanmış toprak kokan kahkalarla tek göz yaşının mutluluktan aktığı mutlu sonsuzluğa akan mısralarla devam edelim "biz" şiirine, yine hasret olsun, özlem olsun gözlerimi gözlerinden mesafeler perdelesin de gönüllerimizin arasından su sızmasın, yine kavuşalım sevgimize sığınalım öyle sarılalım ki bizi ayrı koyan dağlar, sana çıkmayan yollar, sensiz geçen saliseler sızım sızım sızlasın varlığından utansın..

Karanlık, bir alıntı ekledi.
Dün 20:24

Babam hayattaki bütün güzel şeylerin narin olduğunu, bir anda uçup gidebileceğini söylerdi.

Ve Dağlar Yankılandı, Khaled HosseiniVe Dağlar Yankılandı, Khaled Hosseini
Mehmet Y., Dağlar Devrildiğinde'yi inceledi.
Dün 17:19 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Bu son romanında Aytmatov’un kendine yakışanı yaptığını söyleyebiliriz. Eserin Aytmatov okurları için alışıldık bir tarzı var. Yine Kırgız gelenekleri ile modern dünya arasındaki gelgitlerden söz ediliyor. Aytmatov adeta bugüne kadarki bütün roman ve hikâyelerinde kullandığı figürleri bir geçit resmiyle önümüze sunuyor. Aşk, tabiat sevgisi, insanların ihtirasları, hayvan kahramanlar, kader, karamsar bir tablo ve kaybetme eğilimli kahraman, yerel motifler, efsane ve masallar, Kırgız folkloru, savaş, tren…

Yine Aytmatov’un sıklıkla ve başarıyla kullandığı bir metot olan geriye dönüş tekniği de romanda yer yer kendini göstermiş. Burada özellikle vurgulanan unsurlar ise globalleşme ile birlikte insanoğlunun para hırsı için bir zamanlar akla hayale bile gelmeyecek yöntemlere başvurması…

Hemen her hikâyesinde olduğu gibi harika bir film senaryosu çıkabilir yine. Neticede Aytmatov iyi bir edebiyatçı olduğu gibi sinema konusunda da hayli tecrübeli bir isim ve veterinerlik eğitimi de almış bir kişi. Öyle ki daha önce mükemmel tasvir ettiği Kurt ( Taşçaynar ve Akbar ) , Deve ( Karanar ) , At ( Gülsarı ) gibi hayvan kahramanları vardı. Bu sefer de bir Kar Leoparını (Caabars) öykünün merkezine oturtmuş.

Aytmatov’un diğer eserlerinin başlangıç cümleleri eserin gidişatı hakkında bilgi verir genelde. Örneğin Beyaz Gemi’nin başlangıcındaki ‘Onun iki masalı vardı’ cümlesi ile Toprak Ana’daki “Üzerinde yeni yıkanmış beyaz entarisi ve koyu renkli beşmenti, başında beyaz yazmasıyla, bir ana, biçilmiş tarlaların arasından geçen yolda ağır ağır ilerliyor.” cümlesi anlatılacaklar hakkında bir işaret veriyordu okura. Burada ise başlangıç cümlesi, ‘kader!’. Hatta bu romanın adı bile olabilirmiş, kader…

Kırgızistan'ın ve dahi Türk dünyasının en büyük romancısı, yerelden milliye ve oradan da evrensele uzanıyor yine. Bize ise onu defalarca okumak ve her seferinde ‘iyi ki yazmışsın üstat’ demek düşüyor.

Bu vesileyle 10 Haziran 2008 günü kaybettiğimiz büyük romancı, Cengiz Aytmatov’a bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum.

İpucu içerebilir mi emin değilim lakin romanın özeti namına şunları söyleyebiliriz.

Romanın kahramanı, orta yaşlı, bağımsız bir gazeteci olan Arsen Samançin. Arsen, Aydana adlı bir opera sanatçısına âşık olmuştur ve Aydana’nın bir halk efsanesine dayanan ve kendi uyarladığı Ebedi Nişanlı adlı operayı sahneye koyacağı günün hayalini kurmaktadır. Ancak Aydana, hem aşkına karşılık vermeyi bırakmış hem de Ertaş Kurçalov adlı sonradan zengin olma bir pop müzik yapımcısının cazip teklifi sonucu operadan tamamen vazgeçip bir pop yıldızı olmuştur. Acı ile nefreti içinde yaşatan Arsen, amcası Bektur Ağa’nın yardım isteğiyle köyüne gidecektir. Bektur Ağa, yaban hayvanlarının avlanmasını sağlayan ve çok zengin turistlere hizmet sunan bir şirket kurmuştur. İki Arap turist yalnızca Kırgız Dağlarında bulunan Kar Leoparlarından avlamak için gelecektir. Arsen ise amcası ve onun adamlarına tercümanlık yapacaktır. Köyde Taştanbek, Eles gibi yeni kahramanlar girecektir hikâyeye. Sonrası ise hem bir macera hem de bir kaderdir…