• Hayatın akılalmaz derecede oyuna dönüştüğü, hayallerin sınırı aşıp aşıp gerçeklere karıştığı, yerini göğünü ne idiği belirsiz kıpırtılarla uzun kuyruklu, güzel güzel yalanların doldurduğu ve her şeyin kelimelerle yaşatılıp kelimelerle öldürüldüğü, acayip ve soluk renkli bir dünyaya...
  • 1785'te doğan II. Mahmut'un babası I. Abdülhamit'ti, anası da Nakşidil Sultan. Bu Nakşidil Sultan'ın Fransız kökenli olduğu anlatılır: Martinik'tr yaşayan bir Fransız subayının 1766'da bit kızı olur. Bu kız ileride Napolyon Bonapart'la evlenecek olan İmparatoriçe Josephine'in amca kızıdır. Aimee Fransa'ya gönderilir. Nantes'da bir manastırda okur ve 18 yaşında Martinik Adası'na dönmek üzere yola çıkar. Yolda fırtınadan gemi batmak üzereyken birr başka grmi yardıma gelir ve yolcuları kurtarır. Bu gemi Mayorka Adası'na gitmektedir, bu kezde Cezayir korsanları gemiyi durdurur, yolcuların tümünü esir alırlar. Aimee de esirler arasındadır. Cezayirli korsanlar yolcuların en güzeli olan Aimee'yi Cezayir Dayısı'na (yani Cezayir'de yönetimin başında bulunan Muhammed Bin Osman'a) hediye ederler. Dayı, bu güzel Fransız kızını çok beğenir ve o zaman kadınlara düşkünlüğü ile ün salan Osmanlı Padişahı I. Abdülhamid'e bulunmaz değerde bir hediye olarak gönderir.

    Aimee'nin adı Nakşidil olur. Bir süre sonra genç Fransız kızı Hünkâr'dan gebe kalır ve ertesi yıl bir oğlan çocuk doğurur. Annesi gibi güzel, ince yapılı ve zarif olan bu çocuk II. Mahmut'tur.
  • Güzel sesi, ela gözleri, uzun saçları.. Hayır hayır onun başkasını sevdiğini hissederken bunları bir daha hatırıma getirmeyeceğim. Hep dediğim gibi bu sefer son.
    Son kez getireceğim güzel yüzünü gözümün önüne ve bir daha olmayacak bu.
  • 175 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    İnsancıklar, Rus Edebiyatı denince akla gelen yazar Dostoyevski'nin yirmi dört yaşındayken yazdığı ilk eseri.
    Orijinal adı olan Бедные Люди (bedniye lyudi)'nin anlamı "zavallı, yoksul insanlar" olan bu kitapta, o dönemin Rusya'sı bize iki kişinin mektupları aracılığı ile sunulmuş.

    Kitapta, karakterlerin ve halkın yaşadıkları ile hem "yoksulluğu", hem de her mektubunda kendini küçümseyen, insanların kendini ezik gördüğüne inanarak sürekli kendini ezen Makar Devuşkin karakteri ile de "zavallılığı" görüyoruz.

    Makar Devuşkin, kıt kanaat geçindiği maaşıyla, kendinden farklı durumda olmayan sevdiği mektup aradaşı Varvara'ya hediyeler gönderen, samimi ve hassas bir insan.

    Kendisi hakkındaki düşüncelerini ve Varvara'nın kendi üzerindeki etkisini şu sözleriyle görebiliyoruz;
    "Onlar, bana zalimlik edenler, çehremin bile uygunsuz olduğunu söylüyorlardı ve hor görüyorlardı beni, kendi kendimi hor görür olmuştum; kütük gibi olduğumu söylüyorlardı, ben de gerçekten kütüğüm ben diye düşünüyordum, ama siz karşıma çıkınca, siz karanlık hayatımı aydınlattınız, kalbimi ve ruhumu aydınlattınız ve ben ruhsal huzur bularak diğerlerinden daha kötü olmadığımı anladım; beli parıltı yok, ışıltı yok, renk yok, ama yine de insanım, kalbiyle ve düşünceleriyle bir insanım ben."

    Ayrıca Makar'ın bu sefil hayattan kurtulmak isteyen gururlu bir yanı da mevcut;
    "Talihsizliğimin acımasız günlerinde size, yoksulluğunuza ve kendime, kendi ezikliğime ve yeteneksizliğime bakarken, ruhsal utançtan ölüp ölüp dirilirdim, buna rağmen, size yemin ederim, benim için değerli olan şey yüz ruble değil, Majesteleri'nin bizzat kendisinin bir saman tanesinin, bir sarhoşun, benim gibi değersiz birinin elini sıkması oldu!"

    Ancak kitapta, karakterdeki bu son derece derin değersizlik duygusunun hangi sebeplerden kaynaklandığını öğreneceğimiz bir geçmiş maalesef göremiyoruz.

    Varvara Dobroselova ise eğitim hayatı babasının on üç yaşındayken ölmesi ile kesilen, bu ölümün kısa bir süre içinde, önce ilk aşkına daha sonra da annesine uğramasından sonra hayatına sürekli pesimistlik ve ölüm kaygısı hakim olan genç bir kız. Bu kaygıyı sıkça geçen "yakında öleceğim galiba" benzeri cümlelerinde görebiliyoruz.
    Aynı zamanda son derece temiz kalpli, Makar'ın kendisine yaptığı iyiliklerin her fırsatta karşılığını ödemeye çalışan, onu samimiyetle seven biri.
    Ancak kitabın sonunda yarına olan endişesi, Makar'a olan sevgisine galip geliyor.

    İnsancıklar hem toplumsal hem de oldukça kişisel bir roman. Yazarın tek ortak noktaları sevgi ve birbirlerine yaptıkları fedakarlıklar olan bu iki zıt karakteri böylesine güzel işlemesiyle hayranlık uyandıran, son derece akıcı bir eser.
  • 272 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Agatha’nın ilk defa cinayetten farklı bir kitabını okumuş oldum ve bu yazmış olduğu kitabı da çok sevdim konusu insanı düşündüren gerçek sevginin nefrete dönüşmesi ve sonunda yine sevgiye dönmesini çok güzel bir şekilde ele almış açıkçası dedektif konulu kitapları çok sürükleyici olduğu için bu kitabının pek fazla beklentimi karşılamayacağını düşünmüştüm ama yanılmışım gerçekten okunmaya değer..
  • 77 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Camus’n ‘başkaldırıyorum o halde varım’ demesi bir anlamda insanın beşer olmaklıktan çıkıp insan olmaklığa doğru adım atmasıdır. İnsan olmaya dair atılan adım elbette durağan değildir ve zaman var olduğu sürece devam edecektir. İnsanın, insan olmaya dair çıktığı bu yolda içinde bulunduğu zindanlar vardır. Bu zindanlardan en zoru ise insanın kendi benliğidir. Çünkü diğer zindanların dört duvarı olması sebebiyle aşılmaları kolaydır ve aşılmıştır da fakat insanın kendi benliği duvarsızdır ve zindan insanın zendisidir. Bu zindandan kurtuluş ise aşk iledir. Ancak nasıl bir aşk? Şeriati bize bu aşkı ve ‘kendinden geçerek’ kendine ulaşmayı anlatıyor. Ancak bunu tasavvufi/irfani bir üslupla yapmıyor. Olayı bir başka açıdan sosyolojik olarak ele alıyor bu anlamda okunmaya değer. Fakat tüm bunların yanında, kitapta kayda değer tanımlar ve güzel tespitler olmasına rağmen beni inanılmaz derecede etkilediğini de söyleyemiyorum.
  • Beni hala iyi ve deli sanıyorsun ama öyle değil...