Bir insanı tanımayı arzulamak, kof bir vaattir ve büyük külfet! Günler, geceler, haftalar, seneler boyu dinlemeyi ve gözlemeyi, didiklemeyi ve hissetmeyi, deşmeyi ve dermeyi gerektirir; kabukları kaldırabilmeyi ve altlarından ince ince sızacak, belki de fışkıracak olan kanı görmeye tahammül edebilmeyi... Bunca zahmete katlanamayacak olduktan sonra, daha yolun başındayken dönüp, bu işe hiç kalkışmamak yeğdir.
Bizler kaçınılmaz olanlarız. Toplumsal ve endüstriyel yanlışların tepe noktasıyız. Bizi yaratan topluma saldırıyoruz. Çağın başarılı başarısızlıklarıyız. Geriliyen medeniyetin felaketiyiz. Çarpık toplumsal seçilimin ürünleriyiz. Güce güçle karşılık veririz. Buna sadece en güçlü olan dayanabilir. En güçlü olanın hayatta kalmasına inanıyoruz. Ücretli kölelerinizi çamura gömüp hayatta kaldınız. Savaş kumandanları sizin emrinizle tıpkı işçilerinize kanlı grevlerde olduğu gibi köpekler gibi vuruldular. Demek istediğimiz iyi dayandınız. Bunun sonucunda yakınmıyoruz çünkü varlığımız aynı doğal kanunlara dayanıyor...
… “Bundan böyle kalbindekinden başka hiçbir sese kulak asma! Ağaç yaprağıyla güzeldir. Günün birinde her fani gibi yaşlanacaksın. Bu ay yüzün kırışacak, bedenin buruşacak ve hâlin azalacak. Bu doğal değişimi sakın ha düşmanın sanma. Bilakis yüzünde beliren her çizginin ardından Allah'a şükret. Çünkü o çizgilerin her biri yaşadığın, yaşayacağın iyi ve kötü günlerin karışımından doğan bir iz olacaktır. Aynaya bakınca hatıralarını, tecrübelerini ve mazideki hislerini izleyebileceksin bu sayede. Günün birinde çocuklarına hatta torunlarına anlatacağın nice anıyı o kırışıklıkların arasından birer kitap misali çekip çıkaracak ve sayfa sayfa okuyacaksın. Asıl mühim olan, içini neyle doldurduğundur. Ruhunu, şu etrafımızı saran uçsuz bucaksız topraklar gibi düşün. Her bir karışını değerlendir. Ek ve biç. Rüzgâr esse de, kar yağsa da, zelzele olsa da istikrarı sürdür. Zaman denen yolda kayıp düşsen de kaderine teslim olma. Ayağa kalk ve yürümeye devam et! Oku, keşfet ve düşün... Unutma dışımız kabuk, içimiz özdür. Bize öz lazım. İnancını, dilini ve yurdunu her şeyin önünde tut."
Ben dedim size, kızda bir tutukluk var diye. Bilirim dedim. Bak, çıktı. Anasız babasızmış gariban. Yazık... Anasız büyümüş. O kadar anlattı, başka da bir şey anlatmadı. Daha ne olsun ki? Zaten anasızlık yeter insana. Kolay mı? "Bahamın mezarı olsaydı keşke" dedi. "Keşke ölseydi... Hayatta ama yok" dedi. Offf... Ne zor Allahım.
Yüreğimin sevgili evlatları, yaşayın ve mutlu olun ve Tanrı'nın geleceği insanın gözlerinin önüne sermeye tenezzül ettiği güne kadar tüm insani bilgeliğin şu iki sözcükle ifade edileceğini asla unutmayın: beklemek ve umut etmek!