vivεkα

vivεkα
sonsuza kadar tutunup bırakamayacağım bir şey söyle bana.
Ah be Klara
Puan vermedi
Yapay zeka robot Klara'nın dilinden anlatılan ve Klaranın gerçek dünya deneyimlerinin nasıl geliştiğine odaklanan hikaye evet ilginç ve orijinal fakat beni biraz sıktı (henüz bitirmedim, bitirdiğimde fikrim değişirse güncellerim). Sanırım bunun nedeni, çok iyi tasarlanmış bir kitap olsa da yapay zeka ve derin öğrenme teknolojisi artık o kadar hızlı ilerliyor ki 5-10 yıl önce mükemmel bir hayal gücü diyebileceğiniz hikayeler hızla gerçekliğin gerisine düşebiliyor. Şu ana kadar ki fikrim bu şekilde, ilerleyen sayfalara göre incelemeyi güncelleyeceğim.
Klara ile GüneşKazuo Ishiguro · Yapı Kredi Yayınları · 20212,161 okunma
Reklam
5/10
·95 syf.·
2021 12. kitabı
Öncelikle belki bilmeyenler olabilir, belirtmekte fayda var: Harun Yahya'nın (diğer ismiyle Adnan Oktar) kitapları bizzat kendisi tarafından değil, kendi takipçileri (ya da mürit mi desek bilemedim) tarafından kaleme alınmış. Evrimle ilgili kitaplarını da bildiğim kadarıyla tıp doktoru olan iki takipçisi kaleme almaktaydı. Kitapla ilgili ilk belirtebileceğim nokta, isminin yanlış seçilmiş gibi gözükmesidir. Zira mikrobiyoloji mikro organizmaları incelediğinden ve kitapta daha çok insanın hücre biyolojisinden konu ve örnekler ele alınmış olmasından yola çıkarak yanlış bir isim seçimi yapıldığını düşündüm. İkinci husus, kitabın neredeyse tamamında ' tesadüf ' kelimesi sık sık kullanılarak, evrimin temel ilkesinin tesadüfe dayandığı gibi bir ana eleştiri noktası benimsenmiş ki burada da yanlış bir yol izlenmiş. Zira evrim, tesadüflerden değil 'doğal seçilim' adını verdiği bir temel ilkeden yola çıkıyor. Üçüncü husus, evrimi eleştirmekle Charles Darwin'i eleştirmek aynı şeymiş gibi bir tutum sergilenmiş. Darwin'den bu yana evrim teorisinde, doğal olarak bilimin de gelişimiyle çok sayıda gelişme olduğundan burada da yanlış bir noktadan hareket edilmiş gibi durmakta. Dördüncü husus, bazı biyolojik bilgiler hafifçe eğilmiş; mesela insan DNA'sında baz sayısı 3,2 milyar civarında iken kitapta '5 milyara yakın' gibi bir ifade kullanılmış. Eleştiri metinlerinde bu tarz 'kafamıza göre yuvarlayalım, zengin dursun' tutumları güven sarstığından sıkıntı oluşturabiliyor. Bazı noktalarda haklı bir eleştiri tonunu yakalamış. Mesela mutasyon konusunda... Fakat orayı da detaylandıramadığı için fazla puan toplayamamış. Yine epigenetik ile ilgili konulara biraz giriş yapar gibi olmuş fakat güçlü bir şekilde deliller ortaya koyarak ilerleyememiş. Yine embriyonik kök hücre konusuna (anne
Bilim
Evrimin Mikrobiyolojik ÇöküşüHarun Yahya · Dergah Ofset · 014 okunma
9/10
·266 syf.·
2020 13. kitabı
--düşük doz spoiler mevcuttur-- Huxley'in, 'Cesur Yeni Dünya' ile 1930'lu yıllardan günümüzden pek de uzakta durmayan geleceğimize fırlattığı ok, bizi insanların biyolojik olarak programlanarak üretildiği bir distopyayla yüzleştiriyor. Böyle bir dünyada rastgeleliğe asla yer yok. Doğa insanın tam hakimiyetinde. İmal edilen insanlar toplumsal ihtiyaçlara göre programlanabilirken 'ideal' bir toplumsal düzen amaçlanıyor. Günümüzdeki gen teknolojisinin CRISPR ile ulaştığı nokta geliyor insanın aklına. Bu teknolojiyle, tam bir programlama düzeyinde olmasa da artık genler değiştirilebiliyor. Yeni gen teknolojileri için hummalı çalışmalar da devam ederken Huxley'in öngördüğü dünyaya mı yaklaşıyoruz acaba, diye düşenmeden edemiyoruz. İnsan ister istemez Jiddu Krishnamurti'nin sözünü de anımsıyor, romanın satırlarında gezinirken: "Derinlemesine hastalıklı bir toplumla iyi uyum sağlamak, bir sağlık ölçütü olamaz." Romanda toplumsal evrimin sarsıcı gerçeklerine vurgu yapılan 16 ve 17. bölümleri özellikle başarılı buldum. Örneğin, bilimin sınırsız gelişimi ile toplum evriminin bir noktada çelişeceği ve bilimin o noktadan sonra topluma hizmet edemeyeceği gibi görüşler dikkat çekici ve günümüzde o sınıra çok yakın olduğumuz ve hatta o sınırı geçmiş olabileceğimizi de düşündürüyor. Belki de, dünyanın geleceğinin bir distopya olup olmayacağından çok nasıl bir distopya olacağı tartışmalıdır artık. Huxley'in Cesur Yeni Dünyası'na mı gebeyiz, yoksa Orwell'in 1984'üne mi? Kim bilir belki biraz ilkinden biraz ikincidendir. İnsanın seçeneği olması güzel. Ya da seçeneği olduğunu zannetmesi mi demeliydim?
Bilim-Kurgu
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,2bin okunma
9/10
·189 syf.·
2019 8. kitabı
"İlk 50 sayfada anlıyorum, iyi bir yazarla karşı karşıya olduğumu. Hikayenin nereye varacağı ile ilgili birkaç olasılık dönmeye başlıyor kafamda o sayfalarda. Araştırıyorum, ilk kitabıysa diyorum, bu adam fena bir şey olacak ileride. Üçüncü kitabı olduğunu görüyorum. Okumaya devam ediyorum. Üçte iki geçiliyor hikayede. Öyle mi, böyle mi, olasılıklar ikiye düşüyor kafamda. İlerliyorum. Bir dakika, hayır başka bir şey var, hikayede rahatsız edici bir şey algılamaya başlıyorum. Gerilimin dozu tadında artmaya devam ediyor. Başarılı bir anlatımla ilerliyor hikaye. Tamam her şey güzel. Ama hala o rahatsız edici şey mevcut. Daha hikayenin girişinde 'Bu yolda ışık yok' demesinden çıkarmalıydım belki. Zaten iki yerde de nedenini anlamadığım bir çelişki... Neler oluyor? Yazar bunu atlamış olamaz. Yok yani sanmıyorum. İlerliyorum. O rahatsız edici şey gerilimin dozunun artması mı? Hayır. Gerilime direnci yüksek biriyim. Bunu biliyorum. Peki ne? Kitap bitiyor. Düşünüyorum. Yazarı düşünüyorum. Nasıl tasarladığını. Hikaye içinde hikaye, ve onun içinde küçük hikayeler. Yeni bir şey değil elbette. Peki ne? Gece uyuyamayacağım gibi bir his düşüyor içime. Uyuyorum. Ama 5'inde uyanıyorum sabahın. Kafamda hala bu kitap var. Ve anlıyorum o rahatsız edici şeyi. Ana karakterin kendi yaşamımdan izler taşıdığını anlıyorum. Gözlerim büyüyor. Ürküyorum. Gerilim yok, korku yok, çok ürküyorum.. Belki hikayenin bir yerinde söz ettiği gibi, 'Başlarken de bittiği zamanki gibi ciddiyetten uzaktı' diyerek rahatlamaya çalışıyorum. Ana karakterin göremediği şeyi düşünüyorum ardından. Neyi atladı, neden böyle oldu? Buluyorum sonunda. Bu beni biraz rahatlatıyor. Ama zemin kaygan, diyorum içimden. Zemin çok kaygan..." Bu satırları buldum sahaftan aldığım kitabın son sayfasındaki boşluklarda... 9
Edebiyat
Her Şeyi Bitirmeyi DüşünüyorumIain Reid · Hep Kitap · 20161,452 okunma
10/10
·152 syf.·
2019 5. kitabı
'Çavdar Tarlasında Çocuklar' dan sonra teknik olarak (bana) kusursuz gözüken ikinci kitap oldu. Ama önemli bir farkla. Bu kitapta yazarlarımız ana temaları olan bilimsel konulara öyle ucundan kenarından değil, derinliğine hakimler. Anlatı bölümler ve bölümler de parçalara ayrılmış. Bazı parçalar ana karakterin perspektifinden, bazıları genel perspektiften anlatılmış. Kitap ilk 50-60 sayfasında temiz, kusursuz bir metin sunarken birkaç kancayla okuru yakalamayı başarıyor. 60 lı sayfalarda yığılmış bir karakter tanıtımı alanı var ki orada anlatı çuvallıyor mu, derken ilerledikçe aslında yazarların burada bir tercih yaptığı anlaşılıyor. Zira o bölgede iki seçenek var; ya o yığın anlatı uzun pasajlara yayılarak kitaba en az 100 sayfa daha eklenecek ya da okuru bunaltmadan 6-7 sayfalık dozunda bir yığınla bu alan böyle geçilecek. İkinciyi seçmişler ki bu da ayrıca tarafımca taktir edilen bir unsur oldu. Kimi yeni nesil yazarlarda gördüğümüz gibi sündürülerek uzatılmış ve bir katkı sağlamayan 50-100-150 boş-beleş sayfa geçmek zorunda kalmadığıma sevindim açıkçası. Ben bu paragrafı bahsi geçen bir kısım yeni nesil yazara laf sokmak amacıyla yazdım elbette. Yoksa ne alaka, Strugatski'ler iyi yani, fevkalade iyiler... Hikayeye gelirsek; özgün bir hikayeyle karşılaşıyoruz ve bu haliyle de beğeniyi hak ediyor. Bilim insanlarının kendi aralarında yaptıkları durum değerlendirme sohbetlerinde okurun bakış açısını zenginleştirmek amaçlanmış ki bu da artı puan. Yani kitap okura sadece iyi bir edebiyat metni sunmakla kalmamış, bir şeyler katmaya çalışmış. Bunu da okurun gözünün içine sokmadan kenardan kenardan, usul usul yapmayı başarmış. Ve ille de 300-500 sayfa dolduracağım kaygısıyla kasım kasım kasılmamış... Daha ne olsun? Son olarak kitabın
Edebiyat
Kıyamete Bir Milyar YılArkadi Strugatski · İthaki Yayınları · 20152,115 okunma
Reklam