Burası hırsızların ülkesiydi demek ki. Hırsızlık için bu kadar çok kelime varsa konuştukları dil de hırsızların diliydi. Malumatfuruş nick'li blogger kendisinin de hırsız olduğunun farkında değil miydi?
Kuzey ışıklarının en iyi izlenebildiği yer Finlandiya'nın Kuzey Kutup Dairesi içinde kalan Rovaniemi şehriydi ve İstanbul'dan uçuş dört saat kırk dakika sürüyordu.
Hepsi öyleydi, hepsi Allahlarına sanayide çalışan, gariban bir elektrikçinin cenazesine gidecek kadar iyi insan olduklarını ispat etme peşindeydiler. Allahlarının görevlendirdiği meleklerin bu cenazeye katılımı defterlerinin sevap tarafına yazdığından emin olmak istiyorlardı.
Galerisinde yüzlerce fotoğraf vardı, çoğu selfie, bakımsız, kadınsız, birkaçında arkadaşlarıyla işyerinde, birkaçında sanayiden çocuklarla maçta, inşaatta, yükseklerde, sokakta, ona ait olmayan şık arabaların önünde, oturmadığı bahçeli villaların önünde, belediyenin yeni açtığı, yüzme bilmediği için hiç yüzmediği açık yüzme havuzunun önünde, şortlu.
Beri bak oh Bacıbey ana... Kerim'in sesinde kendisini yüzde yüz haklı bulan onurlu bir erkeğin aşağılaştırmayan derin yakarışı vardı. "Yanılmaktasın anacığım! Üstesinden gelemem savaşçılığın... Kılıca güç yetiremem! Dinle ki bir..." Kerim, yüzüne, yaşlı gözlerle, biraz şaşkın, biraz da korkarak bakan Aslıhan'a gülümsedi. "Edebali şeyhimiz mi yiğit, Dündar Alp mı? Elini kılıca hiç sürmemiştir biri... Öteki doğdu doğalı kılıç sürükledi yanı sıra..."