Sadece bugünün şikayeti bugünün sorunu da değil ki, dağlar kıvrılır şu huzursuzluk hâline, yine yazının akışı belirlesin nereye gideceğini bu metnin, içim dökülsün etsin karanlığında bahtın, karanlığında gecenin - gündüzün karanlığı var mı da- var bu arada - bu kafa mı bu iş mi bu gösteriş mi, bu alışkanlığın kendi mi gecede gündüzde kör eden emin değilim ama günlerim karanlık içine- böyle dediğime de bakmayın bin kitap alemi, harbi eğlenirim de gülerim de yansıtırım da pozitifimi, pozitifi mi? Doğru tabi, pozitifimi kendi pozitifimi. Okuyacağım bir kitap, gideceğim bir yol, kaygılanıp da üstesinden geleceğim bir iş olsun yeter ki, peki bu kadar büyütmeye yeter mi ki abartmaya, söyleyeyim: yetiyor. Beklentim fazla sanırım hâlâ, direnç koyduğumu iddia ettiğim şu çirkin çürümüşlükte hâlâ daha yeşillenecek, dallanıp budaklanacak güzellikler buluyorum, ümit kaybolmuyor yani, evril babam evril, tanrıya, meditasyona, film iştahıma vs evriliyor. Evrilsin de ama bir önümüzü görelim istedik diye de bu kadar elden eteğimizi çekmiş bellemeyin şu zıkkım erkeklikten, parasız reklamsız adamdan saymıyorsunuz belli de bari şu hâli itiraf edip ona göre de bir empati devşirin, okumuşun ağlaması koyuyorum bu iletinin adını. Bir o eksikti zaten, onu da az önce tamamladım, fakirin varlığı da böyle oluyor işte, geleceğe kararsızlıklar kaygılar yanında eşdeğerinden büyük umutlar, çabalar, şikayetler fışkırtacağım miras olarak.
Abiniz kendini cömertlikten de, ince düşünmelerden de emekli etme dualarıyla uyumayıp zaten ertesi güne de kabul olmuş uyanmıyor, olay dua da değil duasızlıkta, olsa denenmişlerden gözlerdim.
Yarın işimize bakalım, çantamızı takalım, yüzüklerimizi takınıp blisterin yolunu tutalım, kendi kendi yolumuz diye hakkını her gün yeniden verelim, ne diyelim, belki hat höt,