lâl

bu kahve bize bazen bir rahim, bazen de bir mezar. kuytusunda saklanıyoruz, çürüyoruz, kokuşuyoruz ama bir şekilde yaşıyoruz. şehir üzerimize geldikçe bu deliğe kaçıyoruz. bize ne “gel” diyen var ne “git”. yokmuşuz gibi. ya da hep buradaymışız gibi. yokluğumuzla varlığımızın birbirine bu kadar yakın olduğu tek yer. bu kahve her yer. her sabah burada doğuyoruz ve her akşam burada ölüyoruz.
Sayfa 12
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
o bulutun gölgesinde durmaksızın hissettiğim biz ve onlar hissi bana şu an iyi geliyor. bizim bakacak bir saatimiz, gidecek bir işimiz, faturalarını ödemekle yükümlü olduğumuz bir evimiz, başlarına bir şey gelmesinden korktuğumuz bir ailemiz, inandığımız bir tanrımız… yok mu gerçekten? yok. benim epeydir yok.
Sayfa 10
kadınlar böyledir işte. intikam hissi gözlerini bürüdü mü deli gücü kazanırlar.
Sayfa 50
“ah, ne olursa olsun kadınlar neredeyse her zaman haklı çıkıyorlar, kadınlara bahşedilen yetenek nedir biliyor musun?” “nedir?” “olası sonuçları görmek. bir erkek daha burnunu uzatmadan, aklı başında bir kadın yolun en sonunu bile görüp olacakların kokusunu alır.”
Sayfa 60