"Bir roman ya yazılır, ya yaşanır. Ben sana hemen tutkun olduğumu hissettim, fakat yazmak için değil, yaşamak için! Ben sana kollarımı uzatıyorum ve sen, bana ellerini, dudaklarını uzatacağın yerde, yazmak için mürekkepli kalemimi uzatıyorsun."
Eğer sonra, olmadığı şeymiş gibi olmayı bırakır da olduğu kişi olarak ortaya çıkmaya kalkarsa, o zaman bir İsa ya da bir hayalet olarak ortaya çıkar, bir insan olarak değil: Hiçbir bedene sahip olmadan var olmakla o hiç bedendir, hiç-kimsedir.
Düşüşüme sadece kendim engel olabileceğim bir durumda olduğumu anlamış olmalıyım. Kendine yeten ve kendi dertlerini halledebileceklerine güvendiğim bir annem ve babam olsaydı, varlıklı bir çocuk olsaydım, kendimi serbest bırakıp düşüşe geçerdim; üstüne düşebileceğim, daha sonra da oradan kalkışa geçebileceğim bir dip noktayı biri benim için hazırlayabilseydi. Ama ya kendi varlığınızdan başka hiçbir dayanak noktası yoksa? Ya tam bir sıfırsanız? Ya sizi, kendinizden başka, yakalayacak kimse yoksa?