9/10
·392 syf.··
2026 52. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 00:00
Sydney, hayalini kurduğu Madrona Vakfı’na kabul edildiğinde bunun hayatındaki en büyük fırsat olduğunu düşünüyordu. Alzheimer araştırmaları yapan bu gizemli yerde hem kendini kanıtlayacak hem de geleceğini kurtaracaktı. Ama vakfa geldiği ilk andan itibaren hissettiği o tuhaf sessizlik, karanlık atmosfer ve insanların gözlerinde sakladığı şeyler ona burada hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını hissettirdi. Vakfın koridorlarında dolaşan garip olaylar, gördüğünden emin olamadığı hayaletler, yaralı hayvanlar ve insanların davranışlarındaki değişim Sydney’in kendi aklından bile şüphe etmesine neden oluyor. Özellikle profesör Kincaid… Ona yaklaşmak istiyor çünkü yanında kendini güvende hissediyor ama aynı zamanda adamın sakladığı gerçeklerden korkuyor. Aralarındaki bağ güçlendikçe Sydney, vakfın içinde yürütülen deneylerin sandığından çok daha tehlikeli olduğunu anlamaya başlıyor. Diğer öğrenciler de zamanla değişmeye başlıyor ve herkes sanki görünmez bir şeyin etkisi altındaymış gibi davranıyor. Sydney ise hem kendi zihniyle savaşırken hem de gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışıyor. Çünkü öğrendiği her şey onu ya kurtuluşa götürecek ya da tamamen karanlığın içine çekecek. Ve o şaşırtan ters köşe yapan o son!!! Kitap daha ilk sayfalarda beni kendi atmosferinin içine çekmeyi başardı. Çünkü bazı kitaplar vardır, daha ne olduğunu tam anlayamadan bile o havayı okuyucuya geçirir. Düşünsenize; çok ünlü bir vakfın içindesiniz ama dış dünyayla bütün bağınız kopmuş. İnternet yok, telefon yok, dışarıyla iletişim kurabileceğiniz hiçbir şey yok. Sanki görünmez duvarların arasında sıkışıp kalmışsınız gibi… O izolasyon hissi kitabın her sayfasında daha da ağırlaşıyor. Her bölüm bittiğinde “Bir sonrakinde ne olacak?” merakıyla okumaya devam ettim. Bana göre gerilim dozu başlarda sinsice
Ölümcül KonularKarina Halle · Nox Yayınları · 202552 okunma
Hangi “memleket“in hikâyeleri?
2/10
·278 syf.··
2026 12. kitabı
·
393 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 00:00
• Vaktiyle kayıt altına alınmış geçmişi geride bir yerde unutmak, yeni bir tarih yazmak için gerekirse alfabe değiştiririz. (s.10) • Taşranın pek çok şehrinde milletten anlaşılan Türk milleti değil. İyi ki de değil demek mümkün, gel gelelim kazın ayağı pek öyle değil. Etnik kökeni alabildiğine karışık olmasına rağmen “Türk milleti”, millet sözcüğünü çoğu zaman milliyetçilikle birlikte, nefret suçlarını körüklemek, düşmanlık beslemek için siyasi bir anlam yükleyerek kullanıyor. (s.25) • (…) Ne zaman ki içlerinden biri, bir zamanlar bu şehirde Ermenilerin, Rumların, hatta Yahudilerin yaşadığını söylemeye kalkıyor, işte o zaman öfkeleniyorlar. Bu iyi insanların kullandıkları dil, ağızlarında insanlığı parçalayan çarklara dönüşüyor. Söyleyeni söylediğine pişman ediyorlar. 1915’i duymuşlukları yok. Ya da geçmişi mükemmelen silen bir hafızaları var. (s.66) • …onulmaz bir hastalık olarak milliyetçilik… (s.75) *** *** *** Ne kitabın ismi? Memleket Hikâyeleri. Peki sormak lazım. Hangi milletin hikâyeleri bunlar? “TÜRK” milletinin hikâyeleri olmadığı kuşkusuz. Yazar hanımımız ya hikâyelerini yazdığı(nı iddia ettiği) bu memleketi tanımıyor ya da işine böylesi geliyor. Bu hikâyeler, Anadolu'daki, beyni sosyalizm-marksizm çamuruna bulanmamış hiçbir vatandaşın yüreğine dokunamaz. Anca “Allah bizim belamızı versin, niye Türk olarak dünyaya geldik? Keşke başka bir etnik kimliğe mensup olsaydık ama Türk olmasaydık, utanıyorum Türklüğümden, dünyanın en utanç verici şeyi Türklük, Allah biz Türkleri kahretsin,” diye düşünen, dünyayı hâlâ 1950’lerin sağ/sol dünyası olarak görüp yorumlayan tatlı su hümanistlerinin yüreğine dokunur. Bırak Anadolu'yu, bu hikâyeler Cihangir’in bir mahalle doğusundan öteye geçemez. Bir de böyle afili bir isim koymuşlar. Yahu Refik Halit Karay'ın kitabı
Edebiyat
Memleket HikayeleriAyfer Tunç · İletişim Yayınevi · 2012498 okunma
Reklam
Spoiler içerir!!!
6/10
·368 syf.·
2026 120. kitabı
SPOILER!!!!!!!!!!! Bu kitap 2022 korku kategorisinde 1. olmuş başlangıçta sıkıcı gelse de sonra sardı evet resimlerle ilerlemesi de evet ama onun dışında klasikti hatta basit bir hayalet hikayesine sardı. Hatta sonunda nasıl serbest kaldı kısmı hemencecik atlanmış gibiydi. Aktı mı evet ama dediğim gibi bir kategoride 1. olmuş kitap buysa o yılın diğer kitaplarıda mı basitti ya da pr olayı anlayamadım. Abartıldığını düşünüyorum.
2026 Okuma Raporları
Saklı ResimlerJason Rekulak · İthaki Yayınları · 2025233 okunma
Puan vermedi·208 syf.··
2026 13. kitabı
Bazı kitaplar vardır, bittiğinde kapağını kapatır ve rafınıza kaldırırsınız. Zygmunt Bauman’ın Akışkan Hayat’ı ise tam tersini yapıyor: Kapağı kapandığı an sizi kendi hayatınızın ortasında çırılçıplak, üstelik elinizde neoliberalizmin faturasıyla yapayalnız bırakıyor. Bauman bu sarsıcı metinde, katı modernitenin o sığınak sığ güvenliğini (kalıcı meslekleri, köklü aidiyetleri, kurumları) nasıl birer birer eritip akışkanlaştırdığımızın otopsisini yapıyor. Artık hiçbir toplumsal formun, hiçbir ilişkinin veya kimliğin, içine yerleşmemize ve kök salmamıza izin verecek kadar uzun süre hayatta kalamadığı tuhaf bir panayırdayız. Bu panayırın tek bir mutlak yasası var: Hız. Durursan ıskartaya çıkarsın, bağlanırsan elenirsin, esnemezsen kırılırsın. Kitabı okurken altını çizdiğim kavramlar, her gün sokakta, plazada ya da dijital ekranda içinden geçtiğimiz o görünmez dogmaları (doxa) birer birer deşifre etti. Bauman’ın kuramsal süzgecinden bugünün Türkiye manzarasına baktığımda parçalar korkunç bir netlikle yerine oturdu: Bizler katılaşmaktan, yani sistemin hızını kaçırmaktan o kadar korkuyoruz ki, kendimizi sonsuz bir in statu nascendi (doğum anında olma) yanılsamasına mahkûm ediyoruz. Bir kimliğe, bir ahlaka ömür boyu sadık kalmak esnekliği bozduğu için, manevi pazardan işimize gelen parçaları koparıp melez can yelekleri dikiyoruz kendimize. Muhafazakar elitlerin lüks otellerdeki şatafatlı bebek mevlütleri (Mevlüt ile Baby Shower evliliği), kapitalizmin acımasız çarklarında ezilirken "bolluk bereketi esmalarla manifestleyen" o spiritüel lümpen proletarya, tam da Bauman’ın işaret ettiği o trajik "açık büfe dindarlığının" somut kanıtları. Sistem, yapısal sömürünün yarattığı anksiyeteyi, kişisel gelişim tezgahlarında uyuşturup bizi çarkların arasına geri fırlatıyor. Bauman’ın
Sosyoloji
Akışkan HayatZygmunt Bauman · Ayrıntı Yayınları · 2018131 okunma
9/10
·519 syf.··
2026 109. kitabı
Ferrante’nin en sevdiğim yanı, karakterlerini kusurlarıyla birlikte anlatabilmesi. Bu kitapta kimse tamamen haklı ya da tamamen suçlu değil. Yoksulluk, sınıf farkı, kadın olmak, eğitim ve özgürlük arayışı tüm bunlar karakterlerin seçimlerine öyle doğal bir şekilde işlenmiş ki sayfalar ilerledikçe Napoli’nin dar sokakları da karakterler kadar canlı hale geliyor. İlk kitaba göre daha yoğun, daha olgun ve duygusal olarak daha sarsıcı buldum. Özellikle Lila’nın yaşadıkları uzun süre aklımdan çıkmayacak. Seri boyunca unutamayacağım birçok sahne bu kitapta yer aldı. Benim için yalnızca bir arkadaşlık hikayesi değil büyümenin, değişmenin ve bazen en yakın olduğumuz insanla bile aramıza görünmez mesafeler girmesinin hikayesiydi.
Yeni Soyadının HikayesiElena Ferrante · Everest Yayınları · 20251,871 okunma
8/10
·96 syf.··
2026 169. kitabı
Hayallerinden Asla Vazgeçme: Sen Harika Bir Çocuksun #okudumbitti Bir çocuğun omzuna usulca dokunup “Ben buradayım, yapabilirsin” diyen bir kitap. Yazardan okuduğum ikinci kitaptı ve yine aynı şeyi düşündüm: Kalemi çok yumuşak ama etkisi çok güçlü. Slogan gibi konuşmadan, parmak sallamadan, çocuğun dünyasına girip onun diliyle cesaret veriyor. Her hikâyede farklı bir hayal, farklı bir mücadele var; ama hepsinin sonunda çocuğa kalan şey şu oluyor: “Korksam da deneyeyim. Küçük de olsa bir adım atayım.” Benim en sevdiğim tarafı, “başarı”yı sadece sonuç gibi göstermemesi. Bazen bir çocuk için en büyük zafer; fikrini söylemek, ilk kez arkadaşının yanına gidip “oynayalım mı?” demek, hata yapınca kendine kızmak yerine tekrar denemek… Kitap bunu o kadar doğal anlatıyor ki, okurken içten içe “Bu cümleleri her çocuk duysa keşke” diye geçirdim. Dili akıcı, bölümler kısa ve temposu iyi; özellikle sınıfta okuma saati ya da uyku öncesi birkaç sayfa için çok uygun. Üstelik sadece çocuğa değil, ebeveyne de küçük bir hatırlatma yapıyor: Çocukların hayallerini büyüten şey bazen büyük konuşmalar değil; duyulmak, anlaşılmak ve güven görmek. Eğer çocuğunuzun kendine güvenini besleyecek, “Ben değerliyim” hissini güçlendirecek, hayal kurmayı yeniden parlatacak bir kitap arıyorsanız, bu seri gerçekten güzel bir seçenek. Peki sizin (ya da çocuğunuzun) en büyük hayali ne? Yorumlara yazın, birbirimize ilham olalım. @teraskitap #hayallerindenaslavazgeçme #senharikabirçocuksun #kitapkolikkafasikitapyorumu #reklamdeğilöneri
Hayallerinden Asla Vazgeçme: Sen Harika Bir ÇocuksunEllen Mills · Teras Kitap · 20261 okunma
Reklam
Reklam