Yalnızlığa alışkındı, kalabalıkların ortasında bile tek başına yaşar, kararlarını tek başına alır, kendini bir ketumiyet kalesinin içinde herkesten gizlerdi ama birçok yalnız gibi o da yalnızlığını saran, yalnızlığın parçası haline gelen evi, sokakları, şehri, insanları hep etrafında görmek isterdi. Onlar yalnızlığını azaltmaz ama yalnızlığını hayatının içine güvenilir bir halde yerleştirirlerdi, simdi alıştığı yerden koparıldığında sanki yalnızlığını da kaybetmişti, onunla birlikte kendisini de kaybolmuş, eksilmiş, güçsüzleşmiş hissediyordu.
Hayat bir parça nakış işlemesine benzetilebilir. Hayatının ilk yarısındaki herkes işlemenin ön tarafını görür, ikinci yarısında ise tersini. İkincisi o kadar güzel değildir, ama daha öğreticidir, çünkü iplerin birbirine nasıl bağlandığını görmemizi sağlar.
Yurt, yalnız iktidarda olanların düşündükleri biçimde sevilmez. Onu sevmenin, sevmeyi bilmenin türlü türlü yolu vardır. Gerçek ulusal birlik, bu ayrı ayrı, birbirine karşıt düşüncelerin düzeninden doğar.
Bu büyük yakınlık içinde nefret sevgiyi biçebilirdi, çünkü sevgi nasıl olsa ot gibi büyüyüveriyordu. Ağıza alınan hava kadar ömürleri kısa süren kırgınlıkları özürler hemen siliyordu. Kavga isteyerek çıkarılıyor, sözler ise istemeden sarfediliyordu. Öfke bittiğinde
hep, uydurulmuş sözlere başvurmaksızın, sevgi dile geliyordu. Sevgi hep vardı. Ama kavga sırasında tırnaklarını çıkarıyordu.