Hüseyin Cahid, neredeyse çocuk denecek çağda, bir hevesle kaleme aldığı Nadide’yi basmaya yanaşmayan Bab-ı Ali kitapçılarına hayretle, “hiçbiri kendilerine getirilen mücevherin kıymetini takdir edemiyordu, böyle büyük bir fırsatı kaçırıyorlardı” demektedir. Nihayetinde, Nadide, başında Ahmed Midhat Efendi’nin bu genç yazara “parlak bir istikbal” vaad eden takriziyle yayımlanır.
Hangisi haklı? Hüseyin Cahid’in ilk kitaplarını basmaya yanaşmayan Bab-ı Ali kitapçıları mı, ona bir romancı olarak parlak bir istikbal vaad eden Ahmet Midhat mi?
Hüseyin Cahid, ilk romanı Nadide’nin arka kapağında “muharririn der-dest-i asarı”, diğer eserleri başlığı altında bir yığın eser adı sıralar ve “kamilen basılmıştır” notunu düşer sahife altına. Henüz on altı yaşındadır. Olgunluk çağında kaleme aldığı Edebi Hatıralar’ında ise şöyle demektedir: “Çok şükür ki bunların hiçbiri basılmadı.”
Dünyaca ünlü Gürcistanlı şair Mayakovski hapishaneden çıkarken, şiirlerini gardiyanlar elinden alır. O zaman üzülmüş olmalı. Lakin sonraları, şiir dilini oluşturmaya çalıştığı bu ilk örnekleri gardiyanlara kaptırdığı için memnundur, “Sağ olsunlar” der ve sorar kendi kendine: “Ya basılmış olsaydı?”
Madalyonun bir de başka yüzü var ama.
Dostoyevski, para için Kumarbaz’ı yazarken Ecinniler diye bir şey “çiziktirdiğinden” söz etmektedir küçümser bir edayla. Oysa Dostoyevski’yi asıl bulacağımız yer Kumarbaz’dan önce Ecinniler’dir kuşkusuz.
Turgeniev Dosto’ya yazdığı bir mektupta Babalar ve Oğullar’dan bahisle “Çok sevdiğim kimseler eserimi ateşe atmamı salık verdiler.” demektedir. Babalar ve Oğullar dünya romanının baş eserlerinden. Turgeniev ya o çok sevdiği kimselere inanmış olsaydı?
İlk yazdıklarını gösterdiği eleştirmenler, Balzac’a, yazmaktan vazgeçmesini öğütlerler. Peki Balzac, bu öğütleri tutmuş