savaşın gölgesinde bir aşk hikayesi..
9/10
·512 syf.··
2026 21. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 15:40
İkinci Dünya Savaşı yıllarında Almanya’da geçen etkileyici bir tarihî kurgu eseridir. Yazar kendi hayatından anlatılardan yola çıkarak anlattığı Romanın merkezinde, Alman bir genç olan Christine Bölz ile Yahudi genç Isaac Bauerman arasındaki aşk hikâyesi yer alır. Çocukluklarından beri birbirlerini seven bu iki genç, Nazi rejiminin yükselişiyle birlikte büyük zorluklarla karşı karşıya kalır. Nazi ideolojisi, Yahudileri toplumdan dışlamaya ve onları insanlık dışı uygulamalara maruz bırakmaya başladığında Isaac ve ailesinin hayatı tamamen değişir. Christine ise sevdiği insanı ve onun ailesini koruyabilmek için büyük riskler almak zorunda kalır. Roman, aşk ve insanlık temalarının yanında Nazi Almanyası’nın Yahudilere uyguladığı zulmü de güçlü bir şekilde gözler önüne serer. Yahudilerin işlerinden çıkarılması, temel haklarının ellerinden alınması, mallarına el konulması, toplumdan dışlanmaları ve sonunda toplama kamplarına gönderilmeleri ayrıntılı biçimde anlatılır. Özellikle Nazi yönetiminin sistematik ayrımcılığı ve nefret politikaları sonucunda milyonlarca Yahudi’nin yaşadığı acılar, karakterlerin deneyimleri üzerinden okuyucuya aktarılır. Tarihte Holokost olarak bilinen bu süreçte yaklaşık altı milyon Yahudi hayatını kaybetmiştir. Roman, savaşın yalnızca cephelerde yaşanmadığını; sıradan insanların hayatlarını, ailelerini ve ilişkilerini nasıl derinden etkilediğini gösterir. Christine ve Isaac’ın hikâyesi üzerinden sevginin, umudun ve insanlığın en karanlık dönemlerde bile var olabileceği vurgulanırken, Nazi zulmünün bireyler ve toplum üzerindeki yıkıcı etkileri de çarpıcı bir şekilde ortaya konur.
Erik AğacıEllen Marie Wiseman · Arkadya Yayınları · 20163,810 okunma
"Toz pembe hayaller vardı. Pembesi gitti, tozu kaldı. "
8/10
·144 syf.··
2026 20. kitabı
SPOILER İÇERİR. Irène Némirovsky’nin henüz 23 yaşında yazdığı ilk romanı Yanılgı, adının hakkını sonuna kadar veren, aşkı ve insan ilişkilerini romantik bir pırıltıdan arındırarak "iletişimsizliğin" ve "yanlış beklentilerin" trajedisine dönüştüren muazzam bir psikolojik tahlil eseri. Demet Akalın'ın şarkısında dediği gibi toz pembe hayallerin, pembesinin gidişini ve tozunun ortada savrulmasını okuyoruz. Yanılgı, Birinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından güney Fransa'da bir sahil kasabasında yolları kesişen aristokrat Denise ile savaşın gölgesinde her şeyini kaybetmiş gururlu Yves'in trajik aşkını (Denise evlidir,aslında bu bir aldatma) konu alır. Birbirlerini çok farklı ideallerle kafalarında büyüten bu iki insan, Paris’in gri ve boğucu atmosferine döndüklerinde aralarındaki sınıfsal uçurumla ve aşılmaz karakter zıtlıklarıyla yüzleşmek zorunda kalırlar. Aslinda bambaşka hayatlar yaşayan iki insanın arasında yaşanan, belirli kısa zamanlarda buluşarak tamamen cinselliğe dönen ve gerçek hayatlarına ve kimliklerine dair hicbir sey paylaşamadıkları bir iletişim biçimi haline gelir. Hatta öyleki ilerledikçe Yves bu ilişkiyi bir zorunluluk olarak görmeye ve bunalmaya başlar. Denise, Yves’e karşı yıkıcı ve körü körüne bir tutku besleyerek ailesini bile ihmal ederken; Yves içine düştüğü depresyonun, kibrin ve maddi yetersizliklerin faturasını sessiz duvarlar örerek Denise'e keser. Némirovsky, her iki karakterin de aslında birbirini hiç anlamadığını ve tamamen kendi zihinlerindeki illüzyonlara aşık olduğunu göstererek, bu iletişimsizliği kaçınılmaz ve sarsıcı bir duygusal kopuşla noktalar. Karakterlerin birbirini asla gerçekten "görememez" . Bir yanda savaşın getirdiği yıkımla sadece maddi refahını değil, ruhsal dengesini de kaybetmiş, gururu ve kibri yaralı Yves var; diğer
YanılgıIrene Némirovsky · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024706 okunma
Reklam
6/10
·110 syf.··
2026 46. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 01:37
~yorum Zweig okumayı çok severim ve çoğunu okudum. Bu kitabı maalesef pek sevemedim. Sürekli Yahudi tarihini okumak beni biraz sıktı. Odaklanmakta zorlandım. Bir şamdan uğruna bir halkın yaşadığı acıları okuyoruz. Kısacası sevemedim.
Gömülü ŞamdanStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202217,9bin okunma
9/10
·372 syf.·
2026 14. kitabı
Ayşe Kulin ne yazarsa okuyacağım bir yazar benim için, dilini ve kurgusunu çok seviyorum. Nefes Nefese bir dönem kitabı, tarihi gerçekleri, gerçek kişiler ve biraz kurgu ile yazmış. Kitabın girişinde bahse konu diplomatların isimleri de yazıyor. Avrupa ülkelerinin çoğunu işgal eden Nazilerden kaçan Yahudi vatandaşlarımızı ve onları kamplardan kurtarıp ülkelerine getirmeye çabalayan Türk diplomatları anlatıyor. Okurken yer yer üzüldüm, yer yer gururlandım. Nazilerle papaz olmamak için Yahudi soykırımına göz yuman onların insanlık haklarını yok sayan devletlerin yanında, ayrım yapmadan tüm vatandaşları için ortalığı ayağa kaldıran bir devlete mensup olduğumuz için ne kadar sevinsek az.
Nefes NefeseAyşe Kulin · Everest Yayınları · 201313,6bin okunma
7/10
·224 syf.··
2026 45. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 17:46
Çocukluk travmalarının yetişkinlikteki psikolojik ve bedensel etkilerine odaklanan psikanalitik bir eserdir. Kitap, bastırılmış çocukluk yaşantılarının yalnızca zihinsel düzeyde değil, bedensel belirtiler üzerinden de kendini ifade ettiğini savunarak “bedenin hafızası” fikrini merkeze alır. Kitabın en güçlü yönü, travmayı sadece psikolojik bir kavram olarak değil, bütüncül bir insan deneyimi olarak ele almasıdır. Miller, özellikle çocuklukta bastırılan duyguların ilerleyen yaşlarda farklı psikolojik sorunlar ve bedensel tepkiler şeklinde ortaya çıkabileceğini vurgular. Bu yaklaşım, ebeveynlik ve erken dönem yaşantıların insan hayatındaki etkisini çarpıcı biçimde görünür kılar. Yazarın psikanalitik yaklaşımı zaman zaman tek yönlü ve kesin ifadeler içerir; modern travma psikolojisinin nörobiyolojik ve çok faktörlü modelleriyle yeterince diyalog kurulmaz. Bu durum, metnin bilimsel çeşitliliğini sınırlayan bir etki yaratır. Kitapta dikkat çeken bir diğer nokta ise dini emirlerin numaralandırılmasındaki farklılıktır. “Ana-babaya hürmet edeceksin” ifadesi bazı bölümlerde 4. emir olarak geçmektedir. Araştırmalarıma göre bu numaralandırma Katolik ve Lutheran geleneklerde kullanılırken Yahudi ve çoğu Protestan (Reform/Anglikan dâhil) geleneğinde aynı emir 5. emir olarak kabul edilir. Kitapta bu farkın açıklanmaması, bazı okurlar için metinde tutarsızlık veya hata hissi oluşturabilir. Genel olarak, travma, çocukluk deneyimleri ve bastırılmış duygular arasındaki ilişkiyi güçlü biçimde tartışan, düşündürücü bir metindir ancak kuramsal tek yönlülüğü ve bazı kavramsal açıklama eksiklikleri nedeniyle daha dengeli bir bilimsel çerçeve sunmakta sınırlı kalır.
Psikoloji
Beden Asla Yalan SöylemezAlice Miller · Okuyan Us Yayınları · 20194,205 okunma
Yazım değil klavyem bozuk.
Puan vermedi·%80 (402/501 syf.)··
19 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 08:14
Bence Zweig, "Dünün Dünyası" sancısını çektiği için, güvenli, medeni ve kendine hak gördüğü bir dünyanın yok oluşunu bizzat tecrübe ettiği için, Filistin'de nesillerdir devam eden bu yıkımı modern barbarlığın bir kanıtı sayardı. Biliyorum dan diye girdim ama bu budur. Zweig öldüğünde Filistin halkı zaten acı çekiyordu. Ancak Zweig bu acıyı örgütlü bir Yahudi devletinin zulmü olarak değil, İngiliz sömürgeciliğinin ve Nazi zulmünden kaçan çaresiz mültecilerin yarattığı trajik bir bölgesel çatışma olarak gördü, bence. Ve oraya sışınan yahudiler ile zaten orada olan azınlığın arasındaki farkı da bilirdi. Eğer 1948 sonrasını ve bugünkü iğrenç askeri işgali görebilseydi, Theodor Herzl'in o "saf rüyasının" nasıl bir kanlı pisliğe dönüştüğünü fark edip çok daha büyük bir yıkım yaşayacaktı. 1 2 yıl erken intihar edebilirdi belki. Şu adama temasını okuduğum yerde kitanı bırakabilirdim. Yine Zweig, bir mektubunda Filistin'de bir Yahudi yaşamı kurma çabalarını eleştirerek genel olarak gençlere "Filistin'e gitmek yerine diller öğrenmesini ve küresel bir serbest ruh olarak kalmasını" tavsiye etmiştir. Zweig, Yahudilerin o topraklara gidip yerleşmesini yapay ve zorlama bir milliyetçilik projesi olarak gördüğünü anlıyorum. Zweig, Siyonizm'in Filistin'de bir devlet kurma fikrine karşı çıkarken en büyük savunusu dayanağı argumanı da barış barış barıştı. O dönem Filistin'e yapılan zorunlu göçlerin, ki bana göre bu sığınmadır ve toprak satın alımlarının ki bu konu da fikrim de çoğunluğa uymuyor, yerel Arap nüfusla bir çatışma ve şiddet doğuracağını biliyordu. Doğurdu da. İntihar ettiği için birinci nakba felaketini göremedi. Ama evet felaket yaşandı. Zweig, Yahudiliğin tarih boyunca orduya, silaha ve sınırlara ihtiyaç duymadan hayatta kalmasını bir gurur kaynağı olarak görüyordu zaten
Edebiyat
Dünün DünyasıStefan Zweig · Can Yayınları · 20242,683 okunma
Reklam
Reklam