• Efendimiz Muhammed(sav) tarafından verilen diğer bir müjde, müminlerle Yahudiler arasında büyük bir savaşın yaşanacağı ve bu savaşta müminlerin ilahi yardım alarak Yahudileri bozguna uğratacağı haberidir.
    "Müslümanlarla Yahudiler çarpışmadan kıyamet kopmayacak. O gün Müslümanlar, Yahudileri bozguna uğratacak. Öyle ki bir Yahudi, taşın/ağacın ardına saklanacak, o ağaç/taş, 'Ey müslüman! Ey Allah' ın kulu! İşte bir Yahudi. Ardımda duruyor. Öldür onu! 'diyecek"
    (Müslim)
    Ragıb es-Sercani
    Sayfa 9 - Hz, Muhammed (sav)
  • "Romalılar Kudüs’ten Yahudileri kovdular. Dördüncü yüzyıla kadar, yani Roma imparatoru Konstantin Hıristiyan olana kadar Hıristiyanlara da baskı uyguluyorlardı. Konstantin Hıristiyan olduktan sonra annesi Helena Kudüs’e geldi ve ilk Hıristiyan kiliselerinin burada, İsa’nın hayatıyla ilgili yerlerde inşa edilmesini istedi. Bu olaydan sonra Kudüs tekrar önem kazandı. 614’te Pers ordusu burayı ele geçirince Yahudilerin de yardımıyla Hıristiyanları katlettiler. Roma’’nın devamı olan Bizans 628’de tekrar Kudüs’ü ele geçirdi. Aynı yıl Muhammed Peygamber tarafından oluşturulan bir ordu Mekke’yi fethedince ortaya yeni bir dinî güç çıktı: İslam. On yıl sonra Halife Ömer, Bizansı mağlup edip Kudüs’ü fethetti. İslam İbrahim’i ve Eski Ahit’i kutsal kabul ettiği için Müslümanlar da Kudüs’ü kutsal kabul eder. Dahası Müslümanlar, peygamberlerinin burada, İbrahim’in oğlunu kurban etmek istediği, Yahudilerin birinci ve ikinci tapınaklarını inşa ettikleri taş üzerinde göğe yükseldiğine inanırlar. Romalıların Moriya Dağı’nda bıraktıkları yıkıntılar temizlendi ve Müslümanlar burada iki kutsal mekân inşa ettiler. 691’de Kubbet-üs Sahra, 705’te de Mescid-i Aksa inşa edildi, ikisi de Tapınak Tepesi’ndedir.” Haim eliyle sol tarafındaki güneş gibi parlayan kubbeyi de içine alarak Ağlama Duvarı’nın arkasındaki tepeyi işaret etti. Bu kubbe eski şehrin mücevheri gibiydi.
    Haim, devam etti. “Hıristiyanlar ve Yahudilerin Moriya Dağı’ndaki bu bölgeye girmeleri yasaklandı ama Kudüs’te yaşamaya devam ettiler. On birinci yüzyıla kadar hoşgörülü bir yönetim uyguladılar. Fakat on birinci yüzyılda Müslümanlar yaklaşımlarını değiştirip Hıristiyan ve Yahudilerin Kudüs’e girmelerini yasakladılar. Problemler o zaman ortaya çıktı. Hıristiyan Avrupa buna kötü karşılık verdi ve Haçlı Seferleri başladı. Hıristiyanlar Kudüs’ü ele geçirdi. Hatta tapınağın adını kullanarak dinî bir tarikat bile kurdular.”
    “Süleyman Tapınağı ve İsa’nın Fakir Askerleri.”
    “Evet. Tapınak Tarikatı’nın Şövalyeleri, başka bir deyişle Tapınak Şövalyeleri. Karargâhlarını buraya Tapınak Tepesi’ne kurdular ve kazı yapmaya başladılar. Önemli eserler buldular ama ne bulduklarını bilmiyoruz. Bazıları Ahit Sandığı’nı ve Son Yemek’te İsa’nın kullandığı ve çarmığa gerilirken kanının toplandığı kadehi bulduklarını söylediler.”
    “Kutsal Kâse.”
    “Evet. Torino Kefeni’ni, yani çarmıha gerildikten sonra İsa’nın sarmalandığı kefeni bulduklarını söyleyenler bile oldu. Bunlar çözülmemiş gizemler olarak varlıklarını sürdürüyor ve Moriya Dağı’nı Hıristiyanlar için önemli bir yer haline getiriyor.”
    İbadet bölümüne yaklaştıkça insanların dua etmeden önce ellerini yıkadıklarını gördüler. Duvarın önünde erkekler ve kadınlar mehitza tarafından ayrılmış bir şekilde başlarını ve gözlerini ritmik hareketlerle sallıyorlardı. Bazıları ellerinde ufak kitaplar tutuyordu.
    Pazar yerinin kuzey köşesinden çıkıp Zincir Sokağı’na girdiler. Zalim Tatar Prensi Barka Han’ın gömülü olduğu Halidi Kütüphanesi’nin önünden geçerek Davud Sokağı’na doğru ilerlediler. Öğleden sonra iki olmuştu, acıkmışlardı. Haim misafirini sakin Yahudi Bölgesindeki bir restorana götürdü. Restoranda humus, tabule ve baharatlı harif sosuyla servis edilen pideli kebaplardan yediler. Bakır fincanlarda servis edilen sert bir kahve olan katzar’larını içtiler.
    Yediklerini hazmederken Ermeni Bölgesi’ni Hıristiyan Bölgesinden ayıran Davud Sokağı’ndan geçtiler. Neşeli bir pazar havası vardı burada. Tıklım tıklım dolu dükkânlarda halılar, kilimler, zeytin ağacına işlenmiş dinî semboller satılıyordu. Turistlerin ilgisine ya da hacıların imanına hitap eden ne varsa koymuşlardı. Bir süre sonra kendilerini kara ve tehditkâr bir mimariye sahip Kutsal Kabir Kilisesi’nin önünde buldular.
    Mermer sütunlu kemerli kapılardan geçerek Calvary Taşı’na doğru, Romalıların İsa’yı çarmıha gerdiği yere tırmandılar. Burada iki küçük şapel vardı. Sağdaki Latin şapeli haçın onuncu ve on birinci durağında yapılmıştı. İsa’yı çarmığa çivilerle orada sabitlemişlerdi. Yanında küçük bir kemer, Stabat Mater Sunağı olarak anılıyordu, Meryem haçın dibinde ağlarken resmedilmişti. Öbür taraftaki Ortodoks şapeliyse haçın kaldırıldığı yere yapılmıştı, iki tane cam kabin Calvary Taşı’nın yerden yükselen engebeli yüzeyini gösteriyordu.
    “Çok ilginç!” dedi Tomás sessizce. Üzerinde çarmıha gerilmenin meydana geldiği taşı daha dikkatle inceleyebilmek için eğildi. “Demek İsa tam burada öldü.”
    “Aslında tam olarak orada değil. 325 tarihinde Konstantin Kutsal Teslis’i tartışmak için ekümenik konsili topladı. Konsilde, Konstantin’in annesini İsa’nın doğduğu yerlerin bakıma muhtaç olduğuna ikna eden Kudüs Piskoposu Macarius’da vardı. Helena buraya gelince İsa’nın Beytüllahim’de bir mağarada doğduğunu ve Zeytin Dağı’nda Kudüs’ün yok olacağını öngördüğünü öğrendi. Sonra Helena, İsa’nın çarmığa gerildiği büyük taş olan Golgotha’nın, Roma İmparatoru Hadrian’ın iki yüzyıl önce inşa ettiği pagan tapınaklarının altında olduğunu düşündü.”
    “Golgotha mı?”
    “Buradaki taşın İbranice ismidir. ‘Kafatası yeri,’ demektir. Latince hali ise Calvary şeklini almıştır.” Haim duraksadı. “Helena sonra İsa’nın idamı için hazırlık yapılan yerleri, haça çivilendiği yeri, haçın kaldırıldığı yeri hep kafasına göre belirledi. Bu duraklara Haçın dokuzuncu, onuncu ve on ikinci durakları denir. Fakat bu duraklar hep tahminlere göre belirlenmiştir ve işin doğrusu çeşitli kanıtlar olmasına rağmen bazilikanın altındaki taşın Golgotha olup olmadığından kimse emin değildir. İncil’de İsa’nın Eski Şehir duvarlarının hemen yanındaki bir taşın üzerinde çarmıha gerildiği yazar. İncil’de yazılanlara göre bu tepecik yer altı mezarı olarak kullanılıyordu. Arkeolojik araştırmalar Golgotha’nın bu tanıma tam olarak uyduğunu gösteriyor.” Kutsal Kabir Kilisesi’ne girmek için sıraya girdiler. İsa öldükten sonra bedeninin yatırıldığı yer altı mezarının üzerinde bazilikanın altın ve beyaz renklerdeki kubbesinin altında şimdi orayı gizleyen bir Roma kümbeti yükseliyordu. Bu kümbetin zemin ve ilk katlarındaki kemerli pasajlar küçük mezarı çevreliyordu. Haim, Ortodoks Kilisesi tarafından dünyanın merkezi olarak kabul edilen Haçlı kilisesi Katholikon’u gezmeye gitti. Tomás tek başına dar geçide girip sıcak ve nemli Kutsal Kabir’in içinde etrafına bakındı. Kendinden beklenmedik bir saygıyla İsa’nın yatırıldığına inanılan mermer zemine göz attı, klostrofobik mahzen mezarın üst tarafına Diriliş’ten bir sahnenin resmedildiği kabartmaları inceledi. Sadece birkaç saniye bakabildi, arkasındaki insanların içeri girme isteği üzerinde baskı oluşturmuştu. Çıkışta Haim saatine işaret ederek onu bekliyordu.
    “Saat dört buçuk,” dedi. “Gitsek iyi olur.”