• Birilerinin umudu,
    birilerinin huzuru,
    birilerinin mutluluğu olmak lazım.
    Yoksa…
    Yoksa yaşamak ne ki…

    Hayırlı Güzel Geceler..
  • "Tam o sırada gök gürledi..."

    - - -
    Baharın güzelim havasında, ne güzel bir karşılama gibi gelmişti... Aylardan nisandı, güzel bir baharın eşsiz lezzeti, yüzüme vuruyordu o sıralar, hani çicekler açacaktı, rengarenk çiçekler... içimde de bir bahar daha açarmış gibi olacaktı.

    Sevmeler de kavuşmalarda bazen baharın değilde güze de düşerdi. İnsanlar sevmeyi o sıralar mı unuttu, yoksa sona gelinen bir duygumuydu, hiç bilemedim.

    Yine bir sabah olmuştu, penceremin ardında kuşlar şarkı söylerken, birisi de tepemde zır zır ötmeye görsün...

    Yüzüme serin suyun öpüşü o kadar hoşuma gitmişti ki, bir kaç defa daha öpmesine müsade ettin. Havlunun yüzümü sarması, mecburiyettendi, gıdıklayıp güldurüyordu su beni.. silmeliydim, ne yapalım, bir sabah daha beklerdi yüzümü öpmeyi, beklemesin mi?

    Kelebeklerin peşinde koştururken, taşa takılıp yere düşmem ta bir komedi gibiydi. Başımı kaldırdığımda, kelebeğin bana gülmesi ilgimi çekmiş, sevgilimi kovalar gibi kovalamaya başlamıştım. Tam yakalayacak olduğum sırada, tarlanın çitinin, bana engel olması, kelebeğin "oohh yakalayamadın işte." demesi kadar garipsenmiş gibi geldi bana... boyun eğerek hanimelililerin yanına vardım, yüzü asık...

    "Çok çirkinsin biliyormusun, bir o kadar da tatlı.."

    "Sence gerçekten öylemi hanimeli? Surat aşınca çirkin mi oluyorum..?"

    "Tabii ki!"

    "Neden böyle düşünüyorsun?"

    "Yüz asan insanları hiç sevmem! İnsanlr tebessüm etmeliler. Sen yüzü asık bir insandan mutluluk alabilirmisin?"

    "Keder, hüzün de lazım değil mi?"

    "İllaki olacaktır, hüznü içinde yaşamak gerekmez mi?"

    "Peki derdim kocaman, kaldırmıyorsam, ya da zor geliyorsa ne yapmalıyım?"

    "Allah kimseye kaldıramayacak yük vermez ki! Derdini aranızda paylşabilirsiniz?"

    "Siz paylaşabiliyormusunuz ki hanımeli?"

    "Tabii ki! bu gayet doğal.."
    "Bak sana bir hikaye anlatayım istermisin?"

    "İsterim."

    Güzden bir akşamdı, bahara çok vardı... ellerim üşüyordu, yapraklarım tek tek düşmeye başlamıştı. Bir kaç aylık uyku zamanım gelmişti...
    Uyumak istemiyordum ama, doğa/düzen bunu gerektiriyordu.

    - - -

    - Tam o sırada gök gürledi! - -

    "Sakin ol güzelim, sadece gök gürültüsü, belki yağmur yağar."

    "Ama o kadar bulut yok ki!"

    "İlla ki üzerimize yağmasına gerek yok.."

    "Hımm."

    "Ben iyisimi sana güzel bir hikaye anlatayım, eminim begeneceksin."

    "Dinliyorum hanımeli."

    - - -
    "Böyle bir nisandı, hava çok güzel ve açıktı. Bir tane bulut yoktu, bahar olmasına rağmen, hava her zaman ki, nisan ayından farklıydı. Güneşleniyordum, yüzüme bir şeyler döküldü, bir an içimi cektim, tenime soğuk bir kaç damla su dökülmüştü. Üşür gibi oldum, gözlerim kapalıydı, bir an açıp etrafıma baktım, etrafımda kimseler yoktu, gökyüzüne baktım, güneş var, yağmur düşürecek bulut yoktu ama, biraz toplanmışlardı...

    O arada, bir damla daha düştü, tam da alnıma, şaşırdım, yağmur mu yağacak derken, bulutlar çoğaldı... hava kararır gibi oldu, bir anda şiddetli yağmur yağdı, birkaç yapraģımı düşürdü, üzüldüm, hüzünlendim... bir kaç dakika sonra yağmur hafiflerken, cisilemeye başladı, ben o zaman hüznümü içimden atamadım.. üzülmüştüm yani...

    Yağmur yavaşladı iyiden iyiye ve fazla zaman geçmeden, durdu. Bulutlar dağıldı...

    Güneş, üzerime o kadar sıcak bırakmıştı ki, boğulacak oldum, bir saat öncesi neşem yok olup gitti...

    Sonra gökyüzünde rengarenk öyle hoş bir görüntü olmuştu ki, uzaktan konuşan çocukların çığlıklarını, heyecanlı konuşmalarını duyuyordum. "Gökkuşağı gökkuşağı" diye çığlık atıyorlardı... böylelikle ismini daha önce duyduğum, yağmurun hüznü, gökkuşağı ile alıveriyormuş içimizden...

    "Ne güzel anlattın hanımeli.."

    - Tam o sırada gök gürledi - -

    "Ben bir şemsiye bulup geleyim tamam mı? Sonra içeri geçmem lazım, annem yağmurda ıslanma hasta olursun diyor.."
    "Annem çiçekle konuştuğumu görse bana "deli" derdi herhalde..

    "Hoşcakal.."

    "Sende Hanımeli.."
    Kadim TATAROĞLU


    Bu hikayeyi Esir kalp 'in #36200480
    yazısından yola çıkılarak kaleme alınmıştır...
    Kendilerine verdikleri ilha için teşekkür ederim..
  • Doğrusu, dünyada rahat yaşamak için aptal olmak lazım. Fakat aptal olmaktansa biraz daha rahatsız yaşamak daha iyidir bence...
  • Not:Bu mektubun sahibi ismini vermek istemeyen bir kitap dostu :))

    Bir kayıp ilanıyla karşılaştım bugün. Bir
    yerlerden ısırdı gözüm. Tanımıyordum bizzat ama uzaktan görmüştüm. Bulma ümidi sardı tüm benliğimi. Çünkü onu bulmam kendimi de bulmam demekti..

    Sevgili Dost;

    Hayattayım. Herkes gibi. Yaşamaya devam ediyorum. Her sabah yeni bir güne merhaba diyorum. Zahiren güçlüyüm, sarsılmaz görünüyorum. Ama bir sorun var, şu ki; nerden tutsam elimde kalıyorum. İçim yanmalı ki bu halden kurtulmalıyım. Ama önce tespit etmem lazım.
    Bir şeyler eksik. Adını koyamadığım bir şeyler. Kırılma noktalarımın sebebi belki. Düşüşlerimin duruşlarımın geri adımlarımın nedeni. İleri atılamayışlarımın, vazgeçişlerimin.
    Arayıştayım mecnun misali. Onun çöllerde gezdiği gibi içimin sahralarına koyuldum. Leylasını arar gibi, beni durduran tutan ve engel olan sebepleri bulma yolundayım.

    Sevgili Dost;

    Işık umuduyla birilerine sarılıyorum bazen. Konuşuyorum, konuşuyorum. Sonuçsuz. Onları da kendi karanlığıma sürüklüyorum. Bulamadığım gibi bir zihni daha siyaha boyuyorum. İş başa düşüyor yine kendimi seninle dolaşıyorum.
    Arayışların sonu boş olmaz biliyorum ve derdimi duama dökerek Rabbimden yardımını diliyorum..

    Sevgili Dost;
    Gözlerimle sebepleri takip edip kontrolüm altına almaya çalışırken unutuyordum. Tüm o sebepleri kontrol eden zaten biri var.. Ah biraz teslimiyet.. Bunu başarabilsek..

    Sevgili Dost;

    Nasıl da ilandakine benziyor sin, lam, mim harfleriyle bu kelime.. Ulaştıracak mı dersin bizleri selamete…
    …..

    Sevgili Dost;

    Allah’ın O’na yönelmemiz için vermiş olduğu imtihanları gördükçe, kolay olan Allah’a dönmek yerine, imkansıza, kusurlarımı görmezden gelmeye çabaladım hep. Aynı nokta. Teslimiyet eksikliği. Yapmam gereken kabullenmekti halbuki. Güzellikleri coşkuyla alıp bağrıma bastığım gibi, sıkıntıları, tatsızlık diye adlandırdıklarımı da göğüslemek, şükür ile alıp kabullenmekti. Elimin ulaşmadığı yerlere uzanmak için çabalayarak kendimi harap etmek yerine, semaya ellerimi açmalı ve yakarmalıydım sadece…

    Sevgili Dost;
    Kaybı buldum artık, şimdi onunla tanışmak vakti.
    …….

    Ve şimdi…

    Tevekkülün getirdiği huzurdayım. Esbabın peşinde koşmaktan yorulan ruhum burada sükunet buluyor. Tadını çıkarıyor sakinliğin. Ya Muhavvilel hal diyor sadece. Çabalamıyor kendini heder edercesine. Sükuta sığınıyor rahata sarılıyor burada. Ya Mukallibel Kulüb diyor. En güzelinin Cenab-ı Hakkın elinde olduğunu biliyor.
    Demek tabiat bataklığı yalnızca inanç değilmiş. Öyle işlemiş ki hücrelere Allahuekber diyenlerin dahi kalbinde serpilmiş. Ona buna yönlendirmiş. Hakiki merciden gaflet ettirmiş. Perdelere takıp arkasındaki eli gizlemiş. Maddeye perestiş ettirip hakikati görmeyi engellemiş.
    Oysaki bilseydi bu kalp herşeyin zincirinin Allah’ın elinde olduğunu. Ağlar mıydı bu kadar.. Herşeyin anahtarının yanında olduğunu görebilseydi. Esbaba müracaat eder miydi bu derece..

    Şunu düşünmeli Sevgili Dost;

    Sormalı insan kendine.
    Kaderde yazılan bu ise, yaşanan yaşanılanlar içinde en güzeli en hayırlısı ise bu itirazlar hala niye?
    Artık kendimize gelme vakti. Yeter ağladığımız. Hesap kitap tutup sorgulayıp yargıladığımız.
    Gözyaşlarımızı silip teslimiyeti tevekkülü anlamak yaşamak vakti.

    Sevgili Dost;

    Teşekkür ederim eşliğin için. Son bir adım kaldı. Gel beraber teslim edelim dünyaya onu. İlanları kaldırıp ismini asalım her yere. Teslimiyet diyelim, teslimiyet. İşte, aradığınız o kelime.
  • "Doğrusu, dünyada rahat yaşamak için aptal olmak lazım. Fakat aptal olmaktansa biraz daha rahatsız yaşamak daha iyidir bence... Bilmem sen ne dersin..."
  • “Bir kere geçiyoruz dünyadan, bunun bir ikincisi yok. Hayatı yaşamak lazım.”