Jean-Paul Sartre ile Simone de Beauvoir ilişkisinde çok güzel bir detay fark ettim! 🤓
Sartre’ın varoluşçuluk felsefesine göre insan, savaşarak, yavaş yavaş ve acıyla var oluyor. Yani bu hayattaki varlığını sonradan bizzat kendisinin inşa etmesi gerekiyor.
Beauvoir’nın feminizmine baktığımızda da “Kadın doğulmaz, kadın olunur” şeklinde bir tarzının olduğunu görürüz. Yani aslında o da kadınların bu hayattaki duruşlarını sonradan kendilerinin inşa ettiklerini savunuyor.
Bu ilişki tam da bu yüzden entelektüel düzeyde o kadar uyumlu bir ilişki ki, hepinizin bu ideal insanı bulabilmesini diliyorum.
Ayrıca online kitap okuma grubumda bu ay Sartre’ın Bulantı ve Varoluşçuluk kitaplarını okuyoruz. Bu gruba katılmak isterseniz bana mesaj atabilirsiniz. 📚
Halbuki kadınlar kıyafetleri sevdikleri için değil, kendi bedenlerini sevmedikleri için kıyafet alırlar. Bir kadın kendi bedeninden ne kadar memnuniyetsizse, dışarı çıkarken üstüne giyecek bir şey bulmakta o kadar zorlanır. Dolapları kıyafet dolu olduğu halde "Giyecek bir şeyim yok!" diye yakınıp duran, yeni kıyafet aramaya doymayan kadınlar, bunu zannedildiği gibi kıyafet konusunda açgözlülükten değil, kendi bedenlerine dair o sanrılardan yaparlar. Erkeklerin giyim geleneğinin çok daha sade, problemsiz, gardroplarının daha dar, daha az çeşitli olmasının tek nedeni, erkek bedeninin her an her yerde eleştirel bakışlar altında inceleniyor olmayışı.