Arkadaş Zekai Özger

Arkadaş Zekai Özger

Yazar
9.2/10
256 Kişi
·
755
Okunma
·
403
Beğeni
·
16059
Gösterim
Adı:
Arkadaş Zekai Özger
Unvan:
Türk Şair
Doğum:
Bursa, Türkiye, 8 Ocak 1948
Ölüm:
Ankara, Türkiye, 5 Mayıs 1973
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. TRT'nin Ankara bürolarında çalıştı. 1970 öncesinde okulunun polislerce basıldığı bir gün, çıkan olaylarda başına ağır darbeler aldı. Aradan yıllar geçtikten sonra 5 Mayıs 1973’te sokakta ölü bulundu. Beyin kanamasından öldüğü belirlendi. Arkadaşları, ölümünü okulun basılması sırasında başına aldığı ağır darbelere bağladılar. Dergi ve gazetelerde yayınlanan şiirleri ölümünden sonra "Şiirler" adlı bir kitapta toplandı (1974). Daha sonra aynı kitap "Sevdadır" adıyla Mayıs yayınlarınca Mart 1988’de yayınlandı. Şiir yazdığı yıllardaki üniversite ortamının da etkisiyle ölüm ve cinsellik konularını sık sık işledi. Çoğu arkadaşının aksine dönemin sert siyasi şiir geleneğine uymayıp kendi yalnız yolunu oluşturduysa da ölümünden sonra adı akıllarda kalan arkadaşları değil o olmuştur. Tahir Abacı'nın da dediği gibi en çok da Arkadaş'a yakışmıştır bu kimlik.

Arkadaş Zekai Özger adına, İzmir'de Mayıs Yayınları tarafından 1996'dan bu yana her yıl şiir ödülü verilmektedir.
Abimin acıyla yontulmuş yüzü
Yaşlı bir güvercin gibi düşer avuçlarıma
Dağılır ses olur acısı
Ezberlediğim bir öğüdü yineler bana

-çocuğum üşütme yüreğini
bazı şeyler farkında olmadan alınır, vericinin güçsüzlüğünden çok alıcının antenlerine bağlıdır bu. ben herkeslerden birşey alırım, onların (kendimce) iyi, güzel yanlarını seçerim, yoksa da yakıştırırım, var gibi görügörürüm, küçük yanlarını yüceltirim, kendimde başkalaştırırım onları, yoksa nasıl dayanılır bu insanlara.
Bazı şeyler farkında olmadan alınır, vericinin güçsüzlüğünden çok alıcının antenlerine bağlıdır bu. Ben herkeslerden bir şey alırım, onların(kendimce) iyi, güzel yanlarını seçerim, yoksa da yakıştırırım. Var gibi öngörürüm küçük yanlarını yüceltirim, kendimde başkalaştırırım onları, yoksa nasıl dayanılır bu insanlara.
256 syf.
(Bu incelemedeki hiç bir şey kurgu değildir, tamamen gerçek bir yaşantıyı yansıtmaktadır.)

Bir varmışsın, hem de çok güzel varmışsın, en güzel sen... Bir de bakmışlar ki bir sokak ortasında cansız yatıyorsun, artık yoksun.

Sene: 1971
Yer: Sosyal Bilgiler Fakültesi / Ankara
Olay: Anlatmaya dilimin varmadığı bir utançtan başka bir şey değil.

Gencecik delikanlıların memleketinden, annesinin dizinden, sıcacık aşından, babasının gölgesinden uzakta kimi zaman aç, kimi zaman parasız, kimi zaman ütüsüz gömlekle günlerini geçirdikleri bir yurt. Ve ODTÜ ile Hacettepe'nin ardından Sosyal Bilgiler Fakültesine polisler tarafından yapılan bir baskın. Bir tarafta 300 taze fidan diğer bir tarafta sakalsız oğlan demeden, ince oğlan demeden, sarı oğlan demeden hele biri var ki şiirleriyle bizi delik deşik edecek oğlan demeden; vurmuşlar Allah vurmuşlar. Öyle vurmuşlar ki, silahsız sopasız ancak 8 saat dayanabilmiş zavallı çocuklar. O da yetmezmiş gibi bir de alındıkları gözaltında maruz kalırlar aynı işkenceye. Tüm bu yaşananlar şöyle yansır Arkadaş'ımızın kalemine:

"biz üçyüz yurtseverdik
bir gün sularken çiçeklerimizi
üçbin kişilik düşman ordusu
ve onun paralı sivil askerleri
saldırdılar yurdumuza"

Yaşadıklarını yansıtmıştır şiirlerine. Neredeyse her bir dizesi bir yaşanmışlığa ithafendir. Bir de yaşayamadıkları vardır tabi, bazı yaşanmışlıkların etkisiyle. En çok da o baskında vurulan darbelerin tesiriyle.. Bir polis ne kadar acımasız, ne kadar insafsız olabilir? Söyleyeyim ben size, sakalsız bir oğlanın kız kardeşine şunu diyebileceği kadar:

“Biliyor musun, bir gün dayanılmayacak kadar ağrıyor. Sanki kafamın içi sallanıyor, boşalıyor gibi. Acaba kötü bir şey mi var?”

Böyle işte, bazı büyük baş ağrıları yazdırmıştır ona en güzel şiirlerini. Hüzün işlemiştir her bir şiirinin içine, kelimelerinden hüzün damlar insanın yüreğine. Hüznü hüznünüze bulaşır sessizce.

"Hüznü hüzün besler yalnızca
Merhaba..."

Dizelerinde bir merhaba ile karşılık verip devam edersiniz o naiflikle yazılmış satırlarına. Ondan uzaklaşmak mümkün olmaz bir kere tanışmışsanız dizeleriyle. İnce ruhludur, ince düşüncelidir, yüreklere işleyendir. Şiirleriyle yürekleri delip geçendir.

"çocuğum,
üşütme yüreğini
şimdi hüzün mevsimidir
-bütün şiirleri gezen-"

Hele ki ağzından çıkan bir kelime vardır ki kimse onun kadar güzel telaffuz edemez o kelimeyi: Anne.
Annesiyle konuşur dizelerinde; ona yanar, ona yakınır. Dedim ya ince adamdır. Bir gün arkadaşı Sina Akyol, DOST Dergisine bir şiir göndermiştir, içinde "ana" kelimesi geçer. Arkadaş onu düzeltir ve "Anne" olarak değiştirir. Akyol neden böyle yaptığını sorar ona. "Lafın ‘anne’ gibi incelikli söylenmişi varken, “ana” gibi kalınlıklı söylenmişi olmaz olsun!” diye cevap verecektir Sevgili Arkadaş'ımız. Akyol kızamaz ona ve hatta şöyle söyler onun için: “Daha bir ince, daha farklı söylerdi bu sözcüğü.”
Annesine ve evine hasretini şöyle ifade eder:

"ben doğma büyüme evciyim göç benim harcım değil
hasret bana çabuk dokunur yalnızken karanlıktan
korkarım

mesela mevsim kışsa yağmur yağıyorsa
mesela annem de yoksa yanımda
mesela, şimşek de çakıyorsa ben çok korkarım ağlarım."

Yine 69 yılında yazdığı Hüzün Mevsimi adlı şiirinde beni derinden etkileyen bir kaç dize vardır ki okuduğumdan beri etkisinden kurtulamadım:

"yalnızlığımdan yalnızlığım yalnız

-ana bana bir hal oldu. hep böyle titriyorum
ana çok üşüyorum, ıhlamur ısıt bana

yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta
ben sevgiye hasretim, sevgi uzakta"

Ayrıca yıllardır eskileri içimden, zihnimden ve ruhumdan atamadığım, nostaljik dediğimiz zamanlara içimde kocaman bir hasret büyüttüğüm için "Merhaba Canım" adlı şiiri de bana hüzünlü bir mutluluk yaşatmıştır okurken:

"ben az konuşan çok yorulan biriyim
şarabı helvayla içmeyi severim
hiç namaz kılmadım şimdiye kadar
annemi ve Allahı da çok severim
annem de Allahı çok sever
biz bütün aile zaten biraz
Allahı da kedileri de çok severiz"

Diye başlayan şiir şöyle bitmektedir:

"bir gün elbette
Zeki Müreni seviceksiniz

(Zeki Müreni seviniz)"

Öyle bir Arkadaş ki, farklıdır gerçekten. Kafasına estiği, canı istediği gibidir; adını bile kendisi üflemiştir kulağına. Bir gün arkadaşının evine gider, kapıyı arkadaşının annesi açar ve oğlunun evde olmadığı, adını söylerse kendisine eve geldiğinde haber verebileceğini söyler. Arkadaş cevap verir: "Arkadaş." Annesi: "Tamam oğlum anladım arkadaşısın da ismin ne?" Arkadaş yine aynı cevabı verir, annesi tekrardan sorar. "İsmim Arkadaş" der. Arkadaş olmuştur herkese, onu tanıyana, tanımayana, yıllar önce, yıllar sonra hep Arkadaş'ımız olarak kalacaktır.

Başlarda İkinci Yeni'nin etkisi altında olan Arkadaş ilerleyen zamanlarda toplumsal şiire yönelmiş ve hiç yayınlanmamış şiir kitabı için şöyle söylemiştir: "Ne zaman yayımlarsam yayımlayayım adı 'Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası' olacak!"

Yayımlayamamıştır. 71de ki yurt baskınının üzerinden iki sene geçmiştir. 73ün bir Mayıs gününde yerde uzun ince gövdesiyle cansız bedeni bulunmuştur. Hiçbir müdahale onu döndürememiştir geri bu dünyaya. Baskında kafasına aldığı darbelerden dolayı beyin kanaması geçirdiği çıkmıştır otopsi sonuçlarında. "Pencereyi aç, gök dolabilir içeri" deyip gitmiştir göklere. Sakalsız Oğlanın Tragedyası buraya kadardır...

Ölümünden sonra dergi ve gazetelerde yayınlanan şiirleri bir araya toplanıp "Şiirler" başlıklı kitapla yayımlanmıştır. Kitap 2. basımında Sevdadır adı ile yayımlanmaya devam edilmiş ve 2014 yılından beri ise "Sakalsız Oğlanın Tragedyası" başlığını alarak Arkadaş'ın istediği asıl isme kavuşmuştur.

Dünyanın en güzel arkadaşına sahip olmak isterseniz bir gün, Arkadaş'ımız Zekai sizi şiirlerinde bekliyor olacaktır. Şiirlerinde yaşayın onu, yaşatın..

Sevgiyle, muhabbetle...
256 syf.
·10/10
Dostoyevski mi, Nazan Bekiroğlu mu, Ulysses mi derken az biraz da C2H6O'nun etkisiyle şiir kitaplarına bakayım dedim hazırdaki. Arkadaş Zekai Özger'i duymuş, görmüştüm bir iki şiirini. Uzaktan da olsa biliyordum hayatını. Şimdi burada anlatılmaz, bu akşama gitmez her şeyin üstüne bu trajedi. Sakalsız bir oğlanın tragedyası üzerine bir kaç yayınlanmamış şiiri bir kaç mektup bir iki de yazı var bu kitapta. İsteyene gönderebilirim soft olarak, sonuçta kendisine bir yararı yok kitabın. Hayatını anlatıp ajitasyon yapmaya gerek yok arkadaşın -şiirleri/hatta mısraları yeter diye düşündüm bundan sonrası için. Ama hüzünlü dizeler değil -çok var normalde- herkeste çok var ağlatan dizeler. Arkadaş'ı güzel hatırlayın diye mutlu dizeleri koyuyorum bundan sonraya. Güzel olsun bari bu akşam.
Ben normalde şiir seven birisi değilim, (merak ediyorum, bende mi bir acayiplik var, yoksa şiir yazmaya çalışan herkes için geçerli mi bu saçmalık) ama bir kaç kişi var şiirleri hoşuma giden, bu kitap da öyle. Şu an “Morgenrot” diye bir şey çalıyor Spottify'da. Amme hizmeti olarak linki de ekleyeceğim buraya. Arka plan iyi gider arkadaşın mısralarına.
https://www.youtube.com/watch?v=1LaF5zUYkVo

sayın bayan dursanıza gözünüze kuş kaçmış
bu bıyık hiç gitmemiş sesinizin rengine
sakalınız uzamış inmiş ta belinize
at kuyruğu yapınız ya da örgüleyiniz
kedinizin bıyığını usturayla kesiniz
yanaklarım bileytaşı ispirto sever misiniz

o zaman tüm köşeleri kapıcaz
tüm yıldızları biz topluycaz gökyüzünden
çıngıraklı şeytanlara tısss diycez bir bir
bir bir cımbızlıycaz kötülükleri ellerinizden

elbet geçer bu hüzün mevsimi
bir baykuş bir serçeyle arkadaş olduğu gün
o gün size sevinci de anlatıcam
bir solucan bir leylekle çiftleştiği gün
o gün bahar mevsimidir size aşkı anlatacağım

bir gün ben
çocuk olucam. olucam
kanıma güller takıcam
eskitip yüreğimi çarşılarda pazarlarda
tanrıya şeker alıcam
koparıp ellerimi kitaplardan, kitaplardan
nedenleri niçinleri sorucam.

hayat trajik bir homoseksüeldir bence
bütün homoseksüeller adonistir biraz
çünki bütün sarhoşluklar biraz
freüdün alkolsüz sayıklamalarıdır

Neyse, bence okuyun Arkadaş'ı zaten topu topu bir kitabı var. Zaten başka çıkaracak da durumu yok. Zaten başka neşeli şiir de yok kitaplarda, alıntılarda mevcut diğer her şey. Okuyun Arkadaş'ı ve sevin kendisini. Tıpkı Zeki Müren'i sevdiğiniz gibi. Tıpkı Arkadaş'ın istediği gibi.
304 syf.
Bazı yazarlar/şairler karşımıza tesadüfen çıkar ya, Arkadaş da benim karşıma, hiç de aklımda olmayan bir anda çıktı. Okumak istedim, okumakta olduğum birden fazla kitap olduğu halde. Farklıydı üslubu, hikayesi zaten derinden etkilemişti ilk tanıdığımda, hikayesini az çok bilerek (öldü-rüldü-ğünde gencecik olduğunu mesela) başladım okumaya. Okudukça sevdim, sevdikçe üzüldüm, onunla birlikte ben de yaralandım. Birkaç şiirden sonra Arkadaş olmuştuk sanki. Dizesine de acısına da ortak oldum bir anda.
Her dizesinde bir hüzün, bir serzeniş vardı ufaktan. Hatta bir dizesinde açıkça isyan ediyordu anlaşılamadığından,çevresindeki sahteliklerden: «benim en içten sevgilerimi en masum sevinçlerimi
ikiyüzlülükleri alayları karaçalmalarıyla boğan çevremdeki
iğrenç ve bencil insanlardan
haberiniz oldu mu sizin

beni durmadan daraltan ve içime gömen acılarımı
onulmaz bir yara gibi derinleştiren kimsesizliğimden
haberiniz oldu mu sizin»

Mütemadiyen yalnız ve hüzünlüydü Arkadaş.
Kimi zaman umutsuz; “umudu yaralı bir kahraman mıyım ben”
Kimi zaman umut doluydu genç kalbi;
“pencereyi kapama
gök dolabilir içeri”

Adına gelince, Zekai Özger’di elbet ama Arkadaş olmayı tercih ederdi:
“Bir gün eve geliyor Arkadaş. Yokum.
Gitmek üzereyken,
– Yavrum, adın ne?
– Arkadaş.
– Anladım arkadaşısın oğlumun. Ama adın ne?
– Arkadaş.
– Yavrum tamam... arkadaşısın. Ama adını söyle de seni falanca aradı diyeyim oğluma.
– Vallahi de billahi de adım Arkadaş!”

Kimse tahmin etmezdi, edemezdi tabii son görüşü olacağını:
”Uzaktan selâmlaştık.
Nasıl olsa yarın bilemedin öbür gün... yakından selamlaşırdık (!)
Olmadı. Selâmlaşamadık.
“SON” FASLIDIR
En son, morgda gördüm onu.
Tabutunun içinde...”
Diyor bir arkadaşı.

Karanlık bir ölüm. Belirsiz, enteresan..
“Ölüm sebebinin beyin kanaması olduğu, bununsa, 12 Mart öncesi S.B.F. baskını sırasında ve bunun ardından yediği ağır darbelerle ortaya çıktığını, yakın çevreleri ve ailesi açıklamış bulunuyor.”

7 Mayıs 1969’da
– bu dünyadan arkadaş z. özger geçmedi. demişsin ama:
Dünyadan bir “Arkadaş Zekai Özger” geçti. Hem de ne geçmek!
256 syf.
·5 günde·Beğendi·7/10
Arkadaş...

Ne de güzel isim değil mi ? Ismini kulağına kendisi üflemişti diyor arkadaşı. Özelliği isminden belli gencecik bir beden, elbette eceliyle ölmüyor, ülkemizin muhteşem (!) özgürlük anlayışı eşliğinde 71'deki yurt baskınında başına aldığı ağır darbeler sonrası beyin kanaması geçiriyor.

Arkadaş, 25 yaşında göçüp gittiğinden beri bu dünyadan yüreğinin sesi yankılanmaya devam eden, olduramadığımız şairimiz.

"iyiliksever şeyhim size bir sürprizim var
kırk karınızdan kırkıyla yatmak istiyorum bir gecede
bana şeyinizi ödünç verir misiniz" satırlarını yazacak kadar muzip;
"geceyi çarmıha geriyorum kimseler tapmıyor
hüznümü ölçeğe vuruyorum yüreğine sığmıyor" dizeleriyle muhteşem içli, duygulu (Hüzün Mevsimi) bir adam.

Eminim "her insan bir umuttur, ama her umut bir olasılıktır." derken kendi ölüm olasılığını hesaplamamıştı. Gerisinden kalanlar oldukça umut dolu oysaki.

Senin şiirlerin ne güzel, Arkadaş:)
100 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Hayatımda okuduğum en iyi modern şiir kitabı. Modern şiire karşı  ön yargılarınız varsa kesinlikle kıracak bir kitap. Sıcacık duygular hissettirdi. Hele sonundaki mektuplar...Yaptığı göndermelerle de anlaşılıyor ki şairimiz solcu. Ulus'ta ,Kızılay'da yürüyüşlere katılıyor hatta bu yürüyüşlerin içinde A. Behramoğlu'nu, İ. Özel'i ve Ö. Mert'i ve SİNA AKYOL'u görmemiz mümkündür. Ölüm sebebi de bu ülkede değişmez gerçek ki siyasi düşüncesi nedeniyle kaldığı yurtta baskın sırasında öldürülmesi. Yazarımızın 9 yaşından beri çektiği bir rahatsızlık da var üstelik OSTOMYOLİT (sağ bacağında kemik hastalığı) Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan'a gönderme yaptığı şiirlere bayıldım sözü uzatmanın anlamı yok. Kısaca beğendim.
256 syf.
·9/10
Normalde şiir kitaplarını kafa dağıtmak için diğer kitapların 'teneffüsünde' okuyan biri olarak ilk defa bi' şiir kitabını baştan sona okuduğum için kendim de şaşkınım.. Bunda şairin yalın dili, hoş uslübu kadar ilginç hayatı da etkili oldu.
Arkadaş, ismini kendisi koymuş.. Kendisini insanlığın arkadaşı olarak görmek istemiş belki de. 70'lerdeki kargaşalardan o dönemin çoğu üniversite öğrencisi gibi nasibini almış, bu atmosfer de şiirlerinin hayat bulmasında etkili olmuş. Ardından 73'de beyin kanamasından vefat etmiş kendisi. 25 yaşındaymış. O genç yaşta böyle güzel şiirler çıkarmış ortaya.. İki cümlede bir durup düşündürttüyor, her satırını çizmek istiyor insan.
Bir de kitabının adı "Sakalsız bir oğlanın tragedyası" olsun istiyormuş. Ölümünden sonra basıldığı için kitap ilk baskılarda başka isim koymuşlar..öyle işte

Yazarın biyografisi

Adı:
Arkadaş Zekai Özger
Unvan:
Türk Şair
Doğum:
Bursa, Türkiye, 8 Ocak 1948
Ölüm:
Ankara, Türkiye, 5 Mayıs 1973
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. TRT'nin Ankara bürolarında çalıştı. 1970 öncesinde okulunun polislerce basıldığı bir gün, çıkan olaylarda başına ağır darbeler aldı. Aradan yıllar geçtikten sonra 5 Mayıs 1973’te sokakta ölü bulundu. Beyin kanamasından öldüğü belirlendi. Arkadaşları, ölümünü okulun basılması sırasında başına aldığı ağır darbelere bağladılar. Dergi ve gazetelerde yayınlanan şiirleri ölümünden sonra "Şiirler" adlı bir kitapta toplandı (1974). Daha sonra aynı kitap "Sevdadır" adıyla Mayıs yayınlarınca Mart 1988’de yayınlandı. Şiir yazdığı yıllardaki üniversite ortamının da etkisiyle ölüm ve cinsellik konularını sık sık işledi. Çoğu arkadaşının aksine dönemin sert siyasi şiir geleneğine uymayıp kendi yalnız yolunu oluşturduysa da ölümünden sonra adı akıllarda kalan arkadaşları değil o olmuştur. Tahir Abacı'nın da dediği gibi en çok da Arkadaş'a yakışmıştır bu kimlik.

Arkadaş Zekai Özger adına, İzmir'de Mayıs Yayınları tarafından 1996'dan bu yana her yıl şiir ödülü verilmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 403 okur beğendi.
  • 755 okur okudu.
  • 28 okur okuyor.
  • 419 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları