Emine Çaykara

Emine Çaykara

Yazar
8.9/10
44 Kişi
·
107
Okunma
·
4
Beğeni
·
1.726
Gösterim
Adı:
Emine Çaykara
Unvan:
Türk Arkeolog, Sanat Tarihçisi, Yazar
Doğum:
İstanbul, 1964
Emine Çaykara 1964 İstanbul doğumlu. İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji Bölümü'nü bitirdi. Dört yıl Fransızca profesyonel turist rehberliği yaptı. 1990 yılında İletişim Yayınları, Cep Üniversitesi dizisinden Kölelik ve Eski Mısır, Afa Yayınları'ndan Ben Jane, Tarzan'ı arıyor, 2000 yılında Türkiye İş Bankası, Kültür Yayınları'ndan İnsanın En Güzel Tarihi kitaplarını çevirdi. 1993 yılında gazeteciliğe başladı. Panorama,Turkuaz, Tempo dergilerinde çalıştıktan sonra 2000 yılı Ağustos ayında mesleğinden ayrıldı.
Ciddi araştırma yapılan üniversitelerde gittiğinde gecenin üçünde bütün ışıklar yanar, laboratuvarlarda harıl harıl araştırma yapılıyordur, kaptırdın mı dur desen duramazsın. Bir aşk yani, merak. İyice yoğunlaşmadan da bir şey olmaz. Biz de ise millet, dersi varsa on buçukta geliyor, öğleden sonra 4,5'ta servis gidiyormuş, paltolarını giyip iyi akşamlar deyip kapının önünden geçiyorlar. Biz de diyoruz ki, yaa daha dur, yeni başlıyor, hayrola. Arada çay içiliyor, yemek yeniyor...
Japonya'ya gidiyoruz, "yaa şu Nobel'i alsana artık"; Hindistan'a gidiyoruz, "Nobel'i almanı bekliyoruz". Türkiye'de de halktan diyenler oluyor. Asya'da birkaç millet, "Yaa senin canın istemiyorsa bizim için al" diyor. Ne bileyim, Nobel ne demek? İnsanın bu cihanda yapıp yapmadıkları yalnız Nobel'le mi ölçülür? Ben yaptıklarımı, meraktan ve manevi zevkler için yapıyorum.
Emine Çaykara
Sayfa 236 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2004, 23.Basım
Bir ara, askerden birkaç ay evvel, 1976 baharında Japonya ve Hindistan'a gitmeden önce Ankara'da Genelkurmay'da komutanlar beni Millî Savunma'ya çağırmışlardı. Uzun masa; komutları başına beni oturtuyorlar, "Anlat bakalım atom bombası nasıl yaparız" diye soruyorlar. Ben de onun kolayı var, dağın tepesine bir çit çekersin, üstüne çok gizlidir, girmek yasak, atom bombası araştırma merkezi dersiniz, bir yerlerde bunu yazarlar ve dünyada itibarımız artar, zaten ötesine Amerika müsaade etmez, diyordum.
Ben baktım, Türkbayrağı,
Atatürk karşımda, cam çerçeveli olduğu için
bayrağın üstünde kendi yansımamı görüyorum.
İçimden yemin ettim,dedimki:
Gideceğim ve kısmetse orada söz sahibi olacağım
ondan sonra gelip o namussuzlarla
burada uğraşacağım.O zaman anlamıştımki
burada kalırsam Amerikanın kölesi olurum,
Oraya gidersem Amerika'nın efendisi olur,
buraya gelip onlarla daha rahat mücadele ederim.
Ve işte bizi gönderdiler.
Oktay Sinanoğlu
Sakallı, oturumu idare edenlerden bir genç, "hocam ağzınıza sağlık, iyi söyledin ama niye Türk lâfı ettin" dedi. Türk tarihi demişiz, Türk edebiyatı demişiz lâf arasında, milliyetçilikten bahsetmiyoruz yani. Ne diyecektik, Arap mı diyecektik, dedim "İşte ümmet deseydiniz." Ama kesinlikle menfi bir tarzda veya kavga eder gibi söylemedi. İyi niyetli, ama anlayışları buymuş, onu fark ettimdi zaten. amerikan ve İngilizin kültür mühendisliği oyunları arasında Türkiye'de son yirmi yılda bilhassa Müslüman kesim Türk lâfına düşman edilmiştir; sonradan duydum camilerde vaaz verdirmişler, sakın Türk lâfı etmeyin, günahtır, ümmet deyin diye. Ben "Türk değilim, Müslümanım" diyor Almanya'da sakallı yaşlı bir Türk. Adam besbelli sapına kadar Türk halbuki, Türkçeden başka bir dil bilmiyor, Orta Asya'dan gelme gibi de bir surat üstelik, ama bir beyin yıkama yapmışlar. Halbuki ben lisede trenle seyehat ederken köylülerle konuşurdum, Türk ne demek desen Müslüman demek derdi, Müslüman ne demek desen Türk demek derdi.
Emine Çaykara
Sayfa 375 - Bilim+Gönül Yayınları
İngilizlerin Amerikalıların veya Kanadalıların eğitimbilim(pedagoji) kitaplarını açıp bakın:Yabancı dilde eğitim yaptırdığın zaman insanlar düşünemez hale gelir diyor.Böylece sömürgecinin maşası bir sınıf ortaya çıkıyor.Şimdi düşünün;öğretmen yarım yamalak bildiği bir dilden, senin yarım yamalak öğrenmekte olduğun bir dille fiziğin en derin kavramlarını anlatıyor.Kendi dilinde bile anlatsa anlaman zor.Bir de yabancı dille(tarzanca) ile kim nasıl öğrenecek?Sadece ezberci züppe insanlar, Cengiz Aytmatovun tabiriyle mankurtlar yetişir böyle.Fizikte asistan olmuş kişi daha Newton Kanununun içeriğini anlamıyor.Olacak iş değil!
Bir sürü kitap edindim orada ben. Çok küçüğüm ama kütüphanem oldu. Ne ağırbaşlı kitaplar ama. Hatırlıyorum, misafirler geliyor, ayakta dolaşıyorlar, ben yerde oturmuş kitaplarımı karıştırıyorum. Ufak gözlük takmaya başladımdı o aralar, bunlar bana "Âlim Efendi" diye hitap ediyor. Lakabım Âlim Efendi oldu.
Emine Çaykara
Sayfa 29 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2004, 23. Basım
Kitap bizlerde Türkçemizin önemi ve üzerine oynanan oyunlar ile yabancı dilde eğitim hakkında farkındalık yaratıyor. Eğitimin ana dilde olmasına dikkat çekiyor. Türkçenin köklü yapısını bizlere açıklıyor. Böyle önemli bir şahsiyetin zamanında değerinin anlaşılıp bu değerin anlatılarak çoğaltılması gerektiğini düşünmekten alamıyor insan kendini.
Böylesi mükemmel bir kitabı, muhteşem bir hocayı çok sonradan keşfettiğim için çok üzülmüştüm. Keşke daha önceden okusaymışım diyorum. Siz istedikten, içinizden geldikten sonra yapamayacağınız hiç bir şey yoktur. Bu kitap tam da size bunun mümkün olduğunu ispat eden bir hocamızın hayatını anlatıyor. Kendini keşfetmek isteyen ve yapacakları için cesarete ihtiyacı olan herkesin okuması gereken kitaplardan biri. Bu kitabı okuduktan sonra bir Türk'ün neler başarabileceğini, Türkçe ve Türk'ün başarısının dünyada hazmedilemediğini bir kez daha anlamış oldum.
Sinanoğlunu merak ediyorsanız okumanız gereken kitaplardan ilkidir(kendisi bir başka kitabında böyle demiştir).Sinanoğlunun yaşamı hayatı çalışmaları vb anlatılmıştır.Söyleşi olduğu için de okur sıkılmamaktadır.
Türkiyenin muasır olmasını kendi öz dili ve kültürüyle sağlayacağını savunmuş ve hayatını buna adamıştır.Amerikanlaşmak yerine kendi kültürümüze bağlı olmamız gerektiğini anlatmıştır.İnönü, YÖK , Özal , Kemal Gürüz, Emin Çarıkçı vb kişileri fırçalamıştır haklı olarak.Siyasi olarak kutuplaşmak yerine kendi kültürümüzü yükseltmek için uğraşmamız gerektiğini anlatmıştır.
Kendisine yabancılar araştırma yapması için en asri alet edevat ortam vs hazırlarken Türkiyede kendine küçücük bir oda verilmiş çalışmaları kösteklenmiştir.Bunun sebebi politiktir.Kendi dünya görüşünü bir tarafa dayandırmadığı için 2 kesimden de(sağ sol) destek görmemiştir.Bürokrasiden de yakınmaktadır.Siyasete çok rahat girebileceği halde belli mevkilerde olabileceği halde girmek istememiştir.Bunun sebebi bilim olarak herkese hitap edebilme olanağına duyduğu aşktır.
Dilimizi bu kadar savunan bir kişi için kitabın adını aynştayn koymanın mantığını anlayabilmiş değilim.Türk diline madem önem vermek istemiyorsunuz bari aynştayn ın ne yaptığından haberdar olun.Einstein çok alanda ilerlemek yerine görelilik, fotoelektrik, evren bilimi vs tekdüze alanlarda derinlemesine çalışmalarını yapmıştır.Oysa Sinanoğlu matematikten tutun fizik kimya biyolojiye kadar birçok alanda devrim niteliğinde çalışma yapmıştır.İbn Sina veya Newton gibidir yani Sinanoğlu.Einstein gibi değildir.
Kendisi kimyayı ilk kez matematikselleştirendir.Kendisine bunun için prof ünvanı 26 yaşında verilmiştir.180 mat çalışmasını aynı anda yayımlamış ve Avrupanın en önde gelen bilimsel dergilerinin birinde o ayki sayısında sadece Oktayoğlunun çalışmaları yayımlanmıştır.Matematikteki başarısı da görülmektedir.Birçok evrenkentte-dünyadaki ve ülkedeki- istediğin alana seni profesör olarak verelim denmiştir.Moleküler biyolojinin kurucularındandır.Biyolojik bazı olayların kimyasını açıklayarak bu alanı da geliştirmiştir.Kimya alanında yaptıkları o denli yoğundur ki bir sürü öğrencisi veya konferansını dinleyenler nobel ödülüne aday gösterilmiş veya bu ödülü almıştır.Kendisi de nobele adaydır ama evraklarını falan göndermediği için kendisine ödül verilememiştir.Sinanoğlu 2 koli evrak istediklerini söylemiştir ve yabancıların Türklere zaten nobel vermeyeceğinden dem vurmaktadır.Almanyada Alexander von Humbolt ödülünü kazanan ilk insandır ki bu ödülün Almanyadaki en saygın ödül olduğunu bilmekte fayda vardır.Türkçe ile Japonca arasındaki benzeşimleri ilk kez ortaya koyarak türkçe ve japoncanın aynı dil ailesine mensup olduğunu kanıtlamıştır.Filolojik açıdan da çığır açmıştır oysa filolog değildir.Fizikteki çalışmaları ise fizikokimya ve nicem(kuantum) kimyası alanında olmuştur.Nicem kimyası alanındaki çalışmaları nedeniyle dünyanın her tarafından davetler almıştır.Kimyasal olguları önce mat ile sonra fizik ile açıklamıştır.Kısacası nobel ödüllerine baktığınızda bile ne kadar sığ araştırmalara nobel verildiğini görebiliyoruz.Oysa Sinanoğlu kesinlilkle nobel alabilecek durumdaydı(sadece kendi görüşüm değil, yabancılar da böyle düşünüyor).
Dünyanın her yerinde kendisine mütiş bir saygınlık duyulmuşken ülkesinde bu saygınlık devede kulak kalır.Destek olmak istemeyen politikacılar onu susturmuştur ama kendisi ülkesi için yanıp tutuşmaktadır.
Kitabın sonlarında da resimler belgeler vs vardır.Sinanoğlunun değerini bilemedik uzun lafın kısası.İnşallah ülkemiz kendi dilimiz ve kültürümüzle gelişmeyi savunan önde gelen bilim insanlarının tasavvur ettiği duruma gelir.Bunun için de hep birlikte çalışmalı, politik inançları arka plana atmalı, ülke menfaatleri için siyasi düşüncelere bel bağlamamalıyız.Gelişmek için Amerikaya İngiltereye vs de bel bağlamamalıyız.Onlar kendi menfaatlerine aykırı hiçbir şey yapmazlar.Bizi sömürgeleştirmekten başka da işe yaramazlar.
Sinanoğlu 2015 yılında vefat etmiştir.Allah rahmet eylesin..
Değerini bilemediğimiz nice insan geçti şu dünyadan... onlardan biride oktay sinanoğlu... kendi hayatından kesitlerden oluşan kitap akıcı anlatımı ile sıkılmadan okuyacaksınız... kesinlikle tavsiye ederim..
Soru cevap şeklinde olmasi hoşma gittu ve Oktay Sinanoğlu gibi önemli birinin olaylara verdiği tepki ve nasıl piştiğini buluyoruz. Değerlerimizi korumamiz hakkindaki uyarilarini dkkate almamizda fayda var.
Bu notumu okuyabilecek olan her vatandasima siddetle ve gerekirse yalvararak bir ricada bulunmak istiyorum. Ricam odur ki rahmetli Oktay Sinanoglu'nu arkadaslariniza, esinize,cocugunuza,kardesinize, babaniza , annenize yani tanidiginiz, nazinizin gectigi herkese anlatiniz,kitaplarini okutunuz mutlaka. Oyle onemli ve buyuk bir sahsiyet ki daha once tanimayisiniza lanet edeceksiniz. Ulkemizin su anda ve aslinda yillardir icinde bulundugu durumdan rahatsiz olan herkesin mutlaka Oktay Sinanoglu'nu taniyip bilinclenmesi gerekiyor. Dediklerimi ciddiye aliniz nolur. Son uc yuz yilin profesorluk unvani almis en genc insani (26) Oktay Sinanoglu. Biyografi tarzinda harika bir kitap, siddetle sizi bu kitabi okumaya ve boyle bir sahsiyeti tanimaya, anlamaya davet ediyorum...
Oktay Sinanoğlu’nun çocukluğundan ailesine, okul yıllarından yurtdışı serüvenine, bilim adamlarıyla olan ilişkilerinden bilim dünyasına kazandırdığı teorilerine, Türkçe ve Türkiye üzerine düşüncelerine ve bunun gibi birçok konuya dair anılarından süzülen olumlu-olumsuz her cümlesine sanki karşılıklı sohbet eder gibi samimi ve doğal bir anlatımla – soru-cevap eşliğinde- tanıklık ediyorsunuz. Bunu kronolojik bir sıralama eşliğinde yapması da o dönemdeki olaylarla bağlantı kurmanızı ve yaptığı çalışmalar arasındaki ilişkiyi anlamlandırmanızda kolaylık sağlıyor.

Yaptığı çalışmalar üzerine sohbetlerde kuramlardan bahsederken en basit şekliyle ifade etmesi, önceki çalışmalara atıf yaptığında tekrardan kısa bilgiler vermesi ve eğer ortak çalışma yaptıysa da kimle çalışıyorsa onun hayatına dair kısa bilgi vererek nerede ne konumda olduğunu belirtmesi araştırma yapmak isterseniz kolaylık sağlaması açısından iyiydi. Ayrıca yazdığı kitap, makale vb yayınlarının hepsi kitaba liste şeklinde eklenmiş.

Bir ara bir sürü çalışma yapıp da hiçbirini yayınlamayınca rüyasına bir nine giriyor ve yaptığı çalışmaları kendisine saklamamasını ve en kısa zamanda yayınlamasını söylüyor, bu satırları okuyunca bilim aşkıyla yatıp kalkıyor cümlesinin tam karşılığını verdiğini düşündüm.

Yurt dışında gittiği konferansları, yaptığı çalışmalar için araştırmalarını, mahalle arasında seyahat ediyormuş gibi ülkeler arası yaptığı seyahatleri okurken başınız da dönmüyor değil. :) Beni en çok etkileyen bir yönü de bu kadar sayısız makale, konferansa rağmen sosyal hayatının da bir o kadar kaliteli olmasıydı: tekne kiralayıp okyanusları mı aşmadı ya da pilotluk eğitimi alarak yurt dışında tek başına uçak kiralayıp yolculuk mu etmedi?

Kitabın son bölümünde; bebekliğinden itibaren annesinin tuttuğu günlükten birkaç sayfayı da kapsayan hayatının birçok dönemine ait fotoğraflara ulaşabiliyor ve ayrıca Sinanoğlu hakkında yerli ve yabancı basında çıkmış gazete küpürlerine göz atmış oluyorsunuz.

Yurt dışında bir o kadar takdir edilip üniversitelerinde kalmaları için çaba harcayan ülkeleri okuyup ardından ülkesi için birçok yeni fikirle gelip eli boş dönmesini okurken üzülmeden edemiyor insan.

Benim burada ifade ettiğim yaşamının sadece kısa bir özüydü, daha fazlası için mutlaka okumanızı tavsiye ederim, keşke daha uzun yaşasaydı da yaptıklarını ve yapmak istediklerini uzun uzun anlatmaya devam etseydi.
Türkiye'nin yetiştirdiği ve Dünya çapında bilim konusunda yaptığı yenilikler ile kendinden bahsettiren bilim insanımız Oktay Sinanoğlu'nu daha yakından tanıyabileceğimiz bir kitap
İdealist her insanın okuması gereken bir kitap. Böyle başarılı ve başarısı büyük bir amacın sonucu olan insanların var olduğunu bilmek insana çalışmak için güç veriyor. Allah rahmet eylesin kendisine.
Kitabı okuduğunuz sırada oktay Sinanoğlu'nun yüksek dehasını hissedebiliyorsunuz.Adamın hayatı başarılarla;Fizik,Kimya, Biyolojide çığır açmakla geçmiş.İşte bu kitap sayesinde bir dahinin kafasının içine girme fırsatı yakalıyorsunuz.Bu fırsatı kaçırmayın ve okuyun derim,keza b denli bir zihnin eşi benzeri çok azdır.

Yazarın biyografisi

Adı:
Emine Çaykara
Unvan:
Türk Arkeolog, Sanat Tarihçisi, Yazar
Doğum:
İstanbul, 1964
Emine Çaykara 1964 İstanbul doğumlu. İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji Bölümü'nü bitirdi. Dört yıl Fransızca profesyonel turist rehberliği yaptı. 1990 yılında İletişim Yayınları, Cep Üniversitesi dizisinden Kölelik ve Eski Mısır, Afa Yayınları'ndan Ben Jane, Tarzan'ı arıyor, 2000 yılında Türkiye İş Bankası, Kültür Yayınları'ndan İnsanın En Güzel Tarihi kitaplarını çevirdi. 1993 yılında gazeteciliğe başladı. Panorama,Turkuaz, Tempo dergilerinde çalıştıktan sonra 2000 yılı Ağustos ayında mesleğinden ayrıldı.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 107 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 61 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.