Emine Çaykara

Emine Çaykara

YazarÇevirmen
9.0/10
105 Kişi
·
276
Okunma
·
10
Beğeni
·
2069
Gösterim
Adı:
Emine Çaykara
Unvan:
Türk Arkeolog, Sanat Tarihçisi, Yazar
Doğum:
İstanbul, 1964
Emine Çaykara 1964 İstanbul doğumlu. İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji Bölümü'nü bitirdi. Dört yıl Fransızca profesyonel turist rehberliği yaptı. 1990 yılında İletişim Yayınları, Cep Üniversitesi dizisinden Kölelik ve Eski Mısır, Afa Yayınları'ndan Ben Jane, Tarzan'ı arıyor, 2000 yılında Türkiye İş Bankası, Kültür Yayınları'ndan İnsanın En Güzel Tarihi kitaplarını çevirdi. 1993 yılında gazeteciliğe başladı. Panorama,Turkuaz, Tempo dergilerinde çalıştıktan sonra 2000 yılı Ağustos ayında mesleğinden ayrıldı.
Böyle koyun gibi kelleyi teslim edip de gitmek yok, sonuna kadar mücadele ederek gideceksin. Şartlar ne kadar vahim olursa olsun her an bir şey yapmalıyım, mücadeleye devam ve içimde uyuşmuş kalmış olan azim başını kaldırdı içimde canlanan yeni bir güç.
Herkes bir şey söylüyor ama ben 20 senelik planımı yapmışım zaten. Bizim 20 senelik plan 10 senede gerçekleşti, vay canına dedim sonra bir plan daha yaptık.
Fizik, 7. sınıfta, kimya 8. sınıfta başlıyordu. Tabii, o devrin harika eğitim düzeninde, sonradan Amerika’dan gelen, “seçmeli ders” saçmalığı yoktu. Öğrenci, konuyu hiç görmeden nasıl seçecekmiş ki?
“Türkiye’de de sanayileşeceğiz diyerek Atatürk ruhu devam ediyordu. Biz böyle büyüdük, Batı’yı da geçeceğiz diye... Hava bu. Şimdiki gibi değil, herkes istikbale umutla bakıyordu, kendine güveni vardı.”
“Derken bir hadise oldu; bulvar üstünde Amerikalı’nın birine apartmanın üçüncü ya da dördüncü katını kiraya vermişler, adamın da bir tane yeni kocaman motosikleti varmış. Parıl parıl bir şey. O zaman da nereden göreceksin öyle şeyleri, aşağıda kapının önünde duruyormuş.
......
Bir çocuk merak etmiş, gitmiş ellemiş motosikleti, dokunmuş. Adam balkondan tüfekle vuruyor çocuğu... Hadise oldu bu. Türkiye’de mi yargılanacak, ne olacak derken adamı Amerika’ya götürdüler. Türkiye’de yargılanmadı. “
“Lisede o zaman edebiyat dersleri çok muazzamdı; divan, tasavvuf, halk, cumhuriyet, batı edebiyatı. Hepsi, derya bir edebiyat kültürü edindik, severek hemde.”
“Şimdi bakıyorum da üniversitelerdeki eğitim o hale gelmiş ki, son sınıftaki öğrencilerin çoğu o basit hesabı yapamaz durumdalar. Gençlere yazık oluyor. Bizim sınıfta belki herkes yapardı. Şimdikiler bizim ortaokulda bildiğimizi bilmiyor. Benim özel marifetim değil, bizim eğitim o devirde çok üstündü.”
580 syf.
·20 günde·Puan vermedi
Kitap bizlerde Türkçemizin önemi ve üzerine oynanan oyunlar ile yabancı dilde eğitim hakkında farkındalık yaratıyor. Eğitimin ana dilde olmasına dikkat çekiyor. Türkçenin köklü yapısını bizlere açıklıyor. Böyle önemli bir şahsiyetin zamanında değerinin anlaşılıp bu değerin anlatılarak çoğaltılması gerektiğini düşünmekten alamıyor insan kendini.
580 syf.
2002 de kendime aldığım ilk romanımdı yıl 2020 ve sonunda bitirdim her seferinde başladım yarım kaldı fizik kimya ders kitabı gibi derken sonunda sabırla devam ettim Türkiye de siyasetin bilimi nasıl engellediğini Türkçe dilinin milliyetçilik için ne kadar önemli olduğunu ülkemizin ilerleyebilmesi için Kuvayi Milliye anlayışının gerekli olduğu Türkiyenin kurtuluşunun Atatürk ruhuyla gerçekleşeceğini okumak çok güzeldi çok değerli bir kitap mutlaka her genç okumalı hedefini koymalıdır.
580 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Böylesi mükemmel bir kitabı, muhteşem bir hocayı çok sonradan keşfettiğim için çok üzülmüştüm. Keşke daha önceden okusaymışım diyorum. Siz istedikten, içinizden geldikten sonra yapamayacağınız hiç bir şey yoktur. Bu kitap tam da size bunun mümkün olduğunu ispat eden bir hocamızın hayatını anlatıyor. Kendini keşfetmek isteyen ve yapacakları için cesarete ihtiyacı olan herkesin okuması gereken kitaplardan biri. Bu kitabı okuduktan sonra bir Türk'ün neler başarabileceğini, Türkçe ve Türk'ün başarısının dünyada hazmedilemediğini bir kez daha anlamış oldum.
580 syf.
·Beğendi·10/10
1953 yılında Ankara'da TED'in Yenişehir Lisesi'ni birincilikle bitirdi. Burslu öğrenci olarak ABD'ye giderken kendi kendine bir söz vermişti: "Gideceğim ve kısmetse orada söz sahibi olacağım, ondan sonra gelip o namussuzlarla burada uğraşacağım."Oktay Sinanoğlu'nun, İtalya'nın Bari kentinde başlayan yaşamı başarılarla dolu olmasının yanı sıra hem Türkiye hem yurtdışında pek çok önemli tanıklıklarla dolu. 1956 yılında Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley'de Kimya Mühendisliği'ni birincilikle bitiren, sekiz ayda MIT'yi birincilikle bitirerek Yüksek Kimya Mühendisi olan Sinanoğlu henüz 26 yaşındayken ABD'nin Yale Üniversitesinde son üç yüz yıldır Batı'nın en genç profesörü unvanıyla bir rekorun sahibi oldu.Sinanoğlu, kimyaya matematiği sokarak önemli buluşlara imza attı, fizik, astrofizik, nükleer fizik, moleküler biyoloji gibi çeşitli dallarda "Harika Çocuk" olarak görülüp uluslararası bilim dünyasını şaşırttı.Hayatı boyunca dünya çapında bilimsel pek çok ödül aldı, Türkçe'nin önemine dikkat çekti ve Türkiye'de bilimin gelişmesi için mücâdele verdi. Anadilin bir toplumun sürekliliği için yaşamsal olduğunun altını çizerek büyük çapta bir bilinçlenme yarattı.Prof. Oktay Sinanoğlu'nun yaşamının kendi ağzından soru cevaplar eşliğinde anlatıldığı Türk Aynştayı kitabında ünlü bilim insanlarıyla ilişkisinden yarattığı teorilere bir dönemin sözlü tarihinden Türkiye'nin yaşadığı sorunlara kadar pek çok konu yer alıyor. Sinanoğlu'nun ülkemizde bilimin neden gelişmediğini kendi yaşamından örneklerle açıkladığı bu kitapta hem baş döndürücü bir kariyer öyküsü hem Türkiye gerçeklerinin yansımaları var. Sinanoğlu şöyle diyor: "Halkın tarihine, diline, Osmanlı atalarımıza, inançlarına, binlerce yıllık Asya kökenli insani değerlerine, geleneklerine yabancılaştırması, hatta düşman ilan edilmesi, sonunda kafalar hazır hale gelince de ülkenin yağmalanması her gün hız kazanıyor."
580 syf.
·10/10
Sinanoğlunu merak ediyorsanız okumanız gereken kitaplardan ilkidir(kendisi bir başka kitabında böyle demiştir).Sinanoğlunun yaşamı hayatı çalışmaları vb anlatılmıştır.Söyleşi olduğu için de okur sıkılmamaktadır.
Türkiyenin muasır olmasını kendi öz dili ve kültürüyle sağlayacağını savunmuş ve hayatını buna adamıştır.Amerikanlaşmak yerine kendi kültürümüze bağlı olmamız gerektiğini anlatmıştır.İnönü, YÖK , Özal , Kemal Gürüz, Emin Çarıkçı vb kişileri fırçalamıştır haklı olarak.Siyasi olarak kutuplaşmak yerine kendi kültürümüzü yükseltmek için uğraşmamız gerektiğini anlatmıştır.
Kendisine yabancılar araştırma yapması için en asri alet edevat ortam vs hazırlarken Türkiyede kendine küçücük bir oda verilmiş çalışmaları kösteklenmiştir.Bunun sebebi politiktir.Kendi dünya görüşünü bir tarafa dayandırmadığı için 2 kesimden de(sağ sol) destek görmemiştir.Bürokrasiden de yakınmaktadır.Siyasete çok rahat girebileceği halde belli mevkilerde olabileceği halde girmek istememiştir.Bunun sebebi bilim olarak herkese hitap edebilme olanağına duyduğu aşktır.
Dilimizi bu kadar savunan bir kişi için kitabın adını aynştayn koymanın mantığını anlayabilmiş değilim.Türk diline madem önem vermek istemiyorsunuz bari aynştayn ın ne yaptığından haberdar olun.Einstein çok alanda ilerlemek yerine görelilik, fotoelektrik, evren bilimi vs tekdüze alanlarda derinlemesine çalışmalarını yapmıştır.Oysa Sinanoğlu matematikten tutun fizik kimya biyolojiye kadar birçok alanda devrim niteliğinde çalışma yapmıştır.İbn Sina veya Newton gibidir yani Sinanoğlu.Einstein gibi değildir.
Kendisi kimyayı ilk kez matematikselleştirendir.Kendisine bunun için prof ünvanı 26 yaşında verilmiştir.180 mat çalışmasını aynı anda yayımlamış ve Avrupanın en önde gelen bilimsel dergilerinin birinde o ayki sayısında sadece Oktayoğlunun çalışmaları yayımlanmıştır.Matematikteki başarısı da görülmektedir.Birçok evrenkentte-dünyadaki ve ülkedeki- istediğin alana seni profesör olarak verelim denmiştir.Moleküler biyolojinin kurucularındandır.Biyolojik bazı olayların kimyasını açıklayarak bu alanı da geliştirmiştir.Kimya alanında yaptıkları o denli yoğundur ki bir sürü öğrencisi veya konferansını dinleyenler nobel ödülüne aday gösterilmiş veya bu ödülü almıştır.Kendisi de nobele adaydır ama evraklarını falan göndermediği için kendisine ödül verilememiştir.Sinanoğlu 2 koli evrak istediklerini söylemiştir ve yabancıların Türklere zaten nobel vermeyeceğinden dem vurmaktadır.Almanyada Alexander von Humbolt ödülünü kazanan ilk insandır ki bu ödülün Almanyadaki en saygın ödül olduğunu bilmekte fayda vardır.Türkçe ile Japonca arasındaki benzeşimleri ilk kez ortaya koyarak türkçe ve japoncanın aynı dil ailesine mensup olduğunu kanıtlamıştır.Filolojik açıdan da çığır açmıştır oysa filolog değildir.Fizikteki çalışmaları ise fizikokimya ve nicem(kuantum) kimyası alanında olmuştur.Nicem kimyası alanındaki çalışmaları nedeniyle dünyanın her tarafından davetler almıştır.Kimyasal olguları önce mat ile sonra fizik ile açıklamıştır.Kısacası nobel ödüllerine baktığınızda bile ne kadar sığ araştırmalara nobel verildiğini görebiliyoruz.Oysa Sinanoğlu kesinlilkle nobel alabilecek durumdaydı(sadece kendi görüşüm değil, yabancılar da böyle düşünüyor).
Dünyanın her yerinde kendisine mütiş bir saygınlık duyulmuşken ülkesinde bu saygınlık devede kulak kalır.Destek olmak istemeyen politikacılar onu susturmuştur ama kendisi ülkesi için yanıp tutuşmaktadır.
Kitabın sonlarında da resimler belgeler vs vardır.Sinanoğlunun değerini bilemedik uzun lafın kısası.İnşallah ülkemiz kendi dilimiz ve kültürümüzle gelişmeyi savunan önde gelen bilim insanlarının tasavvur ettiği duruma gelir.Bunun için de hep birlikte çalışmalı, politik inançları arka plana atmalı, ülke menfaatleri için siyasi düşüncelere bel bağlamamalıyız.Gelişmek için Amerikaya İngiltereye vs de bel bağlamamalıyız.Onlar kendi menfaatlerine aykırı hiçbir şey yapmazlar.Bizi sömürgeleştirmekten başka da işe yaramazlar.
Sinanoğlu 2015 yılında vefat etmiştir.Allah rahmet eylesin..
580 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Değerini bilemediğimiz nice insan geçti şu dünyadan... onlardan biride oktay sinanoğlu... kendi hayatından kesitlerden oluşan kitap akıcı anlatımı ile sıkılmadan okuyacaksınız... kesinlikle tavsiye ederim..
580 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Bu kitabın benim hayatımda özel bir yeri var öncelikle onu söyleyeyim. Kitap Oktay Sinanoğlu mücadelesini bizlere anlatıyor. Evet onun hayatı mücadelelerle geçmiş bir hayat. Onun sevdası bu topraklara, burada yaşayanlara ve onların konuştuğu dile. Türkçe için epey mücadele etmiş hem de onun aslında başka şeyler için yetiştirilmesine rağmen.
Bilimsel kariyeri zaten ortada dünyada yeni bir çağ açmış diyebiliriz bilimde makalelerine bakılırsa daha iyi anlaşılabilir. Ayrıca tek bir alana yönelmeden epey fazla ve bazen de birbirinden bağımsız alanlarda çalışmış olması da epey ufuk açıcı. Ama beni aslında işin o kısmı pek etkilemedi çünkü zaten halihazırda etrafımız bilimde çağ açmış insanlarla dolu. Asıl beni etkileyen tarafı gönül mücadelesi. Türkçe'nin bilim için en uygun dil olması beni epey şaşırttı açıkçası ve bunu ingilizce eğitim alan biri olarak söylüyorum ki aslında epey doğru anlamak genellikle ana dilinde oluyor. O yüzden de kendisi bilim sözlükleri yayınlıyor. Daha çok şey yazılır ama kitabı okumak daha güzel herkese tavsiye ederim.
580 syf.
·Puan vermedi
Soru cevap şeklinde olmasi hoşma gittu ve Oktay Sinanoğlu gibi önemli birinin olaylara verdiği tepki ve nasıl piştiğini buluyoruz. Değerlerimizi korumamiz hakkindaki uyarilarini dkkate almamizda fayda var.
580 syf.
·Beğendi·10/10
Bu notumu okuyabilecek olan her vatandasima siddetle ve gerekirse yalvararak bir ricada bulunmak istiyorum. Ricam odur ki rahmetli Oktay Sinanoglu'nu arkadaslariniza, esinize,cocugunuza,kardesinize, babaniza , annenize yani tanidiginiz, nazinizin gectigi herkese anlatiniz,kitaplarini okutunuz mutlaka. Oyle onemli ve buyuk bir sahsiyet ki daha once tanimayisiniza lanet edeceksiniz. Ulkemizin su anda ve aslinda yillardir icinde bulundugu durumdan rahatsiz olan herkesin mutlaka Oktay Sinanoglu'nu taniyip bilinclenmesi gerekiyor. Dediklerimi ciddiye aliniz nolur. Son uc yuz yilin profesorluk unvani almis en genc insani (26) Oktay Sinanoglu. Biyografi tarzinda harika bir kitap, siddetle sizi bu kitabi okumaya ve boyle bir sahsiyeti tanimaya, anlamaya davet ediyorum...
580 syf.
·8 günde·10/10
Oktay Sinanoğlu’nun çocukluğundan ailesine, okul yıllarından yurtdışı serüvenine, bilim adamlarıyla olan ilişkilerinden bilim dünyasına kazandırdığı teorilerine, Türkçe ve Türkiye üzerine düşüncelerine ve bunun gibi birçok konuya dair anılarından süzülen olumlu-olumsuz her cümlesine sanki karşılıklı sohbet eder gibi samimi ve doğal bir anlatımla – soru-cevap eşliğinde- tanıklık ediyorsunuz. Bunu kronolojik bir sıralama eşliğinde yapması da o dönemdeki olaylarla bağlantı kurmanızı ve yaptığı çalışmalar arasındaki ilişkiyi anlamlandırmanızda kolaylık sağlıyor.

Yaptığı çalışmalar üzerine sohbetlerde kuramlardan bahsederken en basit şekliyle ifade etmesi, önceki çalışmalara atıf yaptığında tekrardan kısa bilgiler vermesi ve eğer ortak çalışma yaptıysa da kimle çalışıyorsa onun hayatına dair kısa bilgi vererek nerede ne konumda olduğunu belirtmesi araştırma yapmak isterseniz kolaylık sağlaması açısından iyiydi. Ayrıca yazdığı kitap, makale vb yayınlarının hepsi kitaba liste şeklinde eklenmiş.

Bir ara bir sürü çalışma yapıp da hiçbirini yayınlamayınca rüyasına bir nine giriyor ve yaptığı çalışmaları kendisine saklamamasını ve en kısa zamanda yayınlamasını söylüyor, bu satırları okuyunca bilim aşkıyla yatıp kalkıyor cümlesinin tam karşılığını verdiğini düşündüm.

Yurt dışında gittiği konferansları, yaptığı çalışmalar için araştırmalarını, mahalle arasında seyahat ediyormuş gibi ülkeler arası yaptığı seyahatleri okurken başınız da dönmüyor değil. :) Beni en çok etkileyen bir yönü de bu kadar sayısız makale, konferansa rağmen sosyal hayatının da bir o kadar kaliteli olmasıydı: tekne kiralayıp okyanusları mı aşmadı ya da pilotluk eğitimi alarak yurt dışında tek başına uçak kiralayıp yolculuk mu etmedi?

Kitabın son bölümünde; bebekliğinden itibaren annesinin tuttuğu günlükten birkaç sayfayı da kapsayan hayatının birçok dönemine ait fotoğraflara ulaşabiliyor ve ayrıca Sinanoğlu hakkında yerli ve yabancı basında çıkmış gazete küpürlerine göz atmış oluyorsunuz.

Yurt dışında bir o kadar takdir edilip üniversitelerinde kalmaları için çaba harcayan ülkeleri okuyup ardından ülkesi için birçok yeni fikirle gelip eli boş dönmesini okurken üzülmeden edemiyor insan.

Benim burada ifade ettiğim yaşamının sadece kısa bir özüydü, daha fazlası için mutlaka okumanızı tavsiye ederim, keşke daha uzun yaşasaydı da yaptıklarını ve yapmak istediklerini uzun uzun anlatmaya devam etseydi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Emine Çaykara
Unvan:
Türk Arkeolog, Sanat Tarihçisi, Yazar
Doğum:
İstanbul, 1964
Emine Çaykara 1964 İstanbul doğumlu. İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji Bölümü'nü bitirdi. Dört yıl Fransızca profesyonel turist rehberliği yaptı. 1990 yılında İletişim Yayınları, Cep Üniversitesi dizisinden Kölelik ve Eski Mısır, Afa Yayınları'ndan Ben Jane, Tarzan'ı arıyor, 2000 yılında Türkiye İş Bankası, Kültür Yayınları'ndan İnsanın En Güzel Tarihi kitaplarını çevirdi. 1993 yılında gazeteciliğe başladı. Panorama,Turkuaz, Tempo dergilerinde çalıştıktan sonra 2000 yılı Ağustos ayında mesleğinden ayrıldı.

Yazar istatistikleri

  • 10 okur beğendi.
  • 276 okur okudu.
  • 12 okur okuyor.
  • 135 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.