Emmanuele Bernheim

Emmanuele Bernheim

Yazar
7.2/10
16 Kişi
·
28
Okunma
·
2
Beğeni
·
449
Gösterim
Adı:
Emmanuele Bernheim
Unvan:
Fransız Yazar
Doğum:
Paris, Fransa, 1955
Emmanuele Bernheim, Paris’te doğdu. Üniversitede Japon Dili eğitimi gördü. Mezun olduktan sonra birkaç yıl Cahiers du Cinema adlı ünlü bir Fransız Dergisinin fotoğraf arşivinin sorumlusu olarak çalıştı. Yapımcılar ve bazı edebiyat komiteleri için televizyon ve sinema senaryolarının ön okumasını yaptı. Kendisi de birkaç senaryo yazdı. 1985 yılında ilk kitabı “Sustalı” yayınlandı. 1993’te yazdığı “O’nun Karısı” adlı kitabıyla Medicis Ödülü’nü kazandı. Son kitabı “Cuma Akşamı” 1998 yılında basıldı. Senaryo yazmayı da sürdüren Emmanuele Bernheim, Paris’te yaşıyor.
Onu görmek istemediğinden değil, tam tersine onu sürekli görmek istiyordu, her gün. Ama yapamazdı. Yapmamalıydı.

— Neden?

— Çünkü evliyim ve iki çocuğum var. Onları asla bırakmayacağım. Ve sana acı çektirmek istemiyorum
Telefonu kapatınca eteğinin kopçalarını açmaya girişti. Birden fikrini değiştirdi ve fermuarını geri çekti.

Ne isterse giymekte özgürdü, canının istediğini giyerdi.
Tek sözcük etmediler. İkisi de birbirlerinin başlarını ellerinin arasına aldılar. Birbirlerine bakıyor, ama görmüyorlardı. Yüz yüze, birbirlerini görebilmek için fazla yakındılar.
ondan beklediği hiçbir şey yoktu, ama bu dakikalar ona yetiyordu ve mutluydu. İşte bu kadar!
Kitap hakkında yorum yapmadan önce şansızlığı ilgili birkaç kelam edeceğim. Zweig ustanın korku kitabından sonra okumamın andıran konu olarak birbirini benzerliklerinin olmasından dolayı istemsiz karşılaştırmama neden oldu. Yorumumda bunun etkisinin olduğunu belirtmek isterim. Birde yazarın ilk kitap olduğu için çok fena ezdi Zweig amca. :D
Genel olarak dili çok sade ve edebi olarak ortalama bir yapısı var. Kurgu, boşluklar çok fazla ve bir ana karakter hakkında çok az bilgi vermesi pek hoşuma gitmedi. Konu olarak ilginç ama çok hızlı bir şekilde işlemesi biraz konuyu baltalamış.
Özel olarak da ana karakteri hiçbir şekilde empati yapamadığım ilk kitap. Bu kadar dengesiz bir kadınla ne sanalda ne gerçekte karşılaştım. Aslında kendi monotonluğunda yaşarken içgüdüsel olarak(Sönük bir hayat yaşadığı için erkekler tarafından fark edilmemesinin içgüdüsel öfkesiyle yaptığını düşünüyorum. Ben biraz hayata renk gelmesi için yaptığını düşündürdü. Biraz acımasız davrandım gibi. :D) birini bıçaklamasından sonra dünyası tamamen değişiyor. Suçluluk duygusuyla bıçakladığı kişinin yaşayıp yaşamadığı, bıçaklanma sonrasında hayatının değişip değişmediğinin izini sürüyor. İzleri takip ederken farkında olmadan hayatında radikal değişimlere uğraması ile en sonda çok farklı bir karaktere dönüşüyor. Beni pek etkilemedi ama okumayın demeyecek kadar kötü kitap diyemem yukarıda belirttiğim durumdan ötürü. :D
Sustalı, Emmanuele Bernheim'in yazdığı ilk roman. Diğer kitaplarını henüz okumadığım için yeterli karşılaştırma bilgisine sahip değilim ama.. bu kitap içimde canlanamadı.
Canlanamadıdan kastım, duygunun bana geçememesiydi. Çünkü kitapta duygu bulamadım. Kitap üçüncü tekil şahısla yazılmış, yani ilahi/tanrısal bakış açısıyla. Ama bizim o bildiğimiz duygulu, salt gördüğünü söylemeyen, yorumunu katan bir ilahi anlatım yoktu. Kitap sadece gelip gitmelerden, eylemlerden oluşmuş gibi.
Bu durumda insan bi' parça duygu aramıyor değil.. Okudukça, karakterin(Elisabeth) bi' şeyi dert edindiğini, bunun peşinden koştuğunu görüyoruz. Ama hiç mi bi' iç konuşması, dert yanma, duygulu ifade olmaz! Ben bulamadım. Bu açıdan duygu yoksunu buldum kitabı. Çünkü farklı karakterlerin olayda yer kaplamasıyla gittikçe daha ele avuca gelen Elisabeth'in ''olayı'' yavaşça bi' aşka dönüşüyor. Buna rağmen çok yadırgadım çünkü kitap tüm gidişatıyla buzluydu halen.
Bu açıdan kitabın deneysel bi' havası var diyebilirim. Çünkü konu ilginç, anlatımdaki soğuk hava ve bunun sürdürülüşü çok daha ilginç geldi bana. Anlatımdaki buzlu halin, duygusal yoksunluğun kitabın yazarın ilk eseri mı yoksa yazarın tarzının mı böyle olduğu üzerine düşündürttü beni. Bu açıdan diğer kitaplarını da merak ettim.
Kitabın konusunu ve yazarın tarzını merak edenlere, biraz üşüyecekleri uyarısını yaparak tavsiye ederim...
Okuduğum degisik kitaplardan birisiydi. Kitap oldukca kisa ve gün gün ilerliyor.
Konusu icin ne desem bilemiyorum. Bir kadinin saplantisi mi yoksa yasak ask meraki mi karar veremiyorum. Aslinda yasak bir ask hikayesi okuyacagimi düşünmüştüm başlarda. Ama kadinin, adamin karisiyla iliskisini bu kadar düşünmesi garip geldi. Aslinda kadin basli basina garipti. Adama ait her seyi biriktirmesi, saplantisi. Son sayfada zaten her seyi daha iyi anladim.
Degisik bir kitap ama herkesin sevecegini düşünmüyorum.
Öncelikle yazarın ilk kitabı olduğu için diğer kitabına göre biraz daha vasat kalıyor ilk beş sayfa falan pek umurunuzda olmuyor. Ancak sonrasında gelen kısımlar gayet zevkli ve eğlenceli bir şekilde geçiyor. Ayrıca yazarın diğer kitabında da olduğu gibi bu kitapta ki karakter de takıntılı biri, yer yer psikolojik olarak hasta hatta. Şehrin içinde kaybolmuş yalnız kadınların hikayesini yazıyor aslında yazar diyelim. Bence yazarın bu eseri de gayet okumaya değer bu da kısa bir ürün zaten ama güzel bir ürün.
Hoş bir kitap. Kısa ama bir o kadar heyecan verici. Kitabın ana karakteri sizi yavaş yavaş onun için merak ettiklerini etmenize, kimi yerde ona acımanıza sebep oluyor. Ayrıca kitabın içinde ki yalnızlık temasını işleniş şekli de dahiyane bence. Kitabın adı sizi yanıltmasın kitap artı 18 lik bir ürün değil ve sonu gayet beklenmemiş bir şekilde bitiyor.
Emmanuèle Bernheim'den okuduğum 3.kitap bu oldu. Tesadüfen görüp konusu merak uyandırdığı için ilk olarak O'nun Karısı nı okudum. İkinci olarak burada kayıtlı değil ama Cuma Akşamı ve üçüncüsü bu oldu. Artık üslubunu az çok anladım diyebilirim. Şu ki, genellikle uçlarda yaşayan, kendiyle barışık olma problemi olan, toplumla uzlaşamayan kadın karakterleri çok da derine girmeden ele almış. Cümleler kısa ve net. Psikoloji çözümlemelerle dolu değil zaten sayfa sayısı da az. Çeviri problemi de olmuyor, seri bir şekilde okunuyor. 

Buradaki hikayeye gelirsek; Elizabeth isimli kadın karakter sustalı bıçak taşımayı alışkanlık edinmiştir. Bir gün metroya kalabalık bir saatte biner ve bir adamı bıçaklar. Ancak bunun farkına sonradan varır. Olayın şoku ile adamın eşgalini hatırlamayaz ama sonradan adamın akıbetini düşünmeye başlar, bir sürü ihtimal üretir. Ona ulaşmak ve ne olduğunu öğrenmek onda bir saplantı haline gelir. Adamı bulurken yaptığı yolculuklar aslında kendi içine de bir yolculuk haline gelir. Sonu belirsiz ama bazı yazarların artık konuyu işte böyle oldu bitti perde kapandı olarak bitirmediği, okuyucunun kafasında olayları devam ettirmesini istediğini biliyoruz. Burada da bu durum var. Meraktan okunur mu, neden olmasın. 
Uzun öykü tadındaki kitapları seviyorum, kolayca okuyup bitirebiliyorum. Bu kitabı nerede duydum hatırlamıyorum ama okumak istiyordum ne zamandır. Gece kuşu olmanın avantajı ile durmak bilmeden okudum ve bitti. Biraz kıyıda köşede kalmış, bilinmeyen bir kitap denebilir.
Claire, Thomas adında bir mühendise aşıktır, kendisi de doktordur. Yalnız pek alışılagelmiş bir aşk değildir. Okurken ana kahraman Claire için aslında üzüldüm çoğu zaman. Çünkü Thomas ile ilişki yaşamasına rağmen bu yalnızlık hissi bir nedenden ötürü belirgin şekilde görülür. Daha doğrusu yalnızlığını benimsemiş olmasına üzüldüm. Zaman zaman da güldüm. Gözlem yeteneği ve hayalperestliği etkiledi. Ha yer yer tedirgin de etti o ayrı :) sonu ilginç bitiyor, Claire için bambaşka bir yol açılıyor...
Bir aldatma romanı ile karşı karşıyayız. Bu tarz konuları pek sevmem ama ilk bir kaç sayfasına göz attıktan sonra kitabın akıcılığına kapıldım ve ardından da kendimi son satırları okurken buldum. Kitabı okurken bu tarz bir önyargı var ise onu biraz ötelemek geektiğini bu kitap için düşünüyorum. Bayan karakterin evli bir adamla olan yaşadığı yasak aşk ve kadının devamlı adamın yani O'nun karısını da düşünmesi ve ona olan nefretinin nasıl da arttığını anlatıyor.

Kitap akıcılık ve dil olarak çok başarılı bulduğum bir eser oldu. Bununla beraber hiç sevmediğim bir konuya başvurması beni rahatsız etti ama kitabın akıcılığı bunu engelledi ve bir solukta kitabı bitirmemi sağladı. Kitabın sonu ise çok hoşuma gitti açıkçası.

Yazarın biyografisi

Adı:
Emmanuele Bernheim
Unvan:
Fransız Yazar
Doğum:
Paris, Fransa, 1955
Emmanuele Bernheim, Paris’te doğdu. Üniversitede Japon Dili eğitimi gördü. Mezun olduktan sonra birkaç yıl Cahiers du Cinema adlı ünlü bir Fransız Dergisinin fotoğraf arşivinin sorumlusu olarak çalıştı. Yapımcılar ve bazı edebiyat komiteleri için televizyon ve sinema senaryolarının ön okumasını yaptı. Kendisi de birkaç senaryo yazdı. 1985 yılında ilk kitabı “Sustalı” yayınlandı. 1993’te yazdığı “O’nun Karısı” adlı kitabıyla Medicis Ödülü’nü kazandı. Son kitabı “Cuma Akşamı” 1998 yılında basıldı. Senaryo yazmayı da sürdüren Emmanuele Bernheim, Paris’te yaşıyor.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 28 okur okudu.
  • 16 okur okuyacak.