Hatice Meryem

Hatice Meryem

Yazar
6.9/10
45 Kişi
·
119
Okunma
·
4
Beğeni
·
1338
Gösterim
Adı:
Hatice Meryem
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
1968 İstanbul
1968 Kasım'ında İstanbul'da doğdu. 9 Eylül Üniversitesi İİBF Mali­ye Bölümü'nden mezun oldu. Üç buçuk yıl bir bankada çalıştı. 1994 yılında mesleği­ni bırakıp Londra'ya gitti. Orada temizlikçilik, çocuk bakıcılığı, ütücülük, gazete da­ğıtıcılığı gibi çeşitli işlerde çalıştı. 1996-2001 yıllan arasında Öküz dergisinin Genel Yayın Koordinatörlüğü'nü yaptı. 1999 yılında Varlık dergisinin düzenlediği "Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri Yarışması"nda "Siftah" adlı öyküsü öykü dalında dik­kate değer bulundu. 2000 yılında Siftah adlı öykü kitabı Varlık Yayınlan'ndan çıktı. Öyküleri Varlık ve E dergisinde yayımlandı. Amatör olarak fotoğrafçılıkla uğraşıyor. Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun adlı kitabı 2002 yılında yayımlanmış ayrıca Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahneye konmuştur. 2008 yılında İnsan Kısım Kısım Yer Damar Damar, 2013'te ise Beyefendi adlı kitapları İletişim Yayınları tarafından yayımlanmıştır.
"Göz, kadının en günahkar organıdır.. Allah kadınlara gözü sınamak için vermiştir, bir düşünün bakalım, eline beline diline sahip ol demişler ama göz görmezse el de, bel de, dil de uslu durur değil mi hanımlar ... "
"Allah'ın insanlara bahşettiği en büyük lüftun öncesiz ve sonrasız zaman olduğunu düşünürdüm ... "
Ben içimden hiç durmadan, “Bu mu şair! Bu mu şair” deyip duruyor olurdum. Çünkü saklı sulardan, nasırlardan, büyük saatlerden, limonluklardan, mavi gözlü devlerden bahseden şairleri, tanıdığım diğer erkeklerin kalıbına yakıştıramaz, sığdıramazdım. Bir dudağı gökte bir dudağı yerde, bir ayağı Şam’da bir ayağı Halep’te derler ya, işte öyle insanüstü bir yaratık, ne bileyim anka kuşu gibi bir şey, ne bileyim okyanusların altında rastlanabilecek kadar özel bir şey sanırdım şairleri.
Hatice Meryem
Sayfa 83 - İletişim Yayınları 2016
Allah’ın insanlara bahşettiği en büyük lütfun öncesiz ve sonrasız zaman olduğunu düşünürdüm.. Yoksa nasıl dayanırdı insan, geçmişine ve geleceğine aynı anda kucak açsa.. Geçmişine ve geleceğine aynı anda mukayyet olabilse...
Hatice Meryem
Sayfa 16 - İletişim Yayınları 17. Baskı
"... yüreğim hayata karşı nefret öfke ve küçümsemeyle dolar, bu dünyada yaşayan bütün karabahtlı ezilmişlerin yanında olurdum."
Oburların en sevmediği yerdir çünkü mutfak. Haklıdırlar: çiğ otların, kanlı et parçalarının türlü işlemlere maruz kaldıktan sonra pişirilmesini izlemek, bilmek ne dayanılmazdır onlar için! Ne lüzumu var, verin öylece yesinler!
Hatice Meryem
Sayfa 60 - İletişim Yayınları 2016
Ben bir demiryolcunun karısı olsaydım eğer, rahmetli Atatürk’ün vagon penceresinden el salladığı o güzel, o iyi, o umutveren pozun aynısını çoluk çocuk, tek tek çektirmeyi, çerçeveletip oturma odasının duvarına asmayı isterdim en çok.
Hatice Meryem
Sayfa 52 - İletişim Yayınları 2016
... ölene kadar, havayla, suyla, temasımın son bulacağı güne kadar bir koca eksiğiyle ve hayata horozlanmakla geçecek ömrüm.
Kestirmeden söyleyeyim, böyle lüzumsuz adamın karısı olunur mu hiç, gençlik işte, okumuş yazmış adamdır, eli ekmek tutar, yalnız bir kadına ihtiyaç var zahir diye düşünmüştüm ben de. Meğer adam kendinden geçmiş.
Hatice Meryem
Sayfa 64 - İletişim Yayınları 2016
Ömrünü çocuklarına, kocalarına, evlerine, mutfaklarına, kırılgan bardaklara, çelik tencerelere adayan ve kendini karnında unutan kadınlardan olduğunu düşünmekten nefret ediyordu. İstekleri, arzuları karınlarında bıcır bıcır yılanlar gibi dolanıyordu. Elinden gelse karnını bıçakla deşecek ve o pis kokulu cerahati boşaltacaktı. Elinden gelmiyordu.
Hatice Meryem
Sayfa 85 - İletişim Yayınları
95 syf.
·2 günde
Önceki incelemelerimde değindiğim kadının ancak iki durumda varlığını kabul ettirdiğini dile getirmiştim. Bunlar : evlenmek ve anne olmak hatta erkek annesi olmanın kadının yerini toplumda daha sağlamlaştırdığı görüşünde bulunmuştum. Bu incelememde kitabımızında konusu olan evlilik müessesesi üzerinde biraz durup gerek kendi görüşlerim gereksede kitabın içerdiklerini ifade etmeye çalışacağım.

Kitabımızın kapağından başlamak gerekirse erkeğin bir canavar veya ucube olarak resmedilmesi mevcut. Bu erkeklerin tamamının bir ucube veya canavar olduğunun vurgusundan çok erkeğin bence kadının gözünde evlilik kurumuyla bir tutulmasından dolayı bu şekilde resmedildiğini düşünüyorum. Kitabımızın içeriğine göz attığımızda 30 öyküden oluşan ve her öykü: “ Ben bir … karısı olsaydım eğer…” diye devam eden ve kadının kendini bir evlilik üzerinden tarif etmeye çalıştığı öyküler okuyoruz. Bu öykülerin toplumu çok iyi gözlemleyip gerçekçiğe hiç uzak düşmediğini dile getirmek gerekir. Bir erkeğin eşi olarak kinizme nasıl ulaşılır diye düşünmüyorsunuz eminim kadınlar çünkü birebir hayatın gerçeği bu maalesef ama erkek okurlar için belki bazı şeylere anlam kazandırır bu kinizm şahaseri . Peki kadını gerçekten bazı roller üzerinden değerlendirmek doğru mudur? Kanımca bütün indirgemeler yanlış sonuca ulaştırır. Mantık alanında tüm tümdengelimler doğru sonuca ulaştırırken tümevarımlar için bu sonu dile getirmek maalesef yanlış sonuçlar vermektedir. Bir kadın kimlerin karısı olur sorusuna yazar: “Bir ayyaşın karısı olmak... bir apartman kapıcısının karısı... bir tornacının... bir cücenin... bir imamın... bir kuryenin... bir marangozun karısı... gardiyanın karısı... kasabın karısı... çok genç bir adamın karısı... ince ruhlu bir adamın karısı... bir işçinin karısı... avare bir adamın... bir adamın ikinci karısı... bir demiryolcunun karısı... bir tüccarın... bir sünepe adamın... bir emeklinin... bir oburun... bir lüzumsuz adamın... bir şoparın... ilkaşkının karısı... bir saz aşığının... bir kader kurbanının... yakışıklı bir adamın karısı... bir şairin karısı... yaşlı bir adamın karısı... bir garibanın... babasının karısı... ya bir de oğlunun...” gibi yanıtlar vermekte Hatice Meryem.

Kitaba da ismini veren aslında çok klişe olan mahalle baskısının dillendirilmiş hali “A kızım, sinek kadar kocan olsun, başında bulunsun; sinek kadar olsun ama olsun...” ifadesi. Peki kadının evlenmesi olmazsa olmazlardan mı? Maalesef kadınlar belli bir yaştan ( bu yaş haddi çok net olmadığından bir sayı ile ifade etmedim, edilmesininde doğru olmadığı düşüncesindeyim ) sonra coğrafi ve mekânsal şartlarında odak merkezi olmasıyla beraber evlendirilme baskısı altına girmektedirler. Kadının buradaki bütün rolleri, statüsü, kimliği ve aidiyetleri farketmeksizin her kadın bu baskıyı tatmaktadır. Hatta bu baskı bir süreç olmasından dolayı kadını ömrü boyunca baskı altına almakta ve tabiricaizse ölüme dek sürmektedir. Bir kadının evlenmesiyle kalmayan çocuk, ev işleri, kadınlık görevleri ( ! )…ve daha nicesiyle.

“ Hayat Erkeği “ size neyi çağrıştırıyor? Hayatla mücadele eden, yılmayan, çalışan, direnen…Peki ya “ Hayat Kadını “ ifadesi ne çağrıştırıyor? Bunu bir düşünün ve aradaki zihniyetinizi bir sorgulayın. Bakmayın öyle siz temizseniz toplumun bu kadar kokuşmuş olduğunu iddia edemezsiniz. Bu kokuşmuş toplumu oluşturan sadece dışarda bıraktıklarınız veya bıraktıklarımız değil içerdekilerde topluma dahil.

“ Evde kalmış “ ifadesinin hiç erkeklere dair kullanıldığına tanık oldunuz mu ya da ben dillendirirken aklınızdaki tasavvurunda ne geldiğinin farkında mısınız? Bir diğer tabir “ Müzmin Bekar “ ifadesi erkekler için kullanılır malum aslında kadının evlisi makbulken erkeğin bekarı yüceltilmekte hatta gıpta edilmektedir. Peki kadının bekarı ayıplanırken erkeğin bekarı neden yüceltilmektedir? “ Kız almak ” ifadeside genelde sanki kadın bir mal bir meta halini almışta erkek bir lütufta bulunuyormuşta kadını kurtarıyor izlenimi vermiyor mu? Oysa kim alıyor kim veriyor yahu… Belli bir yaş haddini aşmak, evlenmek istememek, özgür ruhlu olmak, yalnızlığı sevmek, birey olmak…ayıplanacak veya evde kalmış ifadesi gibi çirkin ithamlara yol açmamalı. Bunu ne sadece dinle ne de sadece ekonomik sistemle ne de sadece siyasi sistemle…açıklayabiliriz bu hepsinin toplamının ürünü. Sadece birini düzeltmekle olacak bir şey değil hatta düzeltmenin bile yanlışlara yol açacağı görüşündeyim toptan bir zihniyet değişimi gerekli bu topluma. Çünkü maalesef maddi kültürün hızına manevi kültür yetişememekte. Onun için “ Hız “ çoğu zaman yozlaşmaya ve asimilasyona ve insanların üstünde arada kalmışlığa yol açmakta.

Yine uzun oldu galiba inceleme konular maalesef çok derin ve ne kadar şey söylersek söyleyelim eksik kalıyor.
Kitapla kalın dostlar.
Irish
Irish Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun'u inceledi.
95 syf.
Sivri dilli bir hikaye olmuş açıkcası. Oldukça isabetli göndermeler ile kişilik mi desem meslek mi desem - aslında belirli şahıslar vardır ya- hayatımızda onların eşlerini düşünün. Her hikaye "Eğer ben ... karısı olsaydım..." diyerek başlıyor. Empatinin yergisi tarzı - öyle bi tür Yok ama :) - diyebiliriz hikayelere. Çoğu hikayeye bakıyorum da oldukça kısa olmasına rağmen sağlam bir gözlem ile oluşturulmuş, bu yüzden gerçek hayatta örnek verebiliyorsunuz. Yeri geldi kadının erkeğe muhtaç olarak lanse edilmesine kızdım ama zaten amaç da bu değil miydi? İşe yaramaz da olsa dövse de veya ekmek getirmese erkek evin direği bizim toplumumuzda. Ya da degil mi? Keyifli okumalar...
95 syf.
·5/10
Çok merak ederek aldığım ama tam manasıyla fiyasko yaşadığım bir kitaptı..
''şunun karısı olsaydım''la başlayan değişik meslek grupları ve toplumdaki değişik erkek tiplemelerinin karısıymış ve onların ağzından yazılıyormuşçasına yazarın tamamen hayal ürünü az çok da o yaşantıları tahmin üzerine kurduğu Türk filmi tarzı yazılar.. gerçekten hayat hep öyleymiş gibi de yakışıksız absürt fantezik bekar hayalleri de üstelik..
Kasabından berduşundan şairinden cücesinden şoparından emeklisinden gardiyanından marangozundan tüccarından imamından tut bi ton adam anlatılmış ne hikmetse de hepsi '' göm ha göm '' mantıklı, en sonunda da '' Ama ben kimsenin karısı değilim ki! '' diye biten bekara koca boşamak kolay mantıklı final :))
Kitabın kapağına bakarsanız zaten adam demeye bin şahit ister sanki sineklerin şahı bir adama sarılmış gül gibi kadın.. hah işte ordan anlayın anlatılan adam ve kadınların hikayesini :)
yani yazar sanki demiş ki sonunda ''oohh iyiki de evlenmemişim evlenenler ne halt olmuş ki ben olayım bekarlık sultanlık , hayata horozlanmışım ben ve kocasızlık ne kadar eksiklik olabilir ki yani olsa olsa sinek kadar!! :)) ''

tavsiye etmem çünkü vereceği çok da bişey yok insana boşa zaman kaybı.. yine de okumak isterseniz de takdir sizin.. alıntı bile yapamadım yani düşünün altı çizilecek bi kelime bile yoktu nerdeyse.. babaanne öğüdü atasözünün ise değerlendirmesi size kalmış :) artık sinek minek napalım vızıldasın mı dersiniz yoksa sinek pis değil ama mide bulandırır mı dersiniz bilemem :)
286 syf.
·Puan vermedi
Hatice Meryem - İnsan Kısım Kısım Yer Damar Damar... İletişim Yayınlarından çıkıyor. Okuduğum ilk Hatice Meryem kitabı oldu. Güzel bir başlangıçtı. Meryem'in dili keyifli, hikayeleri güzel anlatıyor. Mizahını da beğendim. Yarattığı karakterler sahici. İstanbul'da bizlerin yaşadığı Kozluk diye bir mahalleyi kadrajın içine almış. Zümrüt, Cavit, Coşkun, Elmas ve niceleri... Yoksul semtleri, büyük şehirdeki değişen ve değişmeyenleriyle ezilenleri, kadınları, sokak hayvanlarını, hırlıyı hırsızı uğursuzu, sıkı dostları, kendi yağında kavrulanları, tekmil tek bir kitaptan okuyoruz. Şu aralar yeni bir kitabı daha çıkmış: "Bir Kadını Öldürmeye Nereden Başlamalı" yeni kitabını da okumak istiyorum. Tebrikler @haticemeryemmikibu #türkçeedebiyat #bookstagram #haticemeryem #insankısımkısımyerdamardamar #iletişimyayınları #book #kitap #öykü #neokudum #neokusam #kitaplık #zorbasahaf
95 syf.
·9/10
Toplumumuzdaki "evlenme" hastalığına esprili bir bakış açısı getirmiş yazar. Farklı mesleklerden erkeklerin eşlerinin düşünceleri aktarılmış. Çok klişe olacak ama okurken eğlendiren ve düşündüren bir eser.
Seyla
Seyla Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun'u inceledi.
95 syf.
·8/10
Hatice Meryem'den hap tadında, hemencecik okunan, birinin karısı olmaya dair hikayeler, güzel tespitler... Hatice Meryem'in oldukça esprili bir dili var, zevkle okunuyor...
Ayda Y.
Ayda Y. Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun'u inceledi.
95 syf.
Kitabın ismi kitaptaki bir anlatıdan geliyor.

Birinin karısı olmak nasıldır? Nasıl bir yaşantıdır, neler hissettirir, nasıl katlanılır, sefası nasıl sürülür, hayalleri nelerdir, nasıl paylaşılır gibi sorulara cevap bulmaya çalışmış yazarımız.

Tornacının, emeklinin,tüccarın,cücenin,garibanın,şairin,imamın,ilk aşkının, bir oburun, gardiyanın..vs...çeşitli insanların karısı olmak.

" Kuvvetli bir gerçeklikle, ama mizahla, ama sevgiyle kurulmuş " eş durumu" fantezileri... "Kadınlık durumlarındaki" ezilmişliği , yoksunlukları, ama onunla beraber direnç ve "ayakta kalma " stratejilerini de yansıtan, yaşama heyecanı taşıyan iştahlı bir anlatı...

Hatice Meryem'den "... karısı olma" hallerine dair bir kinizm şaheseri..."

diyor arka kapakta da.

Etrafımızda , ülkemizde, dünyada bol bol örneklerine rastlanabilecek halleri tutmuş önümüze sermiş yazar. Bir kadından okumak ise daha gerçekçi ve anlamlı.
95 syf.
·Puan vermedi
Ah kızım sinek kadar kocan olsun başında bulunsun. Yazar kadınların bir erkeğe muhtaç olmadıkları ağır bir ironi kullanarak ifade etmiştir. Kadın gözü ile okununca da kitap eşsiz oluyor.
95 syf.
·2 günde·8/10
"Ben bir ... karısı olsaydım" diye başlayan kısa öykülerle, yarı gerçek yarı hayal insanların hayatına konuk ediyor bizi Hatice Meryem. Her öyküde farklı bir erkeğin karısı olarak anlatıyor yaşadıklarını; demircinin, kapıcının, bankacının, yakışıklı bir adamın, lüzumsuz bir adamın, ilk aşkının karısı oluyor ve bize yeni bakış açıları kazandırıyor. Üstelik sorgulatıyor da: Dışarıdan ne görüyorsak, içeride de o mu var acaba? Senaryosu defalarca devlet tiyatrolarında da sahnelenmiş olan bu kitabı tüm arkadaşlarıma tavsiye ederim.. =)
95 syf.
“Ben oğlumun karısı olsaydım eğer... şaşırıp kalacak bir şey yok bunda, her kadın bir oğul doğurduktan sonra, kocası ‘dost’u olur doğallıkla:))”
Kitabı kesinlikle çok beğendim. Yazarın anlatım diline, kurduğu cümlelere hayran kaldım.

"Bir sarhoşun, apartman personelinin, tornacının, bir cücenin, imamın, marangozun, gardiyanın, kasabın, gencecik bir adamın, ince ruhlu bir adamın, bir işçinin, bir avarenin, daha önce evlenmiş bir adamın, bir demiryolcunun, bir tüccarın, sünepe bir adamın, bir emeklinin, oburun birinin, lüzumsuzun birinin, bir şoparın, ilk aşkının, bir saz âşığının, bir kader kurbanının, yakışıklı bir adamın, bir şairin, yaşlı bir adamın karısı olsaydım eğer

ile başlayan kısa kısa öyküler; hem mizahi hem kederliydi...

Yazarın biyografisi

Adı:
Hatice Meryem
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
1968 İstanbul
1968 Kasım'ında İstanbul'da doğdu. 9 Eylül Üniversitesi İİBF Mali­ye Bölümü'nden mezun oldu. Üç buçuk yıl bir bankada çalıştı. 1994 yılında mesleği­ni bırakıp Londra'ya gitti. Orada temizlikçilik, çocuk bakıcılığı, ütücülük, gazete da­ğıtıcılığı gibi çeşitli işlerde çalıştı. 1996-2001 yıllan arasında Öküz dergisinin Genel Yayın Koordinatörlüğü'nü yaptı. 1999 yılında Varlık dergisinin düzenlediği "Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri Yarışması"nda "Siftah" adlı öyküsü öykü dalında dik­kate değer bulundu. 2000 yılında Siftah adlı öykü kitabı Varlık Yayınlan'ndan çıktı. Öyküleri Varlık ve E dergisinde yayımlandı. Amatör olarak fotoğrafçılıkla uğraşıyor. Sinek Kadar Kocam Olsun Başımda Bulunsun adlı kitabı 2002 yılında yayımlanmış ayrıca Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahneye konmuştur. 2008 yılında İnsan Kısım Kısım Yer Damar Damar, 2013'te ise Beyefendi adlı kitapları İletişim Yayınları tarafından yayımlanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 119 okur okudu.
  • 45 okur okuyacak.