Homeros

Homeros

Yazar
8.5/10
313 Kişi
·
1.125
Okunma
·
180
Beğeni
·
7.624
Gösterim
Adı:
Homeros
Unvan:
Ozan
Doğum:
Smyrna (İzmir), M.Ö.8.YY
Antik Çağ'da yaşamış İyonyalı ozan. İlyada ve Odysseia destanlarının derleyicisi olduğu kabul edilir. Smyrna (İzmir) bölgesinde yaşamış olduğu sanılmaktadır.

Yaşamı hakkında çok az bilgi vardır. Homeros Antik Yunancada cins isim olarak "köle" anlamına geliyordu. Kendisinden çok sonraları gelen Klasik Çağ yazarlarınca Truva Savaşı sırasında yaşadığı rivayet olunmuştur. Ayrıca MÖ 8. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış olduğu da tahmin edilmektedir. İngiliz bilim adamı George Thomson Tarih Öncesi Ege adlı eserinde yaptığı incelemeler sonucunda Homeros'un doğduğu yer olarak en yüksek olasılığın Sakız Adası olduğunu belirtir. Sonra ise diğer bir yüksek olasılık olan Smyrna'ya (bugünkü adıyla İzmir) vurgu yapar. Ancak gerçekte Homeros isimli bir şair yaşadıysa bile bu destanları yaratan veya derleyen tek bir ozan olmadığını düşünen araştırmacılar da vardır. Hayatıyla ilgili bir başka rivayet ise kör olduğudur.
Ama yeter artık bunca öfke,
bırakalım geçmişi, olan oldu,
gemlemek zorundayız göğsümüzdeki yüreğimizi.
Homeros
Sayfa 400 - TİMAŞ
Biz yeryüzündeki insan soyları
kolay kaptırırız öfkeye kendimizi.
Homeros
Sayfa 144 - Can Yayınları
Biz yeryüzündeki insan soyları
kolay kaptırırız öfkeye kendimizi.
Homeros
Sayfa 123 - Türkiye İş Bankası
Çek, git öyleyse; madem ki gönlün böyle arzu ediyor, ben sana yanımda kal diye yalvaracak değilim..
Homeros
Sayfa 14
- Beni kışkırtma öyle, arsız! Hem aklını başına topla, seni terketmiyeyim. Bugün seni ne kadar büyük bir his ile seviyorsam, o derece büyük bir kin ile senden nefret de edebilirim.
Homeros
Sayfa 69 - Varlık Yayınları Şan 3
Ne diye insanlar tanrılardan bilir bir çok şeyi!
Sanırlar bütün belalar bizden gelir,
oysa kaderin dışında acı yığar başlarına
kendi kendileri, kendi taşkınlıkları.
Homeros
Sayfa 44 - Can Yayınları
Yüce İda dağından bir top ışık doğar
Sarı rubalı şafak, Okeanos'un akışlarından doğdu
Tanrıların kralı Yüce Zeus, yazdı tekmil canlıların kaderini
Doğdu dünyanın en üstün diyarında bu büyük destan
Adı şanlı kendi şanlı Homeros'un dilinden
Anlatıldı binlerce yıl önce

Şimdi ben de bu şiirsel destanı anlatacağım size
Homeros gibi değilse de
Verdim kendimi bu kutlu göreve
Anlayabilir okusa bilal oğlan bile.

Bir güzellik müsabakası ile başladı Truva'nın kaderi
Güzelliğiyle yarışan üç tanrıça ateşledi fitili
Tanrıların kralı Zeus'a çevrildi gözler
Öyle kurnazdı ki Zeus, işmar etti dağdaki çobanı
Versin dedi o yargıyı
Yarışanlar içinde ak kollu Here başta idi, hem Zeus'un kardeşi hem de sevgili eşi
Zeus'un kızı, aşk tanrıçası Aphrodite bir diğeri
Gök gözlü Athene'dir üçüncüsü, o da Zeus kızı idi.
Geldi birbiriyle güzellikte yarışan üç tanrıça
Seçilebilmekti niyetleri tanrıların en güzeli
Çalıştılar kandırmak için
Bu mal çoban Paris'i
Her biri şanlı ihtişamlı hediyeler sundu
Here; Avrupa Asya krallığı vadetti
Athene; Truvalıların tüm Yunanistan'ı almasına yardım edeceğini
Aphrodite de; dünyanın en güzel kadınını.
Bizim gerzek de elbette kadını seçti
Kaçırdı dünyalar güzeli Helen'i
Yalnız Helen karısıydı Menelaos'un,
O gür naralı Menelaos ki
Tanrıların kralı Agamemnon'un kardeşi.

Olymposlu Tanrı' nın keyfi gelir böylece
Ölümlülerle oynamak için
Ares'in kucağına atar onları
Patlar gürleyerek kanlı bir savaş
Süzülür parlak kanlı kargılar, vurduğu yeri parçalayan tolgalar,
parıl parıl zırhlar, göbekli kalkanlar...

Tanrılar da karışır ölümlülerin kavgasına
Tekmil tanrılar taraf tutar da
Gökyüzünden kana bulanır yeryüzü
Troya'yı savaşa sokan aşkı veren zalım tanrıça; Aphrodite
Akhalarin destekçisi, iç yakan Aphrodite'in dayakçısı; Athene
Troyalıların koruyucusu, av tanrıçası, Athene'den de nasibini alan; Artemis
Zeus'un kardeşi,Akhalılar'ı kışkırtan denizlerin tanrısı; Poseidon
Güç verir Troyalılar'a Güneşin efendisi; Apollon
Gözü yaşlıdır oğlunun kaderinden, Akhilleus'un anası, denizlerin tanrıçası; Thetis
Kin nefret içinde Troyalılara büyük Here
Yer altı ülkesinin tanrısı insafsız; Hades
Savaşın gerçek adı, öç mimari; Ares.

Bir yiğit çıkar Truva'dan
Ödlek, baş belası Paris'ten utanan
Zeus'un sevdiği tanrısal Hektor.
Hiçbir insan kaçamaz kaderinden
Ister korkak olsun ister yürekli
Hektor da kaçamadı kaderinden
Öfke dolu, savaştan, kan akıtmaktan başka bir meziyeti olmayan, kindar Akhilleus aldı canını
Her şafak söktüğünde
Sürükledi günlerce bedenini acımadan.

Akşam yıldızı denen bir yıldız vardır hani,
Yıldızların en parlağı, en güzeli
Gösterdiğinde gökte kendini
Dünyaya bir büyük Homeros gelir
Homerosoğlu Yaşar Kemal derler ona
Unutturmaz yayar destanları tüm dünyaya.

Peki bu yazıyı yazan mı kim
Elifoğlan'dır namı.
Çağrıldı Olympos'a rüyasında bir gece
Fısıldadı ona Poseidon ile Thetis
Güç verdi yazsın bu satırları
Yaysın bu efsaneyi tekmil yurduna
Anlasınlar da yaşadıkları yerin şanını
Atmasınlar elindeki çöpü Kronos'un topraklarına.

Elifoğlan der bu savaşın
İler tutar yanı yok
Örnek alasın bu destanı
Yüce Zeus'un bile sevmediği
Ares'in peşinden gitmeyesin
Destana özeneceksen de yine
Özen şiirselliğine

Homeroskızı Elif.
Değerli okur arkadaşlarım, mitoloji öğelerle harmanlanmış sayısız eser okudum. Ama okuduğum eserlerin yazarlarına ilham kaynağı olan, İlyada ve Odysseia adlı eserleri okumak, nedense şu zamana kadar, bir türlü kısmet olmadı. Buna istinaden bu harika kitapları okumama vesile olan Hakan Bey'e, sizlerin huzurunda bir kez daha teşekkür ederim. Biz okurları mükemmel tercümesiyle bu nadide eserlere kavuşturan, Hakkın rahmetine kavuşmuş olan, Azra Erhat Hanım'a da Allah'tan rahmet niyaz eylerim.

Özellikle değinmek istediğim bir husus var ki, benim için çok mühimdir. Evet mitlerin tanrısal öğretisi, inancımla örtüşmemektedir. Ama bu demek değildir ki, mitsel öğelerle harmanlanmış kitaplar okunmamalı! Aksine okunması taraftarıyım. Ben imgelem ürünü olan mitleri, estetiksel bir anlatım tarzı içerdiği için okumayı seviyorum. Çünkü mitsel öğelerle harmanlanmış kitaplar, üzerimde sanki bir masal dünyasına adım atmışım gibi bir hissiyat uyandırmakta.

Bazı araştırmacılara göre, mitler masallardan türemiştir; bazılarına göre ise de, masallar mitlerden türemiştir. Azra Erhat'ın Mitoloji Sözlüğünde yunanca " Mythos "
kelimesinden türetilen mit; söylenen yada duyulan söz demektir. Masal, hikâye, efsane anlamına gelir, şeklindeki tanımıdır. O halde bu anlatılanları baz alırsak, mitlerin ilkel bağlamından uzaklaşıp ritüel dışında bir anlatım biçimine geldiğinde, sözlü edebiyat ürününe dönüşmesi kabul edilebilir bir gerçekliktir. Bu sebepledir ki destan ve masal gibi anlatılar, taşıdıkları imge ve semboller vasıtasıyla etkin oldukları zamandan günümüze kadar gelebilmişlerdir. İşte Odysseia'da onlardan biridir.

Odysseia tek bir kişinin öyküsüdür. Eser her ne kadar, Odysseia isimli İthake Kralının öyküsünü anlatsa da Hektor'un ölümüyle sonlanan İlyada'nın devamı niteliğindedir bir bakıma. Çünkü İlyada'da okura anlatılmamış, örtülü kalmış bir çok soru Odysseia'da gün yüzüne çıkmaktadır. Meselâ, savaşın nasıl sonlandığı, savaştan sağ kurtulanların akıbetlerinin ne olduğu ile ilgili açıklamalara ayrıntılarıyla değinilmektedir. Ki bu açıklamalar ile, okurun aklında hiç bir soru işaretine yer kalmaz.

Akhalılar dokuz yıl savaştıktan sonra onuncu yıl da, hile ile yıkmışlardır İlyon'u. Savaştan sonra eve dönüş yolunda Athene'ye saygısızlık ettikleri için de, tanrıça da Akhalı askerlerin üzerine uğursuz yeller ve koca, koca dalgalar salar. Bazıları bu uğurda telef olur, bazıları bir çok zorlukla sınandıktan sonra dönebilir yurduna, bazıları da tam yurduma kavuştum derken, eşinin ve dostum dediği kişilerin ihanetleri ile sarsılır ve kalleşçe katledilir.

Bir çok imtihandan sonra yurduna kavuşanlardandır, Odysseis. Peki Odysseis kim? Dedesi Autolykos koymuştur, bu adı ona. Torununu görmeye gelirken yollarda insanlardan çok çile çektiği için, " Çileli " anlamına gelen Odysseis ismini uygun görmüştür. Gerçekten de isminin hakkını verir Odysseis. Geri dönüş yolunda on iki gemisi ve yoldaşlarıyla çıktığı yolculuktan, oradan oraya savrulduktan sonra masalsı bir mücadeleyle tek başına döner baba toprağına. Masalsı diyorum çünkü, satırlar arasında ilerledikçe karşınıza devler, tek gözlü, bin kollu, kuş yada fok kılıklı insan yiyen yamyam canavarlar çıkmaktadır. İlyada'daki gibi estetiksel anlatım, Odysseia'da da karşımıza çıkar. Bir diğer benzerlik zaman ve mekanda yaşanan sıçramaların örtüşmesi. Ama tek farkla insanların yada tanrıların dünyası olarak değil de, olay örgüsü Odysseia, eşi Penelopeia ve oğlu Telemakhos arasında gelişir.

Odysseia Troya Savaşının kaderini belirleyen, son derece zeki ve kurnaz bir kişi olarak çıkar okurun karşısına. Ozan Demodokos, Odysseia adına düzenlenen şenlikte anlatır dinleyiciler vasıtasıyla, biz okura.
Değerli okur arkadaşlar, ön yargılarınızı bir kenara bırakın ve mutlaka bu eserleri okuyun...
Değerli okur arkadaşlarım İlyada'yı okumama vesile olan, Hakan Bey'e çok teşekkür ederim. Ayrıca kusursuz tercümesiyle İlyada'yı biz okurlara armağan eden, Azra Erhat'a da Allah'tan rahmet niyaz eylerim.

Mitoloji nedir? Mitoloji kelimesi, Yunanca " Mythos " (Masal-Hikâye) ve " Logos " (Söz) kelimelerinden oluşmaktadır. İnsanoğlu yaşamı boyunca anlayamadığı ve sonuca varamadığı olayları, kendince bir tanrıya atfederek dini açıklamalar nezdinde cevaplamıştır. Dile dökülen bu açıklamalar da, zamanla nesilden nesile aktarılarak mit olarak tanımlanmıştır. Kısaca bir mit, yaşamın neden ve nasıl var olduğunu anlatan tanrısal bir öyküdür. İmgelem ürünü olan mitler estetiksel bir şekilde anlatılan öyküler olsa da, bazen hakikatlere de dem vurdukları kanıtlanmıştır. Mesela İlyada'da bahsedilen Troya Savaşı'nın, yapılan kazı ve araştırmalar sonucu gerçek olduğu ispatlanmıştır.

İ.Ö.700 yılında Homeros adlı bir ozan, Yunan mit hazinesinin temel taşı olan İlyada'da,Troya Savaşı'nın son dokuz gününü şiirsel bir anlatımla işlemiştir. Azra Erhat'ın değindiği açıklamalar ışığında, Homeros'un İlyada'yı Troya Savaşı'ndan 500 yıl sonra, Yunanlılar adına dile döktüğünü öğrenmekteyiz. Homeros hakkında yeterli bir bilgiye ulaşılamamasına rağmen, insanoğlunun ortak bir muhakemeye vardığı tek nokta İlyada ve Odysseia adlı eserlerin Homeros'a ait olduğu gerçeğidir. Ayrıca Azra Erhat'ın edinmiş olduğu tarihi bulgular ışığında, Homeros'un Yunanlı olmasına rağmen, Anadolu'nun Girit uygarlığı içinde yetişmiş İzmir'li bir ozan olduğu da su götürmez bir hakikattir.

İlyada ve Odysseia destanları günümüze kadar, varlığını koruyabilmiş harika şaheserlerdir. İlyada'nın Yunan Devletleri arasında bir çeşit kutsal kitap gibi, çeşitli bilgileri öğrenmek için, Homeros destanlarına müracaat etmeleri eserin günümüze kadar gelebilmesini okura kanıtlar nitelikte. İlyada'da her ne kadar savaşın son dokuz günü okuyucuya aksettirilse de muhteviyatında din, politika, askerlik, gemicilik yada hekimlik ile alakalı bilgiler de barındırmaktadır.

Kahramanların fiziksel özelliklerinden ziyade, manevi hissiyatlarına da ayrıntılı bir anlatımla değinilmiş. Homeros günlük yaşam mücadelesini betimlerken, anlatımını doğada yaşanmış öykülerle pekiştirerek olayı aktarması tek kelimeyle muhteşem. Öyle ki bir bakıyorsunuz Olympos'ta tanrıların dünyasındasınız, sonra bir bakıyorsunuz insanların dünyasına dalmışsınız. Homeros zaman ve mekanda sıçramalarla olayı öyle bir aktarmış ki, bu da okuyucuyu edilgen konumdan kurtarmış. Destan da nazarımdan kaçmayan bir önemli noktada, tanışıklığın ne kadar çok önem arz ettiği meselesine değinilmesidir. Demek ki, atalarımız boşuna söylememişler. " Bir kahvenin kırk yıl hatırı var. " diye.

Troya Savaşı'nın müsebbibi Helen olsa da, tanrıçaların türlü desiselerle insanoğlunun aklını çelerek, savaşın seyrinde önemli rol oynadıklarına değinmek isterim. Maalesef tarih boyunca kadın; insan neslinin devamını sağlayan bir tarla, kocası tarafından misafire sunulan bir ikram, ve eşya gibi alınıp satılan bir köle ve bir hizmetçi olarak karşımıza çıkar. Kadının bir tanrıça, uğrunda savaşlar yapılan vaz geçilmez bir sevgili olma durumuna genellikle masallarda , efsanelerde yada destanlarda rastlarız.

Sevgili okurlar Helen'e sahip olabilmek adına, tarafların giriştiği kanlı mücadeleye adını veren Troya Savaşı'nın yansıtıldığı bu değerli şaheseri okumalısınız...
Homeros’un İliyada ’sı her nekadar Truva Şavaşının bir kesiti olarak bilinse de ,savaşı anlatmanın ötesinde çok büyük hazineler barındırır bana göre. Yaklaşık 2700 yıllık tarihiyle ,antik çağlardaki Anadolu ve Yunanistan’ın coğrafi özelliklerine ve o bölgelerde yaşayan halkların sosyolojik bakımdan neredeyse bütün yönlerine ışık tutuyor.Bölgenin doğal güzelliklerinden ,şehirlerin mimari yapısına,din olgusu ve inanış biçimlerinden ,doğanın bütün güçlerinini simgeleyen tanrılarla olan ilişkilere,siyasal yapıya,aile düzenine,ticarete,madenciliğe,giyim kuşama,siahların özelliklerine,ölçü birimlerine ve daha birçok konuya dair bilgi içeren,herbir konu üzerine uzun uzun araştırmalar yapmaya değecek bir hazineden bahsediyorum.

Kitapta yer verilmemiş olsa da ,İlyada destanına konusunu veren Truva Savaşı’nın asıl başlangıç nedeninin Üç tanrıça Hera, Aphrodite ve Athena’nın birbirleri arasındaki güzellik yarışı olduğu rivayet ediliyor. Akhilleus’ un annesi Thetis’in düğününde, Kavga tanrısı Eris’in, üzerinde “en güzel tanrıçaya” yazan altın bir elmayı masaya bırakmasıyla ,en güzel tanrıçanın kim olduğu konusunda bir tartışma başlar ve Truva kralı Priamos’un oğlu Paris’e sormaya karar verilir.Herbiri Paris’in kendisini seçmesi için ona armağanlar önerir. Aphrodite ise güzelliği dillere destan ve İliyada'da adı geçen tek ölümlü kadın Helene 'i vaadeder.Ve tabi Paris bir erkekten bekleneni yaparak Aphrodite’ yi seçer.Ve Aphrodite vaadini yerine getirerek, Paris’i dünyanın en güzel kadını Helene ile ödüllendirir. Fakat Helene Akha kralı Menelaus’un karısıdır. Aphrodite insan üstü güçleriyle Helene’nin Paris'e aşık olmasını sağlar ve birlikte kaçmalarına yardım eder.Menelaus büyük bir ordu kurar ve yıllarca sürecek olan Truva savaşı başlar...

İliyada’da bu büyük savaş öylesine ustaca ve şiirsel bir dille anlatılır ki,sormayın... Troya savaşı sadece Kral Melenaus ve Kral Priamos’un savaşı olmakla kalmaz, aynı zamanda Tanrılar savaşına dönüşür. Hem çıkış noktasında , hem savaş sırasında hem de sonucunda kadınların rolü oldukça fazladır. Destanda tanrıçalar , istedikleri Kralın kazanması için her türlü entrikaya başvururlar.

Hemores’un anlattıklarından yola çıktığımızda Truva savası sırasında, hem Yunan Yarımadasnda hem de Anadoluda’ki toplumların Ataerkil bir yapıda olduğu sonucuna varabiliriz.Her ne kadar kadın esir edilen,kıralların ganimeti olarak gösterilse de diğer taraftan da bütün akışın belirleyicisidir.Daha açık bir ifadeyle; Tanrıların Kralı her he kadar Zeus olsa da,Zeus’un Krallarının da , Hera,Thethis veya diğer tanrıçalar olduğunu söylemek mümkün.

Bu durum aslında Miladdan önce 3000 li yıllarak kadar kadın egemen toplumların olduğunu iddia eden ve Anaerkil kavramını da Sosyal bilimler literatürüne sokan JJacob Bachoffen’in tezini doğruluyor olabilir.Bucho-fen tezinde ve daha sonra Marksist Literatürde İlkel-Komünal toplumlarda kadın egemen bir yapıdan bahsedilir.Daha sonra hayvancılığın keşfedilmesiyle kadın egemenliğinin sona erdiği iddia edilir.İlyada’nın konusunun geçtiği dönem,Anaerkil yapıdan ,Ataerkil bir bir toplum düzenine geçişin başlarına denk gelir.Destandaki kadınların bir yönüyle çok güçsüz gösterilmesine rağmen ,arka planda aslında sarsılmaz ve mutlak gücün sembolü gibi gösterilmesi bu nedenle olabilir mi ne dersiniz.

Kadın kavramı ne kadar güçsüz gösteriliyor ise İliyada’da ,erkek karakterlerde bir o kadar kudretli gösterilir.Başta Tanrıların Tanrısı Zeus olmak üzere tüm tanrılar ve Agamamnon,Akhileus,Hektor,Patroklos gibi karakterlerde güç ve kudreti temsil ederler.Bir karakter dışında .O karakter ise Odysseia’dır.Turuva Atı fikriyle savaşın kaderini değiştiren kurnazların en kurnazı Odysseia.Savaş biter ama Pesedion Odysseia’nın hikayesinin bitmesine izin vermez.
Şimdi Odysseai’nın yolculuğuna katılma zamanıdır...
Keyifli okumalar.
Öncelikle Homeros okuma etkinliğini düzenleyen Hakan S. arkadaşımıza teşekkür ediyorum...
Kitabın başlarında çok zorlandım.Yüzlerce isim,yer ve olay kafamı aşırı derecede karıştırdı.Olay birliğini bir türlü oturtamadım ortalara gelene kadar.Mensur şiir tarzında yazılmış olması da okuma anlamında zorluk yaratıyordu.Onun dışında grip ve bu aralar zor bir dönemden geçmem de etkili olmuş olabilir.Bu bahaneler dışında mitolojinin babası olan bu eser,yazıldığı dönemin sosyolojik yapısı hakkında çok boyutlu bir inceleme olanağı sağladı bana.Zira erkek dilinin o dönemlerde daha da hakim olduğunu,kadınların o dönemlerde armağan olarak karşı taraflara sunulması,onların bir meta olarak görülmesi beni şaşırtmadı.Toplumdaki cinsiyet ayrımcılığının tarihsel kökenlerinin milattan öncelere dek dayandığı hepimizin malumu ama bu eser konuyu derinlemesine incelemek açısından büyük katkı sağladı.Onun dışında beden gücünün,dış güzellik algısının ve ölümden sonraki yaşamın,kısacası gerçekliğin ve metafizik olayların içiçe geçmişliği ilkel toplumların yaşayışları ve algıları hakkında bilgilendirdi.Bu eserin tarihi bir eser hüviyetine büründürülmesi muhtemelen bu sosyolojik olguları anlatmasındandır.

Onun dışında anlatımına bayıldım.Destansı dilin tüm özelliklerini böylesine arkaik bir eserde bu kadar dolu dolu göreceğimi hiç tahmin etmiyordum.Özellikle tüm tanrı ve insanlara birer,ikişer verilen sıfatlar,benzetmeler mükemmeldi.Karşılıklı konuşmalar,atışmalar,atıflar birer nutuk niteliğindeydi.Eseri okuyanlarda anlatım yeteğine büyük katkı sağlayacaktır.Ayrıca sabrederek kitabı bitirenlerde kitap okuma disiplini gelişecektir.Bu eseri okuyanın birçok eseri zorlanmadan okuyabileceğini düşünüyorum.

Savaş hakkında kendimi sürekli Akhalar ve Troyalıları tutmak arasında gidip gelirken buldum.Hektor'un kırılmaz inadı,Akilleus'un bitmeyen öfkesi ve cesareti beni en çok etkileyenlerdendi.Onun dışında İnek gözlü Here'ye aşık olmamak için kendimi zor tuttum,kurnazlığı beni bir hayli güldürdü :) Şimdilik düşüncelerim bunlar.Kitabı fırsat bulunca önsözü ve başka kaynaklardan araştırmalarla destekleyerek tekrar okuyacağım...

Etkinliğe birlikte başladığım diğer arkadaşlardan özür diliyorum ayrıca.Bu aralar halet-i ruhiyem pek iyi olmadığından ve sürekli şehir değiştirdiğimden,daha kısa kitaplara yönelip etkinliğin ikinci kısmı olan "Odysseia" adlı eseri bir süre erteleyeceğim.Okuyan herkese teşekkürler..Sağlıcakla...
Yunan Mitolojisinin muhteşem ötesi nadide eseri karşınızda...

O kadar eğlendim ki ben okurken, üstelik Efes Antik Kenti ve Efes Müzesi'ni gezdiyseniz ve bazı isimlerin heykelleri gözünüzün önünde canlanıyor ise değmeyin efendim keyfinize:)

Ana konumuz tabiki de Truva Savaşı...
Tanrı ve Tanrıçalarımız ile ölümlüler arası diyalogları, dolu dolu kıskançlıklar ve çatışmaları görüyoruz.

Üstelik Zeus babamızın da maşallahı var. Karısına bir ton laf sayar ve bir sürü de sevgilisi var. Örnek almayınız efendim!

Kadınlar! Sizler ise kadın tribini ve kıskançlıklarını örnek almayınız. Alınacak bir tarafı yok çünkü.

Bir ara düşündüm, dedim kim kimin çocuğu ne oluyor yahu Aşk-Memnu mu yaşanıyor? Ama sonra kitabın sonunda yer alan açıklamada bu korkum giderildi. Kimin çocuğu kimden anlaşılmış oldu.

Hırslı, savaşçı ve alçak Ares'e baya bir tepki var eserde. Haksız da değil hani...
Savaşımız Hektor ile Akhilleus arasında Hektorun ölümü ile son buluyor.

Herkesin okuması gereken ve keyifle okunulacak bir eser. Tabiki Yunan Mitolojisi sevmeyen kişiler hariç.
Sevgilerle kitaptaşlar...
İlyada destanında, akaylılarla troyalıların arasındaki savaş gerçekte tanrıların savaşı. Göklerin tanrısı Zeus, troyalıların kazanmasını isterken, eşi Here ve deniz tanrısı posedion akaylıların kazanmasını istiyor. Tipik bir "Filler kapışır, çimler ezilir " durumu:) İlyada destanı, okunması gereken önemli bir eser. Bunu okuyanların daha sonra Odessya destanıyla okumayı tamamlamasını öneririm.
İlyada'nın ardından verdiğim bu epey uzun ara şimdi Homeros'a dönmem için kâfi. Peki kim bu Homeros?

Özetle Batı Edebiyat ve Felsefesinin temeli, mihenk taşı kör bir şair. Ancak varlığına dair derin şüphelerin olması onu da Shakespeare sınıfına koyuyor. Nedendir bilinmez kafası ve kalemi aynı anda iyi olanların genelde varlığı sorgulanmıştır yüzyıllarca. Sağlam bir tarih yazıcılığını başlatmış olmasa Taberî de bence 'yahu cidden yaşamış olabilir mi böyle bir kafa?!' diye düşünülecek isimlerden.

Homeros, İ.Ö. 8.yy'da Smryna (İzmir) dolaylarında yaşadığı düşünülen eserleri özellikle Joyce'un Ulysses'i gibi birçok eserin kaleme alınmasına neden olmuş bir ozandır. İlyada'da Truva savaşına dair efsaneleri epik bir şekilde aktaran ozanımız Odeyssey'de ise İlyada'da ismi bolca geçen kahraman Odyssey'nin ülkesine dönüş yolculuğunu anlatıyor.

Bu eserleri bir destan olarak bilsek de Antik Çağlarda insanların bu eserleri askeri, teknik, tıp, din, felsefe vb.birçok alanda gelişmenin başlangıç noktası olarak görerek ezbere bildiği söyleniyor.

Şiir batı edebiyatının ve kültürünün temel eserlerinden sayılır ve antik Yunan kültürüne ışık tutan en önemli kaynaklardan biridir.

5 yaşındayken hayranlıkla izlediğim Zeyna'da da bir bölümde buna yer verilmişti. Poseidon, izin vermiyordu Odyssey'nin evine gitmesine. ( Bu arada Türkiye'de sahtekar bir firma var North Face fotoğrafı gösterip Poseidon isminde bir markanın ayakkabılarını 'satıyor'. Ek bilgi lazım olur :) )

Vaktiniz olursa bir ara okuyun derim
Bir ihtiyarın sonuna daha geldik.(İhtiyarlarla ilgili muhabbete selam olsun. :D) Kitap içerisinde yunan tanrılarını olması benim için hoş bir sürpriz oldu. God Of War oyunun da baya pataklamıştım kendilerini. Birde yunan mitolojisi hoşuma gidiyor ve favori yunan tanrısı Athena benim için(Not=Bİlgelik tanrısını çok kaba gösterdiği için bir puan kırdım. :D). Ondan dolayı kitap daha çok efsane kısmına girmiş bence.
Dil bakımında bu zaman için kaba bir dil kullanmış ama yaşadığı çağa bakarsak bu konuda eleştirmek haksızlık olur. Kurgu bakımından güzel bir kitap. Truva filmini izledim ondan dolayı okumama gerek yok diyenler çok yanılır. Hector , Akhilleus , Agamemnon kişilik bakımından çok farklılar. Bu kitap o dönemde yaşayan insanlar açısından daha yakın. Bu kitapta okuma bakımından en büyük sıkıntısı çok fazla isim geçmesi. Bir süre sonra isimleri göz ucuyla okuma kısmına geçiyorsun. Birde şiirsel gibi yazılmış. Benim gibi düz yazı okumayı seven insanların zorlanacağını düşünüyorum.
Yıllardır Çanakkale de yaşayan kişi olarak Homeros un eserlerini okumak olmazdı. Uzun yıllar okuduğum bu kitap ; görevim gereği Truva Ören yeri kazıları ile yakından ilgilenmiş olmamdan dolayı da benim için daha da çekici hale gelmişti 1990 lı yılarda tekrar elime alıp okudum. Ayrıca Kaz Dağlarının Ayazma mevkii benim Kaymakamlığını da yaptığım Bayramiç ilçesi dahilinde idi ki Paris in Afrodit i güzellik kıralicesi seçtiği yerdir. Bunların dışında Truva savaşlarının yapıldı yerler... İşte bunlar beni kendine çeken etkenlerdi.
Truva kazılarını gerçekleştiren rahmetli Alfred Kolhman da aramız gayet iyi idi. sık sık ziyaretine
giderdim o da bana kazılar hakkında bilgiler verirdi. Kendisine biz "Osman" diye hitap ederdik Kendisi bu hitaptan son derece mutlu olurdu. Adına şimdi Çanakkale de kütüphane var. Kendisi kazılarında ilmi bilgilerinin yanında Homeros un Eserlerini de baz alırdı. B
bir gün bana "Halil bey buldum buldum O suyu buldum " demiş beni bir kovuğun içine götürmüştü " işte burada " demişti gerçekten yerden kaynayan bir su yatağı idi. O şu sonuca varmıştı ".- Truva bir Yunan medeniyeti değil, Anadolu Medeniyeti dir" Bu sonuç çok önemliydi...
Bu kitap ne zaman elimde olsa sanki Zeusu ,Parisi, Hektoru, Agamemnonu, Savaşların dışında sanki bugün yaşayan bize hayat dersi veren birer öğretmen gibi karşım da dururlar. "Oku, tarihi iyi bil, iyi tahlil et ki bir daha dünya savaşlarla anılmasın " diyorlar gibi gelir. Ben bakarım dünya coğrafyasına Maalesef kimse ders çıkartmamış. Hüzünlenir gömülürüm tekrar kitaplarımın içine.

Yazarın biyografisi

Adı:
Homeros
Unvan:
Ozan
Doğum:
Smyrna (İzmir), M.Ö.8.YY
Antik Çağ'da yaşamış İyonyalı ozan. İlyada ve Odysseia destanlarının derleyicisi olduğu kabul edilir. Smyrna (İzmir) bölgesinde yaşamış olduğu sanılmaktadır.

Yaşamı hakkında çok az bilgi vardır. Homeros Antik Yunancada cins isim olarak "köle" anlamına geliyordu. Kendisinden çok sonraları gelen Klasik Çağ yazarlarınca Truva Savaşı sırasında yaşadığı rivayet olunmuştur. Ayrıca MÖ 8. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış olduğu da tahmin edilmektedir. İngiliz bilim adamı George Thomson Tarih Öncesi Ege adlı eserinde yaptığı incelemeler sonucunda Homeros'un doğduğu yer olarak en yüksek olasılığın Sakız Adası olduğunu belirtir. Sonra ise diğer bir yüksek olasılık olan Smyrna'ya (bugünkü adıyla İzmir) vurgu yapar. Ancak gerçekte Homeros isimli bir şair yaşadıysa bile bu destanları yaratan veya derleyen tek bir ozan olmadığını düşünen araştırmacılar da vardır. Hayatıyla ilgili bir başka rivayet ise kör olduğudur.

Yazar istatistikleri

  • 180 okur beğendi.
  • 1.125 okur okudu.
  • 62 okur okuyor.
  • 1.189 okur okuyacak.
  • 53 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları