Yavuz Bülent Bakiler

Yavuz Bülent Bakiler

YazarÇevirmen
8.7/10
217 Kişi
·
717
Okunma
·
203
Beğeni
·
7.305
Gösterim
Adı:
Yavuz Bülent Bakiler
Unvan:
Avukat, Şair ve Yazar
Doğum:
Sivas, 23 Nisan 1936
Aslen Azerbaycan göçmeni bir ailenin çocuğu olan Yavuz Bülent Bakiler, 23 Nisan 1936 günü Sivas’ta dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Sivas, Malatya ve Gaziantep’te tamamladı.

İlk şiirlerini 1953 yılında Türk Sanatı dergisinde yayınladı. Hisar Dergisi Şairleri arasında yeraldı. 1960 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi.Kısa bir süre Yeni İstanbul Gazetesinde çalıştı.TRT Ankara Radyosu Merkez Program Dairesinde Raportör olarak çalışırken çeşitli kültür programları sundu.

1969-75 yıllarında Sivas’ta avukatlık yaptı. 1975-76 yıllarında Başbakanlık Toprak ve Tarım Reformu Müsteşarlığında Hukuk Müşavirliği yaptı. 1976-79 yıllarında Ankara Televizyonunda çalıştı. 1979-1980 yıllarında Kültür ve Turizm Bakanlığında Müsteşar yardımcılığı yaptı.

12 Eylül sonrası müşavir kadrosuna atandı. 1992 yılına dek bakanlıktaki bu hizmetini sürdürdü. İki yılda Başbakanlık Müşaviri görevini yaptıktan sonra 1994 yılında kendi isteğiyle emekliye ayrıldı.

Şiir kitapları
Yalnızlık, (1962)
Duvak, (1971)
Seninle, (1986)
Harman, (2000)
Bir Gün Baksam Ki Gelmişsin
Sen Sen Sen

Gezi notları
Üsküp'ten Kosova'ya
Türkistan Türkistan

İncelemeleri:
Şiirimizde Ana
Sivas'a Şiir
Âşık Veysel
Elçibey
Mehmet Akif'te Çağdaş Türkiye İdeali
Sözün Doğrusu 1-2
Sevgi Mektupları
Gidenlerin Ardından
Arif Nihat Asya İhtişamı
TURAN
-Sadık Kemal Tural kardeşimize-

Ben Altay dağlarından koparak geldim
Yüreğimde Türkistan'dan binbir nakış var
Çok şükür aslım da neslim de belli
Türküm müslümanım o dağlar kadar.

Dokuz tuğ taşıdım ben, dokuz davula vurdum
Dokuz evliya gücüyle yürüdüm geldim
Büyüdü benimle mübârek yurdum
Ebed-müddet bu devleti ben kurdum.

Nevruz toylarımızda ateşler tutuşturdum
Orhun'dan, Seyhun'dan, Ceyhun'dan geçtim
Yol gösterdi kükreyerek bana Bozkurt'um
Atımla hep yan yana gözelerden su içtim
Baykal'da da çimdim ben, Hazar Denizi'nde de
Toprağıma bağdaş kurup oturdum.

Ben ki Alper Tunga'ya gönül verenlerdenim
Yurt uğruna dolu dizgin göğüs gerenlerdenim
Sonra durgun sulara Bismillâhlarla
Kilim seccadesini serenlerdenim
Yani hem Alplerdenim, hem Alperenlerdenim.

Ben Türkmen'im, Özbek'im, Kazak'ım, Kırgız'ım ben
Azerbaycan Türkleriyle aynı kandanım
Kıpçakları, Uygurları aşkla duyanlardanım
Ben ki Tatarlardan, Gagavuzlardan
Çuvaşlardan, Bozkurtlardan, Oğuzlardanım.

Kalem de tuttum çok şükür, kılıç da, gül de
Güvercin bakışlı sıcak türküler de söyledim
Anlayan anladı kim olduğumu
Aman dileyeni sevdim, öfkemi yendim
Övdü büyük peygamber İstanbul Başbuğumu
Kur'an'la da müjdelendim.

Sevsem gözbebeğim olur ne varsa
Öfkelensem öfkem dağları ezer
Dilim bazan sularım çağlamasına
Bazan da bülbüllerin şakımasına benzer.

İşte bilge Tonyukuk, Kültikin, Bilge Kağan
Hepsi birbirinden daha mübârek
Süzme asaletimin nurdan kefili
İşte Dede Korkut, kaftanı ipek
Soyumun-sopumun bin yıllık dili.

Ve Yusuf Has Hacib, Mahdum Kulu, Fuzuli
Hepsi de peygamber soyunca asil
Sonra Kaşgarlı Mahmut; gönlüme düşen cemre
Ali Şir Nevaî, Gaspıralı İsmail
Şiiri bir bakraç süt gibi Yunus Emre.

Cengiz Aytmatov ki, Cengiz Dağcı ki
Ayın ondördünden sağılan huzur
Sabir Rüstemhanlı... ruh kadar eski
Ve daha binlerce nur üstüne nur.

Servetim Buhari'nin, Yusuf Hamedanî'nin
Ahmet Yesevî'nin nur servetinden
Güzelliğim, merhametim, şefkatim
Hep Şah-ı Nakşibent hazretlerinden.

Hunlardan, Göktürklerden alıp getirdim
İpek ipliğimi altın tığımı
Mintanıma minyatürler işledim durdum
Selçuklu çinisine gönül mührümü vurdum.
Osmanlı ebrusuyla süsledim yastığımı
Mustafa Kemâllerle yeni baştan doğruldum
Kim demiş 75 yaşıma bastığımı.
Garibin anası pencerelerden
Yanık türkülerle yollara bakar
İncecik yüzünde her akşam üstü
Çizgi çizgi nokta nokta bir efkar.

Fakirin anası her sabah sessiz
Ağlar çocuğunun aç çıplak durduğuna
Elleri koynunda kalır çaresiz
Bin pişman doğduğuna, doğurduğuna.

Mahkumun anası susar konuşmaz
Suçu kendisinde sanır.
Kaçar insanlardan aydınlıklardan
Duvarlara bile baksa utanır.

Açılsa üstüm biraz, duyar da gece yarısı
Kalkar yatağından gelir
Bir mübarek el usanır yorganıma usulca
Bilirim anamın elidir.

Bir merhamet bir sıcaklık bir gurur
Yavrum diyen sesinde
Ve huzurun günde beş vakit nabzı vurur
Beyaz tülbentinde, seccadesinde.

Karımın anası anama benzer
Öylesine yakın duygulu ince.
Özü sözü bir, yayla gözesi kadar berrak
Oturtacak yer bulamaz çıkıp yanına gidince
Yüreği destanlar gibi sımsıcak.

Ve alnım açıksa, başım dikse
Dirliğimiz varsa, mutluysam
Yüzüme gülüyorsa böyle bu şehir.
Bir beyaz zambak gibi pırıl pırılsa yavrum
Ve yavrumsa herşeyi bana sevdiren bir bir
Bu mutluluk bu düzen bu bitmeyen aydınlık
Anasının yüzü suyu hürmetinedir.
12 Eylül'e Sitem

Kolum, kanadım diyordum.
Sevdalanıp gidiyordum
Yurdum diye seviyordum
Yurdum, felaketim oldu.

Türküm! dedim, Türk'ü sevdim
Öğünen bir koca devdim
Volkandım, alev-alevdim
Kor'dum... felaketim oldu.

Kimisi Rus, kimisi Çin...
Uşağıydı; dedim niçin?
Bayrağıma selam için
Durdum... felaketim oldu.

Vatan millet idi tasam
Çiğnenmişti ana-yasam
Vuracaklardı vurmasam
Vurdum... felaketim oldu.

Neyim varsa birer birer
Tutup çarmıha gerdiler
Bozkurt'uma 'it' dediler
Kurdum... felaketim oldu.

Bu ahlaksız dubaraya,
Tarih 'mim' koysun buraya
Eylül darbesini hayra
Yordum... felaketim oldu.

Gönlümün yiğit beğiydi
Gözlerimin bebeğiydi...
Ona da mı nazar değdi
Merdim... felaketim oldu.

Tarafsızlık diye diye
Şu en soysuz haramiye
Başımızı vermek niye
Sordum... felaketim oldu.

Ben değildim esip-tozan
Kanlı kuyuları kazan
Bütün tuzakları bozan
Zordum... felaketim oldu.

Kolum, kanadım diyordum.
Sevdalanıp gidiyordum
Yurdum diye seviyordum
Yurdum, felaketim oldu.
‘’Bunlar bizim müelik kelaynak kuşlarımızdır. Sovyetler Birliği’nde Stalin’in ve Lenin’in bütün heykelleri paramparça edildi. Marksizm’in bir çıkmaz sokak olduğunu görmeyen kalmadı. Ama ne kadar hazin bizim Türkiyeli Marksistler ‘’istemezük’’ çığlıklarıyla hala ortadadırlar. Bunların ağababaları Nazım Hikmet, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’na yazdığı hicviyede demişti ki:
Şapka çıkarmam konuştuğun dile
Düşmanıyım asaletin kelimelerde bile
Nazım Hikmet kafasında olanlar, bizim asil kelimelerimize anlatılmaz bir düşmanlık duyuyorlar. Şimdi biz kime ve nasıl anlatmalıyız ki Yaşayan Türkçe’ye, yani asil kelimelerimize düşman olanlar ‘’köprüye hayır, televizyona, yabancı sermayeye, baraja hayır’’ diyen geri kafalardan bin kat daha tehlikelidirler.’’
‘’Evin yaşlı sahibesi yaşlı gözlerle cevap verdi. Dedi ki
‘’Bu sosyalist rejim 65 yıldan beri İslamiyeti ve ezanı yasakladı. Minarelerimizden ezan okunmuyor. Ben artık ömrümün son yıllarını yaşıyorum. Bu kese kağıdının içinde, Türkiye’de ezan sesi duyan toprak var. İstiyorum ki ben öldükten sonra çocuklarım, üzerime ezan sesi duyan toprak serpsinler. Sevincim, heyecanım, bahtiyarlığım bana Türkiye’den ezan sesi duyan toprak getirilmesidir.’’ Bu sözler beni de çok duygulandırdı. Akif ne güzel söylemiş:

Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.’’
‘’Bir yüz karası şeklinde, daima sonunca olduğumuz Eurovision şarkı yarışmalarına katılırız. Bize bu yarışmalarında rey verirler, itibar gösterirler mi sanıyorsunuz? Türk düşmanlığı Avrupa’da, zaman zaman bir histeri nöbeti şeklinde nükseder. Çünkü daha dün, padişahımıza dehalet eden kralının, Osmanlı hükümdarı tarafından tayin edilen prensinin, valisinin hatırasını, son olarak da Anadolu’dan fışkıran o mukaddes Milli Mücadelemizin önünde, başkumandanının terk edip kaçacak delik arayan müstevli özentisi babalarını, dedelerini unutmamıştır da ondan.’’
‘’Türkiye 200 nüfuslu büyük bir milletin, Anadolu toprakları üzerindeki bir parçasıdır. Kimse Azerbaycan’ı 7 milyonluk bir ülke sanmasın. Azerbaycan 200 milyon nüfuslu büyük Türk milletinin bir parçasıdır. Kimse Türkmenistan’ı 4.5 milyon nüfuslu bir ülke sanmasın. Tükmenistan da, Özbekistan da, Kırım da, Kazan da, Ahıska Türkleri de, Kerkük Türkmenleri de, iran Azerbaycanı da, Gagavuzlar da, Saha Türkleri de, Tuva da, Kıbrıs da, Uygurlar da, Başkurtlar da hep o 200 milyon nüfuslu büyük Türk Dünyası’nın bölünmüş parçalarıdır. ''
‘’Bu, dehşet verici bir köksüzlük! Lütfen düşünür müsünüz? Biz Mustafa Kemal Paşa başkanlığındaki Milli Mücadele’den zaferle çıkmasaydık, yani Türkiye’de, Mondros Antlaşması’nın veya Sevr zulmünün baskısı altında esaret altında yaşasaydık İngilizlerin veya Fransızların Türkiye’de çıkaracakları dergi isimleri nasıl olurdu? Ben şahsen Türk’ün ve İslam’ın ruh kökünü kurutmak isteyen devletlerin, bizimkilerden daha dikkatli, daha insaflı davranacaklarına ihtimal vermiyorum.’’
‘’Zamanımızdan 500 yıl önce yaşayan Şah İsmail Hatayi, anadiliyle Türkçe şiirler yazıyordu. Türkçe ve aruzla. Şah İsmail’in Peygamber sevgisine bakınız :
Asiyim yüzüm karasın sil Muhammed Mustafa
Dertliyim derdim çaresin kıl Muhammed Mustafa
Yerde görmez gökte görmez kör münafıklar seni
Yerde sensin gökte sensin ya Muhammed Mustafa
HATAY’im isyan içinde yüz tutup hazretine
Ayıbımızı gelme yüze ya Muhammed Mustafa”
’Biz, dünya çapında kahramanlar yetiştiren bir milletiz. Kahraman, siz de kabul edersiniz ki sadece savaş meydanlarında boy gösteren, yurt uğruna can veren, kan döken bir kimse değildir. Milletimizin kültür değerlerini yapan, yayan, yaşatan herkes kendi çapında bir kahramandır. Bizim hem meydanlarımızın yani tarihimizin kahramanları vardır hem de dilimizin, dinimizin, edebiyatımızın, sanatımızın, ilmimizin kahramanları vardır.’’
Üsküdar kitap fuarında çok sevdiğim şair Yavuz Bülent Bakileri, kitaplarının olduğu stantta görünce heyecanlanıp, bir kitabını alıp, ayaküstü kendisiyle sohbet ettikten sonra imzalattırmıştım. Sohbeti, tok ve güçlü ses tonuyla, kelimeleri özenle seçmesiyle insanın içine adeta huzur veren bir büyüye sahipti. 1976da Kültür Bakanlığı tarafından , Şiir festivaline Türkiyeyi temsilen Yugoslavyanın Struga şehrine gönderildiğini ve döndükten sonra bir dostunun tam 2 sene süren ısrarı üzerine buradaki anılarını kitaba geçirmeye karar verdiğini ve kitap hakkında bir Azeri dostunun “Mene göre, her Türk, Üsküpten Kosovaya kitabını okumalıdır. Amma, onu okuduktan sonra, ağlamayan Türk’e de men Türk demerem.” dediğini anlattı yine de bana imzalı kitabını uzatırken, benim okurken ağlamamamı temenni ettiğini söyledi . Ama ne mümkün! Anadolunun bağrından yüzyıllar önce koparılıp, balkanlara, üsküpe, kosovaya, priştinaya yerleştirilen özbeöz Türk kardeşlerimizin Türkiye hasreti ile yanıp tutuşurken, bu topraklardan burdaki soydaşlarından bir haber beklerken, içlerndeki aşk ve sevgi bir atardamar gibi atarken, oralarda zulüm altında, itilmişlik dışlanmışlık altında, yine de Evladı Fatihan olduklarının bilinciyle bir an olsun o topraklardan ayrılmayı düşünmeyerek varoluşlarına devam ederlerken, bizim ise onların varlığından bihaber olduğumuzu içim sızlaya sızlaya, gözlerim dola dola okudum. İyi ki varsın Yavuz Bülent Bakiler, iyi ki yazmışsın. İyi ki o güzel Türkçenin üstadısın. Ben ki 2 küçük çocukla 4 günde bitirdim bence herkes okusun.
Yavuz Bülent Bakiler, sevdiğim bir yazardır, şairdir. Bu kitabını tezgahta görür görmez, ilgimi çeken coğrafyaları anlattığını düşünerek hemen aldım. Balkanlar ve Orta Avrupa'da yer alan Türk eserlerini anlatan bir seyahat kitabı olmuş, severek okudum. Buraya kadar sorun yok.

Ancak sorun yayınevinde bence. Şöyle ki, aynı yayınevi daha önce de Bakiler'in Muhsin Başkan adlı bir kitabını çıkarmıştı. Lakin kitapta Bakiler'in sadece bir yazısı vardı. Geriye kalan bütün yazılar başka yazarlarca ve üstelik gazete ve dergilerde köşe yazısı olarak yayımlanmış yazılardı. Yani yayınevi, bir tür yayıncılık hilesi yapmıştı. Bu sefer ise şöyle bir durum var. Kitaptaki bütün yazılar -ki aslında konuşmalar da diyebilirim- 1986 yılına ait. Yavuz Bülent Bakiler'in 1986 yılında TRT için hazırlamış olduğu belki de aynı ismi taşıyan bir belgeselin çözümlenmiş hali bu. Ancak bununla ilgili bir ibare göremiyorsunuz. Bunu sadece tahmin edebiliyorsunuz. O kadar özensiz hazırlamışlar ki, izleyeceğiniz görüntülerde gibi ifadeler bile var. Zaten ülke adları Yugoslavya, Çekoslovakya olarak geçmekte. Üzerinden 32 yıl geçmiş.

Halbuki sunuşta bu belirtilse, '30 yıl sonra yeniden' gibi bir ibare konulsa, yazılar tekrar gözden geçirilip güncellense... Öyle ya, özellikle eski Yugoslav coğrafyası koca ve berbat bir iç savaş geçirdi o süreçte.

Ama yine de 1986'nın durumunu anlatması bakımından güzel bir kitap. O coğrafyaya ilgi duyanlara tavsiye ederim.
Yavuz Bülent Bakiler' i genellikle şiirleriyle tanıyan biriyim. Fırsat bulup da seyehatname minvalinde kaleme aldığı eserleri okumamıştım. İki gün önce kitapçıda rastlayıp bir heyecan içerisinde iki tane eserini birden aldım. Kıbrıs bahsinde bilmediğim fark etmediğim bilgileri öğrendim, bunun için minnettarım. Hollanda kısmında ise kültür merkezinde vereceği konferans öncesinde bir papazın da konferansta olduğu bilgisi verilince Bakiler aşağıda yazan ifadelerle dua eder:
" Ya Rabbim! Buraya niçin geldiğimi, bu kürsüye neden çıktığımı biliyorsun. Ben, senin kitabın ve sevgili kulun Yunus Emre için buradayım.
...
İşte ben şimdi tamamen sana güvenerek kürsüde olacağım. Bana sahip çık. Bana sahip çıkmazsan sana inandığım için bana yazıklar olsun! Senin kitabın, senin nizamın için kürsüye çıktığım halde bana kol kanat germezsen sana da yazıklar olsun! Artık başka bir şey söylemiyorum. Sen bilirsin Ya Rabbim!"

Bu dua Allah' a bir yakarışın ötesinde saygısızlık ifadeleri içeriyordu. Tasavvuf konusuna hakim olmadığım için peşin hüküm vermeden bilgisine güvendiğim saygıdeğer iki insana danıştım ve onlar da bu ifadelerin uygun olmadığını söylediler. Ortada verilmiş ve emek var olsa bile bir cümle koca bir eserin mahiyetini bir anda dibe indiriyor. Eserin bana katacağı herhangi bir bilgi olmadığı gerekçesiyle eseri yarım bırakıyorum. Umarım eserdeki bu dua!? aslına uygun bir hal üzre düzeltilir.
Kitap, Taha Akyol'un Azerbaycan Sovyetler ve Ötesi kitabından bir bölüm alıntı ile başlıyor, konu hakkında diğer haber ve röportajlar ile devam ediyor. Bu kitaba başlamadan önce Taha Akyol'un kitabını okumanız daha manidar olacaktır çünkü önce bölgeyi ve halkı tanımanız Elçibey'i anlamanız için fayda sağlayacaktır.
Sanırsam Yavuz Bülent Bakilerin okuduğum üçüncü kitabı, fakat Elçibey'in yeri bende ayrı olduğu için diğerleriyle mukayese bile edemiyorum.
Azerbaycan'da kanla, sürgünle ve insanlık dışı muamelelerle bastırılmış Türklük ruhunu uyandıran, meydanlara yüzbinleri toplayarak istiklâl âşkı yaratan, üç renkli bayrağı Türklük, hürriyet demokrasi, çağdaşlık ve İslâmiyet olarak göklere kaldıran, Azerbaycan'ın müstakilliğini ilân eden, devleti yeniden kurarak ordusunu oluşturan, parasını basan, demokratik seçimlerin ne olduğunu bütün dünyaya gösteren, Güney Azerbaycan bağımsızlığa kavuşana kadar sakalını kesmemeye yemin eden ve bu uğurda kanser ilaçlarını reddeden, Azerbaycan'ın eski cumhurbaşkanı ve Azerbaycan Halk Cephesi Partisi (AHCP) Genel Başkanı Ebulfez Elçibey, Tanrı'ya Turan için 16 sene önce elçi gitmiştir. Yolu yolumuzdur.
''Filistin askısına vurulmuş gibiyim''

Eski milletvekilimiz Mehmet Yalçınkaya'nın bu sözü hem fiziki hem de ruhsal bir durum belirtisidir. 12 Eylül'de türlü işkencelere -hem de hiç günahı yokken- maruz kalan bu yürekli Türk Milliyetçisi'ne saygılarımı sunmak isterim.

Bakiler özü sözü doğru bir adam. Üstad denilecek insana neden mi böyle hitap ediyorum? Çünkü o, her durumda dimdik duruşuyla türlü düşmanlar kazanmış bir yiğidodur. Sivaslı dediğin böyle olur.
Bakiler Hoca kitabında kendisine atfedilen ''Atatürk düşmanı'' söylemine yanıt vererek başlıyor. Yönetimin yanlışlığını, Trt'de yaşadıklarını, Menderes'i, 12 Eylül'ü, Alevi-Sünni kavgalarını, Yazıcıoğlu'nu, sevgisini, kızgınlığını sitemini dile getirmiş. Çok da güzel yapmış, bilmediğimiz bir çok konuya ışık tutmuş.
Denktaş'la, Yalçınkaya ve Orhan Şaik'le olan sohbetlerinde gözlerim dolu dolu oldu. Bu ülkeye veba gibi yayılan cehalet hastalığından kurtulmak sanırım hepimizin dileği.

Yavuz Bülent Bakiler'e Türk Dünyası için verdiği emeklerden dolayı minnettarız.
Harman, Yavuz Bülent Bakiler'in milli , manevi ve insani duygularını harmanladığı bir şiir kitabı.
Azebaycan asıllı bir ailenin çocuğu olan Bakiler Sivas doğumlu.Özellikle Sivas ve Azerbaycan sevgi ve özlemini dile getirdiği şiirleri, anne temalı şiirleri , yoksulluk ve yoksunluklarla ilgili şiirleri birer tablo gibi seriliyor gözler önüne.
Şimdi burda Sakarya, orda Seyhun, Deli Kür...

Bir yanık bozlak gibi yüreğime dökülür.

Yüreğim "ay balam"lı türkülerimle büyür.

Beni sonsuzluğa hep türkülerim götürür.

Gel ey Kırımlı Sinan, atını ufkuma sür.

Sesim Estergon'da yine gümbür gümbürdür.

Benim bayrağım bile tarifsiz bir türküdür!
........
Açılın açılın kalabalıklar

İçerim zemheri, dışarım bahar Bir alev halinde geçtiğim yollar Hallac-ı Mansur'suz, Kerem'siz değil.

Uzakların daha uzaklarına
Büyük zaferlerin nur taklarına Seni yazdım ebemkuşaklarına

Ellerim çaresiz, kalemsiz değil.
Gibi güzel dizelerin şairi Yavuz Bülent tavsiye ederim.
hepimizin ayrı ayrı bir tabusu var ve bunun altında yatan da kuru bir cahillik kimimiz sevdiğimizi çok sevip putlaştırıp özünden uzaklaştırıp da kendisine ait olmayan bin bir çeşit rivayetlerle göklere çıkarıp da sorgulamaya dahi iğne kadar bir yer bırakmıyoruz kimimiz de ne kadar nefret ediyorsak istediğimiz cümleleri bulunca ardı arkasına düşmeyip hemen üslubumuzu hakaret üzerine kuruyoruz ilk emrin OKU! olmasına karşın bir sahife dahi açmadan bir kişiyi bir kurumu bir topluluğu saçma sapan malayani laflarla ya yer ile yeksan ediyoruz ya da aşırıya kaçıp taparcasına biat ediyoruz kitap genel olarak bu tür algıları ortadan kaldırmak ve Türkiye 'nin geçmişten bu zamana kadar gelen bir takım önemli olaylarını ve önemli şahsiyetlerin-daha doğrusu tartışılan hakkında çok ihtilafa düşülen kimselerin- üzerinde durup yanlış algılayışları aktarıyor okunmalı ama yetinmemeli
Yavuz Bülent Bakiler'i "Şaşırdım Kaldım İşte" şiiriyle tanıdım. Bu şiir kendimi hatırlatmıştı bana en çok. Kendimden birşeyler bulduğum için kitabın kütüphanemde bulunmasını istedim.
Kendinizi bulabileceğiniz en az bir şiir var bu kitapta dolayısıyla okunması için geçerli ve yeterli bir sebep bence.
Şiirler altı başlık altında toplanmış. Hepsi birbirinden önemli hayatımızdaki metaforları temsil eden başlıklar.
"Analar ve Çocuklar"
"Türkiyem Anayurdum Sebebim Çarem"
"Gönül Ey vay gönül Vay gönül Ey vay gönül" "Çağırırsın Birgün Beni de Ölüm"
"Turan"
"Dağlar İle Taşlar ile Çağırayım Mevlâm Seni
"Destanlar İçinde İstanbul

Üslubu oldukça samimi, duru bir Türkçeyle yazılmış hoş bir şiir kitabı. Tavsiye ederim. İyi okumalar.
Bu kitap pek çok anıyı içinde barındırır benim için. 2 yıl önce ben Üniversite son sınıftayken bir programa gelmişti Yavuz Bülent Bakiler. Bu kitabı değerli yapan pek çok şairin annesine yazdığı şiiri bulundurmasından öte bir şey. O sıralar Karaman Ermenek Kömür Ocağında çok kişi hayatını kaybetmişti. Yavuz Bülent hocamız ben memurum onlara pek yardım edemem ama kitabımı alarak siz yardımda bulanabilirsiniz demişti. Kitabın ilk sayfasında aynen şunlar yazılı; BU KİTABIN BÜTÜN GELİRİ KARAMAN ERMENEK KÖMÜR OCAĞINDA VEFAT EDEN İŞÇİLERİN EŞLERİNE VE ÇOCUKLARINA VERİLECEKTİR.
Kısacası Yavuz Bülent Bakiler başkadır benim için. Hayata, mesleğime ve ülkemizdeki insanlara bakışımı büyük ölçüde etkiledi.
Ök Eski Türkçede anne demektir, öksüz ise annesiz demektir.Seneler boyu bir telefonun ucunda annesinin sesini duyanlar,aradan aylar geçse de hiç ayrılmamış gibi annelerini kucaklayanlar,sevdiği yemekleri her akşam masa da hazır bulanlar siz bu sözcüğün acısını ve derinliğini bilemezsiniz. Bunu ancak biz biliriz hep bir yanı eksik kalanlar.Bu yüzden sizin beğenip geçtiğiniz anne şiirleri bizi hep ağlatır. Bu kitap beni yıllar önce çok ağlatmıştı. Oğlumdan sonra bir nebze duruldum. Çok güzel bir antoloji çalışmasıydı.Bir gün annenize bir kitap hediye etmek isterseniz bunu seçin. Kitap sizin yerinize sevginizi anlatsın...(Anneler gününe özel bir inceleme olsun istedim)

Yazarın biyografisi

Adı:
Yavuz Bülent Bakiler
Unvan:
Avukat, Şair ve Yazar
Doğum:
Sivas, 23 Nisan 1936
Aslen Azerbaycan göçmeni bir ailenin çocuğu olan Yavuz Bülent Bakiler, 23 Nisan 1936 günü Sivas’ta dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Sivas, Malatya ve Gaziantep’te tamamladı.

İlk şiirlerini 1953 yılında Türk Sanatı dergisinde yayınladı. Hisar Dergisi Şairleri arasında yeraldı. 1960 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi.Kısa bir süre Yeni İstanbul Gazetesinde çalıştı.TRT Ankara Radyosu Merkez Program Dairesinde Raportör olarak çalışırken çeşitli kültür programları sundu.

1969-75 yıllarında Sivas’ta avukatlık yaptı. 1975-76 yıllarında Başbakanlık Toprak ve Tarım Reformu Müsteşarlığında Hukuk Müşavirliği yaptı. 1976-79 yıllarında Ankara Televizyonunda çalıştı. 1979-1980 yıllarında Kültür ve Turizm Bakanlığında Müsteşar yardımcılığı yaptı.

12 Eylül sonrası müşavir kadrosuna atandı. 1992 yılına dek bakanlıktaki bu hizmetini sürdürdü. İki yılda Başbakanlık Müşaviri görevini yaptıktan sonra 1994 yılında kendi isteğiyle emekliye ayrıldı.

Şiir kitapları
Yalnızlık, (1962)
Duvak, (1971)
Seninle, (1986)
Harman, (2000)
Bir Gün Baksam Ki Gelmişsin
Sen Sen Sen

Gezi notları
Üsküp'ten Kosova'ya
Türkistan Türkistan

İncelemeleri:
Şiirimizde Ana
Sivas'a Şiir
Âşık Veysel
Elçibey
Mehmet Akif'te Çağdaş Türkiye İdeali
Sözün Doğrusu 1-2
Sevgi Mektupları
Gidenlerin Ardından
Arif Nihat Asya İhtişamı

Yazar istatistikleri

  • 203 okur beğendi.
  • 717 okur okudu.
  • 23 okur okuyor.
  • 446 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları