Çiğdem Öztekin

Çiğdem Öztekin

Çevirmen
8.3/10
3.275 Kişi
·
9.506
Okunma
·
2
Beğeni
·
371
Gösterim
Adı:
Çiğdem Öztekin
Tam adı:
Çiğdem Öztekin Bozdoğan
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
Mersin, Türkiye, 1953
1953’te Mersin’de doğdu. Sankt Georg Avusturya Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni bitirdikten sonra yüksek lisans eğitimini pazarlama dalında tamamladı. Lise yıllarından başlayarak çeviriye yöneldi, ilk çevirileri 1971 yılında Milliyet ve Altın Kitaplar’da yayımlandı. Johannes Mario Simmel, Heinrich Böll, Stephan Zweig, Harry Martinson, Walter Schlink, Agatha Christie, James Baldwin ve Bernhard Schlink gibi birçok batılı yazarın kırktan fazla yapıtını Türkçeye çevirdi. Bunun yanında işletmecilik, cam sanayii, tekstil alanlarında teknik çevirileri de bulunmaktadır.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
224 syf.
·4 günde·Puan vermedi
"Günahlarından kaçamazsın, emin ol bulur seni."

1 değil, 2 değil, 5 değil, 7 değil tam 10 aşağılık, yasaların dokunamadığı iğrenç 'zenci'(!)

Öncelikle Agatha Christie'ye bu kitabıyla başladığım için sevinçliyim. Kitap, akış, kurgu, bağlayış, karakterler, konu, olay ve en önemlisi de mekân olarak olağanüstü bir şekilde hazırlanmış. Birçok polisiye kitapları fazlasıyla şaşalı olur, uzattıkça uzatılır ve sadece belirli bir yerinde gereken hazzı sağlar. Hatta ben o kadar alışmışım ki, On Küçük Zenci'yi sipariş ederken '224' sayfa sayısını görünce buruk bir şey oluştu. Yaptığım polisiye incelemelerin tamamında belirttim ve yine belirteceğim:"Olmazsa olmaz görsel." Bu kitapta ne görüyorum? Bir ada ve su... Sadece bir adamı? Peki ya dalgalar? Biraz daha... Peki ya kulübe? Peki ya yanan ışıklar? Peki ya üçgen biçimdeki ağaçlar? Lanet olası, daha iyi bak! Sanırım... 10 tane ağaç var. Ama ama, bu, bu olağanüstü!

Dikkatli bakıyor musun?

Kitap, sadist ve hayatta kanunun ve yasaların el sürmediği, büyük günahlar işlemiş, ölümlere sebep olmuş 10 kişinin farklı yollardan davet alarak adaya gelmesini sağlayarak ve ada içinde oynanan dahice oyun ile zevkin boyutunu aşama aşama yaşatıyor. Peki neden bir ada? Neden zenci yaftalanması?

On küçük Zenci yemeğe gitti,
Birinin lokması boğazına tıkandı. Kaldı dokuz.
Dokuz küçük Zenci çok geç yattı,
Sabah biri uyanamadı. Kaldı sekiz.
On küçük Zenci Devon'a gezmeye gitti,
Biri geri dönmedi. Kaldı yedi.
Sekiz küçük Zenci odun kırdı,
Biri baltayla kafasını yardı. Kaldı altı.
Altı küçük Zenci kovanla oynadı,
Birinin yabanarısı soktu. Kaldı beş.
Beş küçük Zenci hukuka merak sardı,
Biri yargıç oldu. Kaldı dört.
Dört küçük Zenci denize yüzmeye gitti,
Birini kırmızı balık yuttu. Kaldı üç.
Üç küçük Zenci hayvanat bahçesine gitti,
Birini büyük bir ayı kaptı. Kaldı iki.
İki küçük Zenci güneşe oturdu,
Birini güneş çarptı. Kaldı bir.
Bir küçük Zenci yapayalnız kaldı, gidip kendini astı. Ve kimse kalmadı...


Dahi adamının bir tekerlemeye, çocukluktan gelme bir sevdasından dolayı oyunu bunun üzerinden başlatıyor. 10 kişi ha? Bunu asla unutmayın:"Şüphe duyulacak kimse kalmazsa, sevdiklerinden başlarsın, onlarda ortadan kalkarsa kendinden başlarsın."

Suçlular acı çekmeli, acının boyutunu tatmalı, adaleti ciğerlerinde hissetmeliler. Bunu bir gün birileri mutlaka yapacaktır...

Ben ne diyorum?
Günahlarından kaçma, yoksa seni bulurum. Günahlarından kaçma, yoksa seni yüzerim.
Günahlarından kaçma, yoksa seni kemiririm.
Günahlarından kaç, kacabildiğin kadar kaç, elime düşme.

Seri katilleri çoğu delildir, çoğu aklını yitirmiştir. Yoksa sen hâlâ dikkatli bakmıyor musun? Dikkatli bakmaya devam etmezsen, gözlerini çıkarabilirim. Akıl sağlığı iki adam satranç oynar biri yenilir biri kazanır. Bu hep böyledir. Peki akıl sağlığı yerinde biriyle, deli biri satranç oynarsa?

"Ve bir deli, akıl sağlığı yerinde birinden iki kat daha kurnazdır, olmayacak şeyleri düşünebilir." Hamle yapabilir misin? Bana cesaret gösterebileceğini söyle!

"Neden bu tür kitapları okuyor ve benimsiyorsun ED? Bazen bir deli olduğunu düşünüyorum." Bazen mi? Sahiden üzüldüm. Benimse, benimse, benimse! İblis... Beni bırakma... Raskolnikov, düzelim hepsini...

"Suç Ve Ceza oldum olası büyülemiştir. Her tür cinayet ya da gerilim romanını okumaktan hoşlanırım. Kusursuz cinayet işlemenin yollarını tasarlamak benim için her zaman bana özgü bir eğlence yöntemi olmuştu."(213)

D-e-j-av-u!

Hayat dejavularla doludur. En azından bazıları için...

Neyse, kitabı özellikle yazarla ilk tanışanlara öncelik vererek bunu alıp okumaları gerektiğini, en azından iyi bir başlangıç olacağını söylemek istiyorum. (U dönüşü?)

Keyifli okumalar.
460 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Stefan Zweig'in okuduğum ilk uzun romanı.Bu uzunlukta başka kitabı varmı bilmiyorum.Bu kitabı okuduktan sonra şunu rahatlıkla söyleyebilirim şu ana kadar okuduklarımın hepsi mükemmeldi ama ' Acımak' için mükemmel kelimesi bile biraz hafif kalır.Bir defa elinizdeki olağünüstü güzellikte bir kitap.Yazılım tarzı hiç değişmemiş aynı diğer kısa kitapları gibi sakin sakin anlatıyor Zweig.Kesinlikle sıkılma diye bir şey yok.Elimdeki kitap 360 sayfa olmasına rağmen sayfa sayısı bir veya iki kat daha fazla da olsa,inanın bana memnunniyetle okurdum.Zweig bu defa bize merhamet duygusu üzerinden dersler veriyor.Ama bunu anlatırken müthiş bir duygusallık yaratıyor.Diğer kitaplarından farklı olarak bizzat olayı yaşayan kişinin direk anlatımıyla bize yaşatıyor her şeyi.Oysa diğer kitaplarında genelde esas olayı ikinci kişi anlatırdı(satranç,amok koşucusu,bir kadının 24 saati...vs.).Evet konu merhamet veya acımak duygusu.O kadar güzel işlenmiş ki, bu duyguyu yaşayanların tüm içsel çatışmalarını,kararsızlıklarını,huzur ve huzursuzluklarını,mutlu ve mutsuz oldukları anları bütün ayrıntılarıyla önümüze seriyor.Bu duyguyu yaşarken başarılı olan ve olamayan örneklerle zorluklarını ve kolaylıklarını,güzel taraflarını ve yıkıcı taraflarını kısaca her yönünü bize gösteriyor.Ve bütün bunları da esas itibariyle genç bir teğmen,iki genç kız,bir yaşlı baba ve bir doktor üzerinden bize aktarıyor.Tekrar tekrar söylüyorum ben bu kitabı mutlaka okunması gereken ve insanın çok fazla dersler çıkaracağı bir kitap olarak değerlendiriyorum.
460 syf.
·Beğendi·10/10
Zweig ile tanışmam nasıl oldu diye başlarsak , hani her kötü olayda bir iyi vardır derler. Benimki de tam böyle oldu. Üniversite 1.sınıfta Tüyap kitap fuarında Can yayınlarında çalışmak istedim. İlk kez bir işim olacaktı hem kısa sürelik hem en sevdiklerimle -kitaplarla- ve çok sevdiğim yayınevi ile çalışacaktım.
Son günlere geldikçe bazı gerçekleri anladım sadece çalışmak yetmiyormuş. Son gün patronumuz dedi ki : “Size çalışma karşılığı kitap hediye edeceğim, istediğinizi alabilirsiniz. Sen 3 kitap sen 2 kitap sizler 1 er kitap alın. “ Bana da bir kitap layık görüldü. “Neye göre bu dağılımı yaptınız, biz çalışmadık mı demek istiyorsunuz, biz ne yaptık ?”dedim. “Kimseye hesap vermek zorunda değilim,istersem hiç hediye etmem , mesela sana vermekten vazgeçtim, sen alamazsın.”dedi. konuşamadım hıçkırırarak ağladım. Bundan nefret ediyordum ağlamak istemiyordum ama boğazım düğümlendi yine. Ağlayarak isyan ettiğimi görünce “Git ! işin bitti çalışma”dedi.
Son iki saat kala ilk işimden kovulmuştum anlayacağınız:) Ama gitmedim çalıştım, başladığım işi bitirmeliydim.
Arkadaşım Hatice’ye 1 kitap , Barış’a 2 kitap dedi. Onlar öyle güzel yürekli insanlardı ki, “Esra üzülme bizim kitap hakkımızı sen alacaksın toplam üç kitabın olacak .” Burada kimin ne olduğunu biliyoruz boşver .”dediler. “Benim meselem bu değil. Haksızlık neye göre? Kim az çalıştı ki burda “ diye dil döksem de “Hayır, bizim hakkımızı sen alacaksın “dediler. Hemen üç kitap seçtiler. Bu şirkete en zarar veren kitaplar olacak, en pahalılarından alalım dediler:). İki tane Umberto Eco seçtiler ,en kalın en pahalıları onlardı. Bir de Barış , Zweig oku dedi. Ve bu Sabırsız Yürek kitabını okumamı önerdi.

Barış’ın kitaba -bana bıraktığı notu :
“Sabır bir erdemdir; fakat sabırsızlığını yerinde kullanabilmek daha önemlidir. Acısız elde edilen deneyim ve bilginin değeri yoktur.” 27.04.2014

Zweig okumaya ilk Amok Koşucusu kitabı ile başladım, öykülerine ısınmak için. Ardından Sabırsız Yürek’i okumaya koyuldum. Kitap diğer Zweig kitaplarına göre kalın, ama içerik olay örgüsü öyle derinden etkiliyor ki, hızla çeviriyorsunuz sayfaları kitabın bitmesinden korkuyorsunuz. Abartmıyorum yemeğimi yerken bile elimden bırakmadım. O acıma duygusunu nasıl yaşattığını tarif edemem. Kitabın eski ismi ‘Acımak’olduğunu öğrendiğimde bu ismin daha anlamlı olduğunu düşündüm.
Bu kitaptan sonra birçok Zweig eseri okudum, hatta Satranç kitabına öyle çok övgü geliyor ki bana kalırsa bu eserin yanında kıyaslanamaz bile. Satranç’ı bundan sonra okudum ve o hazzı alamadım.
Bu kitabın yeri bende bambaşka oldu , yaşadıklarım bir ayrı hava kattı ama objektif düşünürsem yine en sevdiğim, en etkileyici Zweig romanı Sabırsız Yürek derim.
272 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Bu kitap diğer Christie kitaplarına göre çok farklıydı, karakterlerden, olay örgüsüne ben farklıyım dedirtti. Gerçi yazılıș tarihine bakarsanız Agatha teyzenin son eserlerinden biri olduğunu göreceksiniz.

Kendi düșüncem Agatha Christie'ye bu kitapla bașlamamanız. Çünkü kitap bol aksiyonlu veya zeka kokan bir kitap değil katili çok rahat tahmin edebilirsiniz.

Tommy ve Tuppence ikilisine gelirsek tatlı ve hoș karakterler. Tuppence ablamız sezgileri kuvvetli, aklına takılan bir șeyin peșine düșen biri.

Tommy ise onun yanında daha sönük fakat sevilebilecek bir karakter.

Genel düșüncem bir Hercule Poirot kitapları kadar zevkli olmayan fakat okunabilecek ortalama bir Christie romanı. Boș zamanlarınızı güzel geçirtebilir șimdiden iyi okumalar.

Kitabın konusu hakkında yazmak istemedim zaten açıklama kısmında yazıyor amacım kendi düșüncelerimi paylașmaktı :)
256 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Agatha christe'nın okudugum ilk kitabi ve kesinlikle son olmayacak. Kitabi çok beğendim. Polisiyenin kraliçesi diye boşuna dememisler Agatha teyzeye:))
Son zamanlarda Agatha ismini çok duyunca 3 kitabini aldım. Ve okumaya aldıklarım arasından ismi en cool olanı seçtim "Cinayet Alfabesi" :))

Alfabe sırasına göre cinayet işleyen bir seri katil ve onun peşine düşen dedektif Poirot. Seri katilimiz işleyecegi cinayetleri mekan ve gün belirterek mektupla dedektifimiz Hercule Poirota bildirir ve ayni zamanda çok ukala olup gönderdiği her mektupta dedektifimizle dalga geçer.
Kitabin ortalarında katili bulduğumu sanmıştım, bu kadar kolay olmamalıydı katili bulmak diye söylendim ve niçin cinayetleri işlediğini öğrenmek için okumaya devam ettim. Çokta güzel yanıldım :) katil aklımda olmayan birisi çıktı. Sonlara dogru artık herkesten şüpheleniyorsunuz. Ve Poirot cinayeti zekasıyla güzelce aydınlatınca kitabin kurgusuna hayran kalıyorsunuz. Çok sevdiğim bir polisiye romanı oldu. Biran önce Agatha christe nin diğer kitaplarini da okumak istiyorum.
460 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Bu kitap yıllardır kitaplığımda bana bakardı,. Neden bilmem elime alıp okuyasım geldi ve çok kızdım kendime bu harika kitabı bunca zamandır beklettiğim için.
Kitabımızla ilgili çok kısa bilgi vereyim; genç bir teğmen ile sakat bir kızın arasında 'merhamet' duygusunun yol açtığı çıkmazları anlatıyor. kitabı okurken açıkçası sonunu tahmin etmekte zorlandım ve hiç beklemediğim şekilde bitti.
çevirinin çok iyi olmamasına rağmen cümleler çok vurucu ve tek kelimeyle harika bir kitaptı.

Stefan zweig ikinci dünya savaşının ağır psikolojisine dayanamayıp karısıyla intihar etmiştir, son bir kaç sayfa satırlarında rastlayacaksınız bu psikolojinin izlerine...

kitabın son cümlesiyle bitireyim o halde:
İnsanın vicdanı hatırladığı müddetçe, hiç bir hata unutulmuş değildir.
272 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10
Yine bir Agatha Christie kitabı bitti. Akıcı bir kitaptı farklı bir tarz denenmiști diyebilirim. Gerçi bunu hep diyorum fakat elimde değil ne yapayım? her okuduğumda üslup ve karakterler değișiyor.
Peki sevdim mi?
Bir açıdan çok beğendim. Düz bir polisiye değildi karakter çok farklıydı. Diğer Christie kitaplarındaki karakterlerden daha ateșli ve acemiydi. Miss Beddingfeld macera için yollara düșmüș bizi de kendisiyle sürüklüyordu.
Tabii kitapta Köșkteki Esrar havası vardı bunuda söyleyeyim.(macera bakımından)

Ee akıcı dedim, karakterde tamam dedim peki neyi sevmedim?

Șu olaylara gereğinden fazla așk koyulduğunu düșünüyorum. Hatta bazı bölümler bana wattpad kitabı okuyor hissi uyandırdı çünkü ortada cıvık bir așk vardı.

Sonuç olarak artısıyla eksisiyle okunabilecek bir roman. Okuduğum için kesinlikle pișman değilim fakat çerez bir kitaptan dahası olacağını düșünmüyorum.
288 syf.
·2 günde
Polisiye edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Agatha Christie'nin yine muhteşem romanı Mavi trenin esrarı... Christie bu kitabı yazarken ilk eşinden ayrılmak üzere ve morali bozuk bir haldeymiş. Maddi yönden sıkıntı da olduğu için kitabı bir an önce yazmak ister. Kendisi bu kitabı amatörlükten profesyonelliğe geçiş dönemim diye niteler. Yazma hevesini büyük ölçüde kaybetmesi romanın ilk sayfalarına yansımış sanki. Ama ilerleyen sayfalarda diğer eserlerinde ki lezzeti bulabilirsiniz. Yazar trenleri hep gizemli bulmuş anlaşılan. Zira trende geçen birçok romanı var.
Kitabın konusu kısaca; Zengin bir işadamının kızı trende ölür ve mücevherleri çalınır. Çok fazla şüpheli yoktur ama yine de karışıktır olaylar. Hercule Poirot',un dehasına hayran kalacağınız sonuna kadar merakla okuyacağınız şahane bir eser. Polisiye seviyorsanız kesinlikle listenize ekleyin. Keyifli okumalar...
460 syf.
·Puan vermedi
Acımak... Bazı insanlar için saniyelik bir duygu olmasına rağmen bazılarının ise hayatının dönüm noktası haline gelebiliyor. Bazen de sınırları aşınca istenmeyen olaylara sonuç doğuruyor. Satranç kitabının yazarından Stefan Zweig'in eseri olan bu yapıt, fiziksel engelleri olan varlıklı bir aile kızının teğmenle tanışıp hayatını ne derecede etkilediğini anlatıyor. Her şeyin bir sınırı belli bir çizgisi olduğu gibi acımanın da belirli bir dozu vardır. Bu doz fazla kaçınca isteğimiz dışı davranışları gözümüzün önündeki acıma perdesiyle gerçekleştirebiliriz. Dengeyi korumak lazım.

Yazarın biyografisi

Adı:
Çiğdem Öztekin
Tam adı:
Çiğdem Öztekin Bozdoğan
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
Mersin, Türkiye, 1953
1953’te Mersin’de doğdu. Sankt Georg Avusturya Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni bitirdikten sonra yüksek lisans eğitimini pazarlama dalında tamamladı. Lise yıllarından başlayarak çeviriye yöneldi, ilk çevirileri 1971 yılında Milliyet ve Altın Kitaplar’da yayımlandı. Johannes Mario Simmel, Heinrich Böll, Stephan Zweig, Harry Martinson, Walter Schlink, Agatha Christie, James Baldwin ve Bernhard Schlink gibi birçok batılı yazarın kırktan fazla yapıtını Türkçeye çevirdi. Bunun yanında işletmecilik, cam sanayii, tekstil alanlarında teknik çevirileri de bulunmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 9.506 okur okudu.
  • 172 okur okuyor.
  • 7.140 okur okuyacak.
  • 118 okur yarım bıraktı.