Kübra Tekneci

Kübra Tekneci

Çevirmen
8.0/10
1.003 Kişi
·
2.723
Okunma
·
0
Beğeni
·
92
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
200 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Debbie Macomber'i bazı okurlar; herhangi bir yetkinliğe sahip değil, basit ve sıradan bir yazar olarak yaftalamaktadırlar. Acaba bu haksız yargıya varmadan önce bilgileri dahilinde miydi, Debbie Macomber'in " Disleksi (Öğrenme Bozukluğu ) hastalığı " nedeniyle eğitimine liseden sonra yarım bırakmak zorunda kaldığından. Yazarın hayatını araştırırken, disleksi hastalığına yakalanmış olduğunu okuyunca, aklıma kızımla beş yıl önce izlemiş olduğumuz " Taare Zameen Par "( Yerdeki yıldızlar ) adlı hint filmi geldi. Senaryoda küçük kahramanımız da, bir disleksi hastasıydı. Ne ailesi, ne de çevresi küçük kahramanımızda ki farklılıkların ayırdına bir türlü varamamıştı. Ta ki resim öğretmeni (Aamir Khan ) senaryoya dahil, oluncaya kadar. Sonrası gerçekten tam bir başarı örneğiydi. Kızımla o kadar çok etkilenmiştik ki , disleksi hastalığını ayrıntılarıyla araştırmıştık. Öğrendiklerimiz karşısında şok olmuştuk. Çünkü tanıdığımızı sandığımız bir çok ünlü, geçmişlerinde disleksi hastalığı yüzünden sıkıntılı durumlara maruz kalmıştı. Ama bu hastalık onların, insanlar tarafından sevilmesine ve ünlenmesine bir engel teşkil etmemişti. Mesela, Agatha Christie, Albert Einstein, Alfred Hitchcock ve Napoleon Bonaparte aklımda kalmış ünlülerden sadece birkaçı. Neden incelemede yazarın gençliğinde geçirmiş olduğu, hastalığa önem verdiğimi düşünen arkadaşlar olabilir. Önem veriyorum ki, bir yazarın meydana getirdiği eseri yargılamadan önce herkesi etik olmaya davet ediyorum. Kaldı ki, onların dediği gibi uslüp sade, olay örgüsü basit olsa da bu demek değildir ki, Debbie Macomber kitapları okunmamalı! Aksine satırlar arasında ilerledikçe her okurun kendisinden bir parça bulacağı tartışılmaz bir hakikattir.
" Yıldızlı Gece " adlı kitabımızın muhteviyatına kısaca değinmek istersek; olay örgüsü, bir noel arifesinde gazeteci olan Carrie ve yazar olan Finn Dalton'un birbirlerine karşı hissettikleri çekim üzerine kurulmuş. Carrie ve Finn'in farklı bir kültür de yetişmiş olmalarına rağmen, ortak bir noktada buluşmalarını okumak eğlenceliydi. Ne zaman başlayıp da, bitirdiğimin ayrımına varamadığım bir Debbie Macomber kitabı daha.
" Romanları diğer edebi anlatılardan ayıran şey, gizli bir merkezleri olmasıdır. Romanların onları okurken varlığına inandığımız ve aradığımız gizli bir merkezleri vardır. " diyen, Orhan Pamuk ile aynı fikirde olduğumu belirterek arada yaşama bir mola vermek istediğinizde Debbie Macomber'in herhangi bir kitabını okumanızı tavsiye ederim...
104 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Bir yıldır başucumda durup sürekli beni gülümseten bu muhteşem kitabın yeni bir incelemeyi hak ettiğini düşündüm. Eski incelememi de aşağıya ekliyorum.

--23.01.2019--
En son ne zaman bir kitaba sarılarak uyudunuz? Ya da şöyle sorayım; hiç tattınız mı bu muhteşem duyguyu?
Ben küçükken, okumayı ilk öğrendiğim zamanlarda, her gece mutlaka bir kitapla uyurdum. Kollarımın arasına alır, bir sağa bir sola dönerdim ama en sonunda sayfalarına bir şey olacak korkusu ile inadımdan vazgeçer, yastığımın hemen yanına bırakır, bir elimi de üstüne koyar öyle uyurdum. Ama her gece aynı töreni tekrarlamaktan da vazgeçemezdim. Aynı dönemde bir gece olsun annem 'renkli rüyalar kuşum' demezse siyah beyaz göreceğim sanırdım rüyalarımı. Hep de söylerdi. Öyle olmadığını çok sonradan öğrendim.

İşte bu kitap; sahafta tesadüfen karşıma çıkan, unutmaktan çok korktuğum renkli rüyalarımın temsilcisi. Haliyle günlerce kollarımın arasında uyuttum. Sabah uyandığımda bir köşesinin kolumda bıraktığı ize bakıp tüm gün mutlu olabiliyordum mesela. Kimsenin tanık ya da ortak olamadığı, kendime ait en mutlu sırrımmış gibi. Bir yılı aşkın bir süredir de her an elimi uzatınca dokunabileceğim bir mesafede; başucumda duruyor. Hayatın olağan akışında, bütün o gri binaların ve beton yığınlarının arasında görmeyi unuttuğum renkleri anımsatmakla görevli bana.

Artık renklerin tamamen kaybolduğu ve bu yüzden doğan çocukların bile koyu renk gözlü doğduğu bir dünyada, masmavi gözlerle doğan ve içindeki renk aşkına tek gözünü kaybeden ve yine de içindeki renkleri aramaktan; insanlara hatırlatmaya çalışmaktan vazgeçmeyen güzeller güzeli Carmesina gülümsüyor bana. Yanındaki, uğursuzluk getirdiğine inanılan Kara Kedi ve Tuzluk da hınzırca göz kırpıyorlar. Kötü Şans’ı bulmak için çıktıkları yolculukta yolları diğer şanssızlık mitleri ile kesişmiş ve çözümlerin yine insanlarda olduğunu görmüşlerdi. İnsanların kırık bir aynadan ya da bir merdiven altından geçmekten korkmak yerine renklerini, hayal güçlerini ve korkularını kaybetmekten korkmaları gerektiğini görmesi gerektiğini anlamışlar. Kendi korkusunun farkına varan ve hayatı olduğu gibi kabul edip bu sayede hayatı değişen, dağ gibi güçlü bir savaşçı olan Chew Wang da onlara katılıyor. Hatta Japonca’da “kriz” anlamına gelen kanji’nin “tehlike” ve “fırsat” karakterlerinden uydurulduğunu anlatıyor. Bu öyküye de en çok Akortsuz Serafin bayılıyor! Akortsuz Serafin, tek gözü ve diğerlerinden daha koyu olan rengi nedeniyle diğer kuşlar tarafından dışlanıp kendini aramaya çıktığında gerçek ailesini ve haliyle kendini nasıl bulduğunun öyküsünü de araya sıkıştırıveriyor. O kendini bulup kendi olmayı sevdiğinde herkes tarafından nasıl ilgi gördüğünü de eklemeden edemiyor. Sanırım hâlâ bu konuda çok şaşkın! Yüksekten korkmaya başlayan bir sirk akrobatı olan Mila ise bu öyküyü çok dokunaklı buluyor ve en tehlikeli yerlere tırmanmasına yardım edip korkularını yenmesini sağlayan Dario’nun elini sıkıca tutuyor. Bu huzurlu dokunuşa uzun bir süre, birlikte gülmeyi unuttukları için artık hayatlarını bile paylaşamadıklarını fark eden ve yakın zamanda buna bir dur demiş olan Adam ve Kadın kahkahalarla karşılık veriyor. Ve böylece neşe ve espiri anlayışının bir kez daha sıkıcı bir rutinle başa çıkmanın en iyi yolu olduğu kanıtlanmış oldu, çünkü güldüğümüzde, dileklerimizi serbest bırakır ve zaman kazanırız. Bütün o saçı bozan taçlardan, ayağı sıkan topuklu ayakkabılardan, bakımı zor uzun saçlardan, kiri gösteren beyaz atlardan ve kimin standartlarına göre hayal edildiği belli olmayan prenslerden sıkılan ve kendi hikayelerinin yazarları olan güzeller güzeli prensesler Bella ve Griselda ise bütün bu muhteşem karakterler ile tanıştıkları ve aynı yolda oldukları için çok mutlu görünüyorlardı!

Siz siz olun kollarınızda uyutmak isteyeceğiniz ve unuttuğunuz renkleri anımsatmakla görevli bir kitap bulun. İnsanın ruhunu nasıl iyileştiriyor; görülmeye değer.

--- 05.12.2017 ---
En son ne zaman bir kitaba sarılarak uyudunuz? Ya da şöyle sorayım; hiç tattınız mı bu muhteşem duyguyu?

Ben küçükken, okumayı ilk öğrendiğim zamanlarda, her gece mutlaka bir kitapla uyurdum. Kollarımın arasına alır, bir sağa bir sola dönerdim ama en sonunda sayfalarına bir şey olacak korkusu ile inadımdan vazgeçer, yastığımın hemen yanına bırakır, bir elimi de üstüne koyar öyle uyurdum. Ama her gece aynı töreni tekrarlamaktan da vazgeçemezdim. Mutlaka yastığımın altında bir kitap olurdu. Ama artık öyle korkuyorum ki kirlenmesinden ya da sayfalarının kıvrılmasından kılıfsız dolaştırmıyorum asla. Hal böyle olunca da yastığımın altında değil, elimi uzatınca dokunabilecek mesafede duruyorlar. Aynı dönemde -yastığımın altında kitaplarla uyuduğum- eğer bir gece olsun annem 'renkli rüyalar kuşum' demezse siyah beyaz göreceğim sanardım rüyalarımı. Hep de söylerdi çok şükür. Öyle olmadığını üniversite için şehir değiştirince öğrendim.

İşte bu kitap; sahafta tesadüfen karşıma çıkan, unutmaktan çok korktuğum renkli rüyalarımın temsilcisi. Haliyle günlerdir kollarımın arasında uyutuyorum -sert kapağı da çok büyük bir etken tabii-. Sabah uyandığımda bir köşesinin kolumda bıraktığı ize bakıp tüm gün mutlu olabiliyorum mesela. Kimsenin tanık ya da ortak olamadığı, kendime ait en mutlu anımmış gibi. Aslında söz vermiştim her gün bir masal okuyacağım (15 gün edecek) diye fakat ben aldığım tüm çikolataları bile bakkaldan gelmeyi bekleyemeden yiyen bir çocuktum, nasıl sabredeyim? Yine de uzun süre kolumda izini taşıyacağım gibi duruyor.

Siz siz olun kollarınızda uyutmak isteyeceğiniz bir kitap bulun. İnsanın ruhunu nasıl iyileştiriyor; görülmeye değer.
590 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
http://expectokitabum.blogspot.com.tr/...enie-meyer.html#more Kimyager için kullanacağım ilk sıfat 'heyecanlı'. Yazar, bir çoklarının başarılı olduğunu kabul ettiği fantastik dünyadan çıkarak heyecan dozunun inmediği, arada romantik dokunuşlarla süslediği bir casus romanı ile karşımızda.
264 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Yazarın okuduğum ilk kitabı. Kitabın dili sade ve akıcı. Farklı bir üslupla kaleme alınmış. Olaylar roman kahramanlarının gözünden anlatılmış. İlk başlarda kitap bağımsız bölümlerden oluşmuş gibi görünse de; kısa süre sonra ustaca bir kurguyla bu kişilerin birbiriyle olan bağlantıları gözler önüne seriliyor. Konusuna gelince; 1960'lı yıllardan başlayarak Amerika'nın Los Angeles bölgesinde yaşayan Meksikalı aileler anlatılmış. Çok güzel bir kitap.
472 syf.
·43 günde·7/10
Ortaçağ Avrupa karanlığı temalı romanlara bayılıyorum. Özellikle manastır çevresinde dönen. Kitap kapağından yola çıkarak paranormal şeyler dönüyor sanabilirsiniz. Lakin buz gibi akıllıca cinayetlerin işlendiği bir kitap. 8. Henry tudor döneminin etrafında kurgulanması beni ayrıca cezbetti. Kitabı okumadan önce bu dönem hakkında biraz bilgi sahibi olursaniz taşlar yerine daha çok oturur. Kitapta anne boleyn, mary jane, akinali thomas ve thomas moreların ismi geçiyor ve kurguya usulünce dahil olmuşlar. Bu harika bir şey. Tabi kitabin odak noktası cromwell ve reformcuların katedralleri nasıl yağmaladıkları ve malları nasıl üstlerine geçirdikleri filan da var. Romanın Sonunda tarihe sadık kalinarak cromwellin idami da olsa tadindan yenmezdi vallahi. Normalde bu tarz kitapları okurken katili tahmin etmeye odaklaniriz. Lakin bu kitap bende güzel ters köşeler yaptı. Önemle dikkat çekmek istediğim bir nokta var. Tarih ve edebiyat anca bu kadar güzel iç içe geçirilebilir sanırım. O betimlemelere hayran kaldım. Ortaçağ ingilteresinde geziyormuş izlenimi yarattı bende. Beğendim kitabı...
429 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Umutsuz, çerezlik, size hiçbir şey katmayacak ama okuyunca sizi hem mutlu edecek hem salya sümük ağlatacak aşk kitaplarından biri. Aynı yazarın Çirkin Aşk kitabını genel olarak olmasa da bir genç-yetişkin aşk romanı olarak çok ama çok sevmiştim. Umutsuz da en az Çirkin Aşk kadar sevdiğim bir kitap oldu. Yazar okuduğum iki kitapta da; aşşırı klişe bir kurguyu yazılabilecek en iyi şekilde yazarken karakterlerin geçmişini de entrikalı bir halde yansıtarak, gereksiz yere sizi kitaba bağlıyor. Öyle ki kalın bir kitap olmasına rağmen bitirmem 1 günümü bile almadı. Küçük yaştakilere bu yazarı önermem; fazla erotik yazıyor ama yine de şans verilebilir. Kısacası; fena değil.
472 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
İngiliz yazar C.J.Sanson Birmingham Üniversitesi'de Tarih alanında lisans ve doktora almış bir yazardır. Bu da eserini tarihi gerçekleri araştırarak yazmasına sebep olmuştur...

Yazar, 1536-40 yılları arasında İngiliz manastırlarının tasfiyesini ve Kral'ın yardımcısı aynı zaman da başvekili olan Thomas Cromwell tarafından yürütülüşünü tarafsız bir şekilde kaleme almış, bununla birlikte Kral yandaşlarının manastırlara ait toprakları fakir halka vermek yerine kendi aralarında paylaşımlarının reform adı altında gerçekleşmesini açık ve anlaşılır bir dil ile bizlere aktarmış...

Scarnsea'nin Hakimi olan St. Donatus Manastırı'nda bulunan keşişlere Kral'ın buyruklarını ve reformlarını anlatmak için giden elçinin bu manastırda katledilmesinin yanında, manastırda bulunan sapkın din adamlarını ve papa yanlılarını araştırma görevini kabul eden temsilci avukat Shardlake ve yardımcısı Mark, keşişlerin dünyasına adım atar atmaz olayların sandıklarından daha kötü olduğuna şahit olurlar. Öldürülen temsilcinin katili hiç ipucu bırakmamıştır. Bütün keşişler kendi zengin dünyalarının Kral tarafından revize edileceği endişesi ile temsilcinin ölümü ile ilgilenmemektedirler...

Üstat Shardlake, Kral'a bağlılığı ile görevini yerine getirirken bir dedektif gibi iz sürüp katile ulaşmaya çalışırken, beklemediği yeni cinayetler ile karşılaşacağından habersiz olarak görevini en iyi şekilde yerine getirmeye çalışmaktadır. İnandığı değerleri tekrar sorgulamasına sebep olacak ihanetler çok geçmeden kapısını çalmaya başlayacaktır...

Kral'a ihanet ister sözlü olsun ister reformlarına karşı çıkılsın vatan hainliği ile yargılanıp idam edilmeyi göze almak demekti. İngiliz halkı ve manastırdaki keşişler Kral'ın buyruklarına ses çıkarmamayı, her şeyi kabul etmeyi acı bir şekilde öğrenmişlerdi. Üstat Sharlake bu soruşturma sonunda katili bulabilmek için kambur vücudundaki ağrıları hiçe sayarak başarıya ulaşabilecek miydi?

Okuduğum en iyi tarihi polisiye roman olarak kütüphaneme eklediğim kitabın yazarının bir sonraki eserini büyük bir merak ile bekliyor olacağım...

Tarih ve polisiye seven kitap dostlarına tavsiye ederim...
368 syf.
·8/10
Colleen Hoover'in çıtası çok yüksektir bende.Bu kitabıyla Umutsuz serisini aştı mı? Hayır.Güzel miydi? Evet.
Tate karakterinden hoşlanmadım.Gerçekten.Kız kendi içinde bile direkt teslim oldu Miles'a.Miles - Rachel ilişkisini daha çok sevdim ben.
Bu arada kitabın filmi olacakmış, ilgilenenlere duyrulur.
359 syf.
·Puan vermedi
Sinema öğrencisi olan Lyra farkına varmadan mafyaya ait bir CD'yi ele geçirip, saldırıya uğrar. Kendisini korumak için yakışıklı bir FBI ajanı görevlendirilir. Güzel bir romantik polisiye.
352 syf.
Kitap gerçekten insani kendisine bagliyor ve elinden birakmak istemezsin ilk birka sayfa guzel degil ama insani gece 3' e kadar kendisine baglayabilen bir kitaptir okuyabilen herkeze tavsiye ediyorum

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 2.723 okur okudu.
  • 54 okur okuyor.
  • 1.368 okur okuyacak.
  • 32 okur yarım bıraktı.