Mustafa Tüzel

Mustafa Tüzel

Çevirmen
8.5/10
3.953 Kişi
·
20,3bin
Okunma
·
7
Beğeni
·
1.693
Gösterim
Adı:
Mustafa Tüzel
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
1959
İTÜ Elektrik Fakültesi’nde okudu. Bir süre İsviçre’de yaşadı, fabrikalarda çalıştı ve çıraklık eğitimi gördü. İÜ Basın Yayın Yüksek Okulu Radyo TV bölümünden mezun oldu. 1994 yılında Avrupa Çevirmenler Kollegyumu’nun (Straelen – Almanya) konuğu oldu. 20 yıldır sürdürdüğü çeviri uğraşında Thomas Bernhard, Friedrich Dürrenmatt, Martin Walser, Zafer Şenocak, Monika Maron gibi edebiyatçıların, Arthur Schopenhauer, Friedrich Nietzsche, Jürgen Habermas, Max Horkheimer, Peter Sloterdijk, Christoph Türcke gibi düşünürlerin eserlerini Türkçe’ye kazandırdı.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
308 syf.
15 Ekim 1844' te doğan, "Güç İstenci", "Üstinsan", "Bengidönüş" gibi özgün fikirlerle tanınan varoluşçu, Alman filozof ( Friedrich Nietzsche) Nietzsche' nin düşüncelerinin en yüksek düzeye ulaştığı hatta hakkında " En derin eser " dediği kitabıdır Böyle Buyurdu Zerdüşt. Bu eser kendi alanında, kendi felsefesine göre bir ana yapıt, prototiptir. Her ne kadar felsefi bir kitap olsa da diğer felsefe eserlerinin ve adamlarının aksine Nietzsche bu kitabında oldukça yalın, anlaşır ve akıcı bir dil kullanmıştır. Aslında Nietzsche için filozof demek bana her daim yetersiz gelmiştir. Çünkü Sigmund Freud ' in büyük çalışmalarla, kuramlarla çağımıza ulaşmasına sebep olduğu psikianalize büyük katkıları olan ve hatta "Bilinçaltı (id)" kavramını ilk kez ortaya atan kişidir Nietzsche. Kendisini "Filozoflar içindeki ilk psikolog" diye tanımlaması da bundan dolayı olsa gerek.


Nietzsche bu kitabında kendine Zerdüşt ' ü sözcü olarak seçmiş, anlatacaklarını onun buyruklarıyla kaleme almıştır. Zerdüşt bundan yaklaşık 3.500 yıl önce kesin olmamakla birlikte İran' da ortaya çıkan ve kendini peygamber ilan eden Zerdüştlük inancının kurucusudur.


Düz yazı ve şiirsel bir anlatımın hakim olduğu eserde, Nietzsche dil bilgisi kurallarını bir kenara itip aforizmalarla, iğneleyici bir üslup, felsefi mülahazalarla dolu bir anlatımı tercih etmiştir. Bazen en olumlu cümleyi ters köşe yaparak olumsuz bir şekilde sonlandırması, kullandığı imalı ve küçümseyici dil Nietzsche ' nin anlaşılmasını ve eserin hakkettiği değeri görmesini engellemiştir. Bu konuda Nietzsche bir öngörüde bulunmuş ve bu eserin anlaşılabilmesi için, bir asır geçmesi gerektiğini söylemiştir. Gerçekten de 19.yy' da yayımlanan bu kitap ancak 20.yy' ın ortalarında ses getirmeye, bir popülarite kazanmaya başlamıştır.


Kitabın kahramanı kendini insanlardan soyutlamış, dağda inzivaya çekilmiş olan Zerdüşt. Kendine insanlar yerine bir kartal ve yılanı dost edinmiştir. Çünkü insanoğlunun dostluğuna güvenmiyordur. Nietzsche bu kitabında tüm inançları yok sayıp, ilahi bir bakışla, evreni, tanrıyı, varlığı, dinleri,,, sorgulayıp, yargılamıştır. İnsanlığın savunduğu her küçük düşününceyi avam bulup reddeder, herkesle, her şeyle bu konuda kavga eder. Çünkü ona göre hayatın tek bir amacı, felsefesi vardır; " Üstinsan " olmak. Bu seviyeye, mertebeye ulaşmak için her türlü küçüklüğü, zayıflığı yıkmak, hiç etmek gerektiğini düşünür. Peki nedir üstinsan? Nietzsche ' nin felsefesine göre üstinsan; insan evriminin sonraki aşamasıdır. İnsanın aşılması gereken bir varlık olduğunu düşünür. İnsanın gözünde maymun neyse üstinsanın gözünde de insan odur. Yani bir bakıma evrim teorisini destekler, insanın maymundan evrildiği gibi insandan sonraki evrimin de üstinsan olduğuna inanır.

Nietzsche ' ye göre güç her şeyin üstündedir ve bu güçle zayıf, sığ bulunan her düşüncenin, inancın yıkılması gerektiğini söyler. Üst insana giden yolun güç olduğunu, zayıfların bu evrimi geciktirdiğini söyler. İşte Nietzsche ' nin bu düşüncesi zamanla yanlış yorumlanmış hatta bilinçli bir şekilde saptırılmıştır. Bunun sebebi olarakta Nietzsche ' nin kızkardeşi gösterilmiştir. Çünkü Nietzsche ' nin eserlerini toplayıp düzenleyen odur. Bu saptırmalar sonucunda Nietzsche ' nin felsefesi asla savunmadığı hatta karşısında olduğu görüşlerce kullanılmasına yol açmıştır. Gençken bu eseri okuyup etkilendiğini söyleyen ve hatta askerlerine bu kitabı dağıtan Hitler yüzünden Nietzsche ' nin adı Nazizmle çok fazla iç içe geçmiştir. Oysa ki Nietzsche her zaman bir Alman karşıtı olmuştur.


Defalarca okuduğum ve hayatımın her döneminde okuyabilecağim kitaplardan biridir Böyle Buyurdu Zerdüşt. Son olarak yayınevi farkından bahsetmek istiyorum. Bu kitabı İskele Yayınları, Mustafa Bahar çevirisi ve İş Bankası Kültür Yayınları, Mustafa Tüzel çevirisiyle iki farklı yayından okudum. Gerçekten çevirinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım. Bu kitabı okumayı düşünen arkadaşlara her klasiği olduğu gibi bunu da kesinlikle İş Bankası Yayınları' ndan okumalarını tavsiye ederim...


" Yalnız insan, bir derin göl gibidir. İçine bir taş atmak kolaydır; fakat taş dibine kadar çökerse, söyleyin, kim onu çıkarabilir? Yalnıza hakaret etmekten çekinin. Fakat bunu yaparsanız artık onu öldürün." (Sayfa: 62)
Nilay Yurtören
Nilay Yurtören İyinin ve Kötünün Ötesinde'yi inceledi.
@Nilayyurtoren·09 Haz 21:27·Kitabı okumadı
Frederic Nietzche'nin 1886 yılında yazdığı, anlam yoğunluğu en üst düzeyde olan eseridir. Gelecegin felsefesine ilişkin görüşlerini bu eserinde anlatır. Kısacası; başlı başına düşüncelerin düşünceleri kitabıdır.

Kitabın en sevdiğim bölümleri...

"Yüksek insanı yüksek insan yapan yüksek duygularının şiddeti değil, süresidir"

"Beklediğin bir şey, anca sen onu beklediğini unuttuğun zaman gerçekleşir. Bu hayatın; sen bakarken soyunamıyorum deme şeklidir"

"Herkes eşit olduğunda, hiç kimsenin “haklara” ihtiyacı kalmayacaktır."

"Sınamalı insan kendisini, bağımsızlığa mı yazgılı, boyun eğmeye mi; bunu da tam zamanında yapmalı."
308 syf.
·29 günde·9/10
"Herkes için ve hiç kimse için bir kitap" diye nitelendiriyor Nietzsche Zerdüşt'ü. Ayrıca Zerdüşt'ün yazılmış en derin kitap olduğunu iddia ediyor. Ben de Zerdüşt'ü "Nietzsche felsefesinin köşe taşı" diye nitelendiyorum. Lisedeki felsefe derslerinden filan az çok tanıyordum Nietzsche'yi. Altmışa yakın eseri varmış, bunu yeni öğrendim. Şunu da bu kitabı okuyunca öğrendim:felsefe ders kitaplarından Nietzsche hakkında edindiğim bilgilerin tamamı Zerdüşt kaynaklı neredeyse. Yani elinize bir felsefe ders kitabı aldınız ve karıştırmaya başladınız, işte o kitaptan Nietzsche hakkında edinebileceğiniz bilgilerin neredeyse tamamı Nietzsche'nin bu kitabından alıntı yapılmış. Nietzsche'ye ait onlarca kitap olmasına rağmen bu kitabın yeri çok ayrı.

Nietzsche Zerdüşt'ü yazarken sadece içeriği ile bir farklılık yaratmamış.Bu kitabın insanoğluna verilen en büyük armağan olduğunu düşünüyor Nietzsche. Ve madem insanoğluna bu kadar büyük bir armağan veriyor, tabiki sıradan olmasını istemeyecektir. Bu nedenle bir felsefe kitabı yazmış olmasına rağmen şiirsel bir üslup kullanmış Nietzsche, bir farklılık da böyle yaratmak istemiş.

Yani kitap bir felsefe kitabı olmasına rağmen yer yer şiir, yer yer düzyazı olarak yazılmış. Ayrıca başkahraman Zerdüşt'ün yaşadığı olaylar da öyküleyici anlatım tarzı ile yazılmış. Bu özellikleri de edebi bir yön katmış kitaba. Bu nedenle kitap kategorize edilirken hem felsefi, hem de edebi kitaplar grubuna dahil ediliyor.

Ayrıca Nietzsche teşbih sanatından da sıkça yararlanmış kitapta. Kitabın tamamında benzetmelere dayalı bir anlatım var.

Şimdiye kadar kitabın yazılış tarzıdan ve kitabı özel kılan bazı detaylardan bahsettim. Şimdi biraz da içerik özelliklerine değinelim. Bu kitap nedir ve ne anlatıyor?

Nietzsche kitapta tanrı, erdem, dinler, insanlar, dostuklar, gençlik, yaşlılık, üstinsan gibi kavramları konu edinmiş. Bu konular hakkındaki görüşlerini aktardığı bir kitap...

Fakat bu görüşleri okurlarına Zerdüşt adını verdiği karakter üzerinden "Böyle Söyledi Zerdüşt" ifadesi ile aktarıyor..

Biraz da Zerdüşt'ten bahsedeyim. Başkahraman Zerdüşt gerçekten çok değişik bir kardeş. Bir gün insanlardan sıkılmaya başlıyor ve kendini dağlara, yalnızlığın tam ortasına atıyor. Fakat bazen yalnızlıktan sıkılıyor, iletişim ihtiyacı duyuyor ve tekrar insanların arasına katılıyor.Yer yer dışlanıyor, yer yer benimseniyor insanlar tarafından.

Ayrıca başkahraman Zerdüşt hakkında bir yanlışı düzeltmek istiyorum. Kitabın kahramanı olan Zerdüşt, Zerdüştlük dininin kurucusu olan ve bazı insanlar tarafından peygamber olduğuna inanılan -çeşitli rivayetler var- Zerdüşt ismindeki başka bir insanla karıştırılıyor.

Nietzsche bu yanlışlık hakkında şunları söylemiş zamanında:"Zerdüşt adı ne anlama geliyor? Sormadılar bana bunu, sormalıydılar:çünkü o İranlının tarihteki korkunç benzersizliğini yapan şey, benimkinin tam tersidir. Burada konuşan ne bir peygamber ne de bir din kurucusu denen o güç istemi ve hastalık kırmasıdır."

Bu düzeltmeyi özellikle dahil etmek istedim incelemeye.

Evet, içerikten devam edebiliriz.

Kitapta çok önemli iki kavram var. Bunlardan biri "üstinsan" diğeri de "bengi dönüş" kavramı.

Nietzsche, bu kavramlar üzerine yazmış kitabı zaten.

Nietzsche, insanı hayvan ve üstinsan arasında bir köprü olarak görüyor. İnsanın "üstinsan"a ulaşmak için kendini aşması gerektiğini savunuyor. Ona göre, insan kendini aşabileceğine inanırsa "üstinsan"a ulaşma yolunda daha kolay ilerler.

Kitabı yazarken kitabının yazıldığı dönemin insanları tarafından anlaşılmayacağını ve kitabın değerinin zamanla daha da artacağını düşünüyormuş Nietzsche. Ve Nietzsche'nin bu kehaneti doğru çıktı. Kitap yazıldığı dönemde fazla ilgi görmemiş. Fakat kitabın popüleritesi gün geçtikçe artmaya devam etmiş. Şu an ise felsefe alanındaki en önemli kitaplardan biri zaten.

Genel bir değerlendirme yapacağım ve incelemeyi noktalayacağım.

Kitabın dili çok ağır ve yoğundu. Bazı cümleleri anlayabilmek için tekrar tekrar okudum. Yorgun kafayla okunacak bir kitap değil kesinlikle. Kitapta öyle yoğun cümleler var ki, o cümlelerden yola çıkarak farklı kitaplar bile yazılabilir. O derece yani. Kitaptaki her cümle çok önemli. Yüzlerce alıntı paylaşılabilecek bir kitap, Zerdüşt. "Felsefe okumayı, kendimi geliştirmeyi,ufkumun genişlemesini seviyorum;ben iyi bir okurum" diyen herkese tavsiye ediyorum. Birçoğunuzun başucu kitabı olacak hatta. Fakat kendinizi hazır hissetmeden okumayın diyorum.

Okuduğum kitapları puanlarken zevk ve ölçütlerime göre birçok kriterin değerlendirmesini yapıyorum. Bu konuda biraz takıntılı sayılırım. Bu kitabı da kendimce değerlendirdim ve 9 puan veriyorum. Kitap baya iyi, bence okuyun;ufkunuz açılır.

"İncelememi okuduğunuz için teşekkür ederim. Hadi, kalın sağlıcakla."

Böyle söyledi Zerdüşt.
***
112 syf.
·Puan vermedi
'Beni öldürmeyen, beni güçlü kılar.'

Farklı bir motto.
Farklı bir bakış açısıyla polyannacılık.
Acılar insanı öldürmeyebilir ama acı sözler...

*
Nietzsche kızgın, Nietzsche acımasız.
Nietzsche, acı söz söyler arkadaş...
Çünkü, Nietzsche çekiçle felsefe yapar.

Kendisinin belirttiği gibi '' benim hırsım, başkalarının bir kitapta söylediğini on cümlede söylemektir"

Ne demek istediğini bu eseri okuyanca daha iyi anladım.

Bu Eserinde Sokrates başta olmak üzere Platon, Seneca, Dante, Schiller, Hegel, Schopenhauer, Kant gibi düşünürleri eleştirmekle beraber, çoğunu zihinsel put olarak görüp filozof bile saymamış, deyim yerindeyse hepsi Nietzsche'nin çekicinden payını almış.

Bunun aksine Dostoyevski ve Goethe'ye olan hayranlığını ise gizleme gereksinimi duymamış.

Özellikle Nietzsche'nin ahlak başta olmak üzere, din, politika, eğitim, sanat, dil vb değerler sistemine yönelik düşüncelerini merak edenler için güzel pasajlar mevcut.
Dilini ağır bulduğumdan dolayı bazı yerlerini tekrar tekrar okuma gereksinimi duydum fakat genel olarak akıcı diyebilirim.

*
Nietzsche derki :

Sık sık soruluyor bana, neden Almanca yazıyorum diye, başka hiçbir yerde, ana vatanımdaki kadar az okunmuyorum oysa...

Başka bir yerden birisi olarak, ben okudum, size de tavsiye ederim.

Keyifli okumalar dilerim.
222 syf.
Mutluluğumuzu kendimiz yapar ya da buluruz.

Schopenhauer nedir? Kimdir diye sormuyorum nedir bu adam? Schopenhauer, her şeyden önce felsefenin başkaldırısıdır, bu başkaldırının arasından sızan gülüşüyle. O korkunç resmin arkasında yatan ıstırap infaz mangasının iyi niyetli yol göstericisidir. Schopenhauer olmak yürek ve zekayı aynı kulvarda buluşturmaktır. Adanmışlıktır en başta. Gezdiği yöreleri, okuduğu kitapları, duyumsadığı doğayı düşünsel doktrinlerle yüreklerimizin, zihnimizin içine açıp koyandır.

Bu kitabı okuduktan sonra kendime dedim ki: ''Onur, hayatını değiştirecek kitaplar okumalısın.'' Öyle işledi ki her bölüm içime. Evet, hayatınızı değiştiren kitaplar okuyun, sizi gerekirse yerden yere çalan, etinizi, kemiğinizi bavullara doldurup oradan oraya sürükleyen, ilmek ilmek zihninize işleyen kitaplardan söz ediyorum. Tam olarak bu kitaptan söz ediyorum Arthur Schopenhauer'ın bilgeliğinden sızan aforizmalar.

Okuduktan sonra şu sorular kafamda belirdi:

°Schopenhauer bize ne anlatmak istiyor?
°Schopenhauer'u diğer düşünür ve filozoflardan ayıran nedir?
°Anlatıların hayata uygulanırlığı nedir?
°Anlatıların doğruluğu sadece yaşanmışlıklardan ve bize öğretilenlerden ötürü mü bizi sarsmaktadır?
°Anlatıcı koltuğunda oturan kişi olarak Schopenhauer iyi, soylu ve yaşamı hak eden biri midir?
°Bu kitap bir insana rehber olabilir mi?
°Okuduklarımızı hayatımıza katmayı başarabilirsek gerçekten bilge bir kişi olabilir miyiz?
°Schopenhauer'ın bu hassas ve can alıcı konularda yanılma payı nedir?
°Doğru ve gerçek kardeş midir?
°Söylenenlerin söyleme şekliyle daha etkin bir şekilde bizi etkilediğini düşünüyor muyuz? Filozof bu konuda ne denli başarılı olmuştur?
°Nietzsche Schopenhauer'un devamıdır diyebilir miyiz?
°Burada bahis edilen konular dışında bilgeliği etkileyecek insan hayatını olumlu ya da olumsuz etkileyen konular yok mudur?
°1800'lü yıllar ile 2020'ye merdiven dayadığımız bu yılların arasında bir fark görebiliyor muyuz? Dünya hala Schopenhauer'ın dünyasıyla aynı mı?
°Anlatımı kuvvetlendirmek amaçlı sürekli diğer düşünür ve yazarlara başvurması rahatsız edici midir? Özellikle Goethe ve Aristoteles'ten çok faydalanmakta yazar?

Bir kitaptan beklentiniz tam olarak nedir?

Benim bir kitaptan beklentim düşüncelerime, fikirlerime, yaşayışıma, hayallerime, planlarıma etki edebilmesi, bana yol gösterebilmesidir. Tabii bunu her kitaptan bekleyemem. Kimi kitaplar edebi anlamda bizi doyurur, onun tadı bir süre zihnimizde kalır. Bu kitapta anlatılanlar tam anlamıyla hayatın resmidir. Hayatını düşünmeye ve insanları gözlemlemeye adamış birisi kalkmış bizim için bunları kağıda dökmüş. Bir musibet bin nasihattan iyidir derler. Ancak bu özlü sözün içeriği korkunçtur. Çünkü yaşam her olguyu sırtlayacak kadar uzun değil. Tecrübelerin bile son kullanma tarihi var. Çünkü biz insanoğlu şartlar karşısında çok çabuk değişir, evriliriz. Schopenhauer'ın dimağından yükselenler aklımıza ördüğümüz duvarlardan, zihnimize çekilmiş perdelerden içeri sızıyor. Öncelikle yaşamın kader ve keder arasında sıkışmış bir mutluluk labirentinden ibaret olduğu kabul edilmeli. Evet mutluluk adına sarf ettiğimiz çaba bizi daima keder istikametine sürükler. Mutluluğun da tecrübeler gibi son kullanma tarihi vardır. Hem de süt ürünleri gibi kapağını açar açmaz bozulma süresi de kısadır.

Schopenhauer, diğer okuduğum kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da genellikle Aristo ve Goethe gibi düşünürlerden yararlanmış. Bu düşünürlerin fikirlerini kimi zaman açıklayarak desteklerken kimi zaman da kendi anlatısını onların sözleriyle desteklemekte. Bu kitap bir anlamıyla rehber. Yaşama rehberi. Peki Schopenhauer bütün bilgelik adı altında bize sunduğu bu öğreti ve anlatılarında hiç yanılmadı mı? Veyahut bu anlatılanların hepsine birebir hak verdik mi? Hak vermediğim bir çok kısım oldu. Ki Schopenhauer sayfa 183'te şu cümleleri bir başlık altında toplamıştır: ''İnsan, yapıp ettiklerinde kimseyi örnek almamalıdır: Çünkü durumlar, koşullar, ilişkiler hiçbir zaman aynı değildir ve karakterlerin farklılığı eyleme de farklı bir görünüm verdiği için, iki kişi aynı şeyi yapsalar da, yaptıkları şey aynı değildir. İnsan, yeterince düşünüp taşındıktan ve iyice gözden geçirdikten sonra, kendi karakterine uygun bir biçimde davranmalıdır. Demek ki, pratik yaşamda özgünlük kaçınılmazdır; yoksa, insanın yaptığı kendisine uymaz.'' Buradan da anlıyoruz ki Schopenhauer gibi soylu bir üstat bile kendi sözlerine kefil olamıyor, olamaz da.

Yaşlılığın bilgeliğe ve erişkinliğe olan etkisinden söz eden yazarımız başyapıtım dediği ''İstenç ve Tasarım Olarak Dünya'' kitabını 30 yaşında yazmış. Kitaba birkaç kez başlamak istemiştim ancak kafa olarak kendinizi hazır hissetmeden asla başlamamanız taraftarıyım. Çünkü zihni yormadan, üzerinde düşünülerek okunmalı.

Bu kitap aslında bir incelemedir, araştırmadır. İncelemeyi incelemek ve Schopenhauer gibi bir üstadın sözünün üstüne söz söylemeyi fazlalık olarak görüyorum. Çünkü yıllar yılı işgal ettiğim şu yeryüzünde ne ile karşılaştıysam, neyi tecrübe ettiysem her sayfada beni buldu. ''Abi yuh ya!'' ''üstat ne yaptın?'' ''Bu kadar olur'' gibi tepkilerin bir zaman sonra normalleşerek ''Adam Schopenhauer abi elbet bunların farkında olacak, bilecek'' tepkisiyle yer değişti. Toprağın bol olsun, cidden bu kitap insanlığa hizmettir. Elbette yer yer katılmadığım olgular, görüşler oldu. Ancak 222 sayfa ve bir o kadar yoğunluk içeren polemiklerde normaldir.

Bu kitabında spoiler'ı olur muymuş? Olabilir, neden olmasın?

Kitaptan kısa ve öz hisse: Yalnızlık kötü değildir, kendi kendine yetebilmeyi öğrenmelisin, insanlara vazgeçilmez olduğunu hissettirme, en iyi zaman şimdidir, yarını bekleme, sahip olduklarınla yetinmesini bil, ''daha iyi, iyinin düşmanıdır.'' bugünün dostu, yarın deler postu, kendi kendine yetebilmek, kendi kendine bir yaşam alanı açabilmek esastır, sağlık en önemli unsurdur, toplumdan kaçamazsın ancak iletişimini kısıtlı tutmak seni soylu yapar... Liste böyle uzayıp gidiyor. Uzaktan bir kişisel gelişim kitabı dursa da, kişisel, zihinsel ve sayamayacağım onlarca gelişimi sağlayabilir size bu kitap. Keyifli okumalar diliyorum.

https://www.youtube.com/watch?v=xwOto0m-sXg
335 syf.
İncelememe başlamadan önce şu alıntıyı okumanızı ve ona göre devam etmenizi öneriyorum. Zira bu kitap tam olarak böyle bir kitap :) #53395934 Bu riske girmek istemeyen şu an bırakabilir incelemeyi okumayı. :))


Şimdi kalanlar az beri gelsin bakalım. Söyleyecek iki çift sözüm var. Başlayalım incelememize :))

Kitap okuduğum ilk felsefe kitabıydı ve her felsefe kitabı bu derece güzel ve etkileyiciyse gerçekten geç kaldığım için üzülürüm. Artık kitabın beni ne kadar etkilediğini siz düşünün. :)

"Ne önemi var ki benim aklımın? Bir aslanın yiyeceğini araması gibi arıyor mu bilgiyi?" Sayfa:7

Zerdüşt denen zat mağarasında inzivaya çekilmiş bir haldeyken başlıyor kitap. Yıllarca mağarada kalıp Üstinsan denen bir varlığa ulaşmaya çalışıyor...

Mağarasından insanların arasına indiğinde insanları nasıl tanımladığından bir kaç örnek verelim:
Ama insanların arasında her türlü konuşma boşuna! Orada unutmak ve önünden geçip gitmektir bilgelik.
Her şey konuşur onlarda. Her şeyin cılkı çıkarılır konuşa konuşa . Her şey ifşa edilir. Sayfa: 184


Nietzsche, yer yer öğüt veriyor : #59164086
(Sadece bir aptal sürekli taşlara ya da insanlara takılır.) Yani bir nevi "Carpe Diem" demek de değil midir bu? İnsanların ağzı torba değil ki büzesin derler büyüklerimiz. Ne de güzel sözdür, insanların ne dediğine hiç takılmayın. Dilediğiniz gibi yaşayın çünkü dünyaya sadece bir kez geleceksiniz.

Yer yer düşündürüyor: #59353798 (Kendini görmemeyi öğrenmek gerekir, çok şey görmek için.) Herkes farklı anlam çıkarabilir, iki ucu açık cümle. Benim düşüncem ise; insanın bir amaca ulaşabilmesi için kendinden feda etmesi gerektiğidir. Sonuçta otura otura anca bi tarafınızı büyütürsünüz. :D

Yer yer güldürüyor: #59415996 (Mutluluk peşimden geliyor. Çünkü ben kadınların arkasından koşmuyorum. Ama yine de kadın, mutluluktur.)

Bu adam kitap boyunca ne varsa her şeye boş dedi ve öldürdü. Bedeni, ruhu, sonra Tanrı'yı... Çağımız ergenleri acaba filozof mu diye düşündüm bir ara. Çünkü biliyorsunuz çok isyankar oluyorlar, "hayat boş, lanet olsun böyle dünya, beni kimse anlamıyor, vs.vs.vs.." gibi cümleler kuruyorlar. :)

Tanrıyı öldürdü demiştik, yetmedi bir de arkasından konuşuyor. Bakınız;
"Anlaşılmazdı da aynı zamanda. Neden öfkelendi ki bize, o burnundan soluyan, onu kötü anladık diye! Kendisi niye daha açık konuşmadı ki bizimle?
Sorun bizim kulaklarımızdaysa, neden kendisini kötü işiten kulaklar verdi ki bize? Kulaklarımızda çamur varsa, pekâlâ! Kim koydu o çamuru oraya?
Bir çok şeyi başaramadı bu çömlekçi, işini hakkıyla öğrenememişti! Başaramayışının intikamını çömleklerinden ve yarattıklarından alması - iyi beğeniyle çelişen bir günahtı bu. Sayfa:264

Burada incelememi sonlandırıyorum müsadenizle. Kitap ile ilgili naçizane düşüncelerimdi. Okuduğunuz için teşekkürleeeerr...

Ha bu arada iyi uyumak isteyenler, uyku problemi olanlar Nietzsche'ye kulak verin hele, anlatıyor işin sırrını:
Günde on kez yenmelisin kendini: bu iyi bir yorgunluk verir ve ruhuna afyon gibi gelir.
Günde on kez yeniden barışmalısın kendinle; çünkü kendini yenmek burukluk yaratır ve kötü uyur barışık olmayan.
On hakikat bulmalısın günde: yoksa gece de ararsın hakikati ve aç kalır ruhun.
Günde on kez gülmelisin ve neşeli olmalısın: yoksa gece rahatsız eder seni miden, bu dert küpü. Sayfa:22
335 syf.
·4 günde·9/10
İnceleme kitaptan alıntılar içermektedir!!!

Nietzsche okumak şuna benzer; bir paragrafa heyecanla başlarsın, vurucu ve karmaşık cümleler, işte bu dersin, paragrafın sonuna geldiğinde ise başladığın paragrafı unutursun. Murat Ç

Tam da öyle oldu. Friedrich Wilhelm Nietzsche okumaya bu kitabı ile başlayacak olanlara söylemek istediklerim şunlar: vazgeçebilirsiniz, kitabı yarım bırakabilirsiniz, tat almayabilirsiniz ya da içine girince çıkmak istemeyebilirsiniz. Bir kitap için bunca şey nasıl olabilir ki ? derseniz, bu; kitabın ne kadar güçlü olduğunun göstergesidir.
Kitap bana çok sevdiğim birinden hediye olarak geldi ve okumak için sabırsızlanarak sayfaları çevirmeye başladım. Ne oldu biliyor musunuz? Gözlerine ışık tutulmuş tavşan gibi öylece kalakaldım. Zerdüşt'e kulak verin..

Beni anlamıyorlar; ben bu kulakların dinleyeceği ağız değilim.(s:13) diyerek bunun ilk sinyallerini vermişti bana. Ben yine de bir şeyler umarak okumaya devam ettim. Oysa ne kadar hevesliydim ve sevinçliydim, içine girip oynayacağım, istediğim gibi at koşturacağım bir oyun alanı bulduğum için. Aptallıktı tabii ki böyle düşünmek. Nietzsche hiç izin verir mi böyle bir şeye? Kitabı sığ görüp (ya da kendinizi yüksek görüp) paçalarınızı sıvamayın bence, çünkü bu kitabın içinde boğulmamak imkansız. Ben bir süre sonra anlamlandırmaya çalışmayı bırakıp kendimi kitabın akışına bıraktım. Okumak isteyenlerin de böyle yapmasını tavsiye ederim. Aksi halde kitabı bırakmanız çok daha kolay olur.

Nietzsche şikayetçi. Onu anlamadığımız için, anlamlandıracak güce, kudrete ve ona doğru adım atacak ayaklara sahip olamadığımız için. Sürekli düşünüyor, sürekli arıyor kendinden daha güçlü bir aslan terbiyecisini. Bulamamanın verdiği acıyı da anlatıyor bize. Bu güce ulaşmak için önce insanın kendini yenmesi gerekiyor tabii ki. Önce kendi içinde yolculuğa çıkması gerekiyor, en kutsala, en kudretliye ve en kusursuza ulaşmak için. Biz bunu nasıl yapabiliriz ki küçücük adımlarımız ve korkak bedenlerimizle, ürkekliğimizle, sorumluluklarımızla, duygusallıklarımızla. Bunların hepsinin bizi engellediğini söylüyor her fırsatta Nietzsche. İnsanın kendinden kurtulması gerek en yükseğe ulaşabilmek için. Bir zirveden diğerine bir adımda ulaşabilmesi için. Nietzsche bunu yapacak güçte görüyor kendini. Cümlelerinin büyüklüğüyle damarlarımıza enjekte ediyor bu hisleri. Etkilenmemek elde mi? Salın kendinizi Nietzsche deryasına ve boğulun. Onu anlamasanız bile onun bir parçası olursunuz. Sizde bıraktığı tortular bile sizi şekillendirmeye yeter.

Kitabın neredeyse her cümlesini 2şer kere okudum ve buna rağmen yine de içinden çıkamadığım yerler oldu. Ne olursa olsun bu kitabı okumaktan ve anlamlandırmaya çalışmaktan çok keyif aldım. Bana katacağı bir cümle, aklımda soru işareti bırakan bir fikri bile insanın düşünce yapısını değiştirebilir, etkileyebilir. İyi ki okumuşum ve Nietzsche ile tanışmışım. Diğer kitaplarını okuyup anlam derinliğinde boğulmak için sabırsızlanıyorum.


Kitabın içinden beni etkileyen birkaç alıntı paylaşıyorum.


Engereğin Isırığı Üzerine

Bir gün Zerdüşt, hava çok sıcak olduğu için bir incir ağacının altında uyuyakalmıştı, kollarını da yüzüne kapatmıştı. Bu sırada bir engerek gelip onu boynundan ısırdı, öyle ki, Zerdüşt acıdan bağırdı. Kolunu yüzünden çektiğinde, yılanı gördü; bunun üzerine yılan Zerdüşt'ün gözlerini tanıdı, beceriksizce yön değiştirdi ve kaçmak istedi. "Dur bakalım," dedi Zerüşt; "henüz teşekkür etmedim sana! Tam zamanında uyandırdın beni, daha uzun bir yol var önümde." "Yolun kısaldı," dedi engerek, hüzünle; "öldürücüdür zehirim." Zerdüşt gülümsedi, "Bir ejderhanın öldüğü görülmüş müdür ki, bir yılanın zehrinden?" dedi. "Ama geri al zehrini! Onu bana hediye edecek kadar zengin değilsin!" (s. 62)


Her şey geçip gider, bu yüzden layıktır her şey geçip gitmeye!
İşte tam da budur adalet, zamanın yasası, zamanın kendi çocuklarını yemek zorunda olması.. (s. 138)

Nietzsche'ye kulak verin

Geleceği doğuranlar, yetiştirenler ve geleceğin tohumunu atanlar olun. (s.204)


Veeeee bunu paylaşmasam olmazdı :)))

"Kadınlara mı gidiyorsun? Kırbacı unutma!" (S. 61)

https://hizliresim.com/bVEzqd

Soldan sağa

Lou Andreas-Salomé
Paul Rée
Friedrich Nietzsche
112 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Tabu deviren gelmiş geçmiş en yıkıcı ve anlaşılması güç filozof felsefeci psikolog düşün insanı Friedrich Nietzsche, bildiğiniz inandığınız, değer verdiğiniz insanla hayat arasına girip içgüdüyü bastıran her türlü ideayı bir karşı tarz fikir çekiciyle parçalıyor. Sizi saran her türlü inancınız putlarınızdır ve ben onları inandığınız değerleri hatta inandığınız din dahil her şeyinizi kadife bir çekiçle parçalayacağım demiş bu kitabında. Akıl sağlığını yitirmeden önce yazdığı son eseri olan "bir çekiçle nasıl felsefe yapılır" kitabı aforizmalar ve oklar ile başlar, önsöz ve onbir bölümden oluşur.

Yazarın hayatında değer verdiği hatta feyz aldığı iki kişinin adını üstüne basarak ifade ediyor. Goethe ve Dosteyevski. Onlar dışında diğer düşünürler, Kant, Rousseau, Shopenhauer yalnız eleştirel fikirleri olan ve yerdiği kişiler. Nietzsche yaşadığı dönemde olduğu gibi günümüzde de okunması zor olan yazarlardan bir tanesidir. Hatta bu durumu şu şekilde aktarmaktadır,

"kendimden daha azını bekleyecek kadar mütevazi olmadım şimdiye kadar. Almanların arasında ilk ustası olduğum aforizma, özdeyiş, 'bengiliğin' biçimleridir; benim hırsım başkalarının bir kitapta söylediğini on cümlede söylemektir. Başka herkesin bir kitapta söylemediğini."
335 syf.
1.

Zerdüşt, uzun süre dağda inzivada kalmıştır. Varlığın, hayatın anlamını anlamıştir. Lakin artık bunu anlamak kendisine yetmemektedir. Güneş nasıl bir enerji ise ve bu enerjisini yayiyorsa ve hayata enerji vererek onu var ediyorsa, onu aydinlatiyorsa; Zerdüşt de anladiklarini aktarmasi gerekmektedir. Ve Zerdüşt dağından aşağıya, insanların arasına iner.

Öncelikle ormanda bir ermişin yanında kendisini bulur. Ermiş, insanlardan uzaklaşmış ve kendisini Tanrıya vermiş gibidir. İnsanlardan umudunu kesmiştir. Zerdüşt'e de bu yönde tavsiyelerde bulunur, kendisi gibi olmasını ister. Lakin Zerdüşt ermişi kaçtığı insanların bir üyesi gibi görür. Ermiş, insanı 'tamamlanmamış' olarak; Zerdüşt ise 'aşılması' gerekilen olan niteler. Ve Zerdüşt söyler: Ermişin Tanrının öldüğünden haberi yoktur. O hala eski değer kaliplarinin içindedir. Yoluna devam eder Zerdüşt..

*

İnsan kirli bir ırmağa benzetilir. Irmak ve Nietzsche denilince de aklıma oluş filozofu Heraklietos geliyor. Her şeyin her an oluş içinde ve değişim içinde olduğunu düşünecek olursak, insanın bu oluş irmaginda kirli bir 'ırmak' olması, onun ürettiği ve içinde saplanip kaldığı değerlerden, dinlerden, kavramlardan kurtulması gerekmektedir. Bunun için insanın 'deniz' olması gerekir. Bu deniz ise üstinsan olarak belirtilir.

Üstinsan 'yeryüzünün' anlamı olarak nitelenir. İnsanın doğaüstünde değil yeryüzünde anlamını araması, bulması istenir. Bu anlamını ve hedefini kendisinin belirlemesi istenir. Ancak öncelikle mevcut düzenin insanı, bedeni, yeryüzünü aşağılamasinin, yoksaymasinin önüne geçmek gerekir.

"Ne önemi var ki benim mutluluğumun?"
"Ne önemi var ki benim erdemimin?"
"Ne önemi var ki benim adaletimin?"
"Ne önemi var ki benim merhametimin?"

denilerek mevcut değer yargilarinin tedavülden kalkacagı ve insanın yeni değer yargilarina ihtiyacı olacağı mesajı veriliyor diyebiliriz. Bunları dedikten sonra "sizi diliyle yalayacak yıldırım nerede? Sizi aşağılayacak çılgınlık nerede?" denilir ve bu yıldırım ile çılgınliğin üstinsan olduğu belirtilir.

İnsan, hayvan ile üstinsan arasındaki bir 'ip' olduğu soylenilerek, insanın kendi başına bir amaç değil; amaca giden bir 'köprü' olduğunun altı çizilir. İnsan tehlikeli bir geçişin kendisidir.

*

Zerdüşt bir pazaryerine gelir. İpin üstünde bir cambaz vardır. O hareket ettikten sonra arkasından bir soytari da hareket eder ve bu cambazi bir engel olarak niteleyerek düşmesine neden olur. Cambaz düşer ve herkes kaçar Zerdüşt dışında. Cambaz şeytandan bahseder. Zerdüşt ise şeytanın ve diğer kendisini korkutan ve dikkatini doğaüstüne veren unsurların olmadığını; söyler. Burada ruhunun bedeninden önce yok olacağı belirtilerek, bu anlatılır. Cambaz insan rahatlar ve Zerdüşt'e teşekkür ederek ölür. Zerdüşt bu insanın ölüsünü yanında taşırken sonra fark eder ki kendisi sürünün çobanı olmamalıdır. Çünkü henüz halk onu anlayamamaktadir. Kendisine yoldaşlar bulmalidir. Bu yoldaşlar da düzenin içinde amacını ve nereye gittiğini bilmeyen ölü cambazlar olamaz. Bu sırada bir yılan ve kartal gelir ve onlarla yoluna devam eder.


2.

Zerdüşt, Tinin Üç Dönüşümü'nden bahseder: Deve -> Aslan -> Çocuk

Deve gibi tin ağır yüklerle yüklenir ve çölüne gider; çölünde ise Aslan kesilir: Özgürlüğünü eline almak ister, yani efendi olmak ister. Bunun için önceki yani son efendisi olan Nietzsche'nin ejderha dediği tanrısina düşman olup onunla dövüşmeyi arzular. Tanrı, tüm değerleri yarattığını ve artık sadece 'yapmalisin' vardır, 'istiyorum' yok der. Ancak Aslan ise 'istiyorum' demek ister. Lakin Aslan'ın bunu yapmaya gücü yetmez, sadece Tanrıya 'Hayır!' diyerek sonraki dönüşüm için özgürlük alanı oluşturur.
Sonraki aşamada Çocuk olur tin ve çocuğun masumiyeti, unutuşu ile yeni bir başlangıç yapma imkanı bulur. Çocuk olarak tin, kutlu bir 'Evet!' der. Böylelikle kendisine indirilen yasaları egemen olduğu dünyayı arkasında bırakıp, kendi yasalarını yapacağı özgür yeni dünyaya ayak basar.

*

Sonraki bölümde Zerdüşt'ün söylevleri başlar. Bu söylevlerde insanların mevcut dünyasını ortaya koyar. Bununla birlikte kendi istediği dünyada da insanların nasıl olması gerektiğini bir nevi açıklar. Bunlardan birazina kısaca değinelim.

● 'Erdemin Kürsüleri Üzerine'

Bu kısımda Zerdüşt, insanların bir bilgeyi dinlediklerini görür ve bu bilgeye kulak verir: Erdem vaizi dediği bu bilge, insanlara erdem olarak insanlara sonu uyku ve unutuş ile sonlanan ve karamsar bir tablo cizmektedir. Uykunun erdemlerin efendisi olduğunu, otoritelere saygı duyulması ve mutlak itaat edilmesi gerektiğini ve iyi uyumak için bütün erdemlere riayet edilmesi gerektiğini vaaz eder.
Zerdüşt bunlara güler ve insanların bir zamanlar erdem diye aradiklarinin anlam bulamadıkları hayatta iyi bir uyku çekmek ve bunu da afyonlaştırilmiş erdemlerle yapıldığını görür.

● 'Öte Dünyacilar Üzerine'

Zerdüşt, bir zamanlar kendisinin de bir öte dünyaci olduğunu söyler. O zamanlar dünyanın acı çeken bir tanrının eseri olarak kendisine göründüğünü ifade eder. Tanrının insanların cinneti ve eseri olduğunu ekler. Zerdüşt, ormandaki ermişin dediği gibi kül olarak çıktığı dağda acılarını, çelişkilerini ortaya koyup Tanrının aslında insanın eseri olduğunu anlayıp bir alev olarak dağdan inmiştir. "Ben tüm şeylerin ölçütü ve değeri olan ben!" der Zerdüşt ve insanlara, doğaüstünden medet ummamalarini; yeryüzünde kalarak her şeyin kendi ellerinde olduğunun farkına varmalarini söyler. Sonra da insanın çoğunlukla acı ve anlamsizlik olan bu hayatı kabul etmesini yani bunun farkında olarak bu yolu yürümesini telkin eder.

● 'Savaş ve Savaşanlar Üzerine'

Zerdüşt etrafta pekçok asker gördüğünü ancak hiç savaşçı görmediğini ifade ederek; herkesin kendisinin belirlemedigi hedefler uğruna tek tip birer robot haline geldiğini anlatmak ister ve herkesin kendi hedefini belirleyip bu hedefinin askeri değil savaşçısı olmasını ister. İyi olmayı da cesur olmak olarak niteleyerek, kendisiyle savaşırken yenilseniz de sizi yükseltecek düşmanlar bulun der. Burada zannederim ki düşman insanın mücadele edeceği fikir, karşıt hedef ve en önemlisi insanın kendisidir.

● 'Yeni Put Üzerine'

Zerdüşt, birçok memleket gezip birçok halk gördüğünü ve bu halkların hepsinin de iyi ve kötü değerleri olduğunu ve bu değerlerinin de komsularının değerlerinden farklı olduğunu söyler ve bunun böyle olmasi gerektiğini ifade eder. Lakin devlet denilen organın, kendisini halkın ta kendisi olarak gördüğünü ve tüm iyi ve kötü değerlere sahipmis ve bu konuda tek otoriteymis gibi davranarak insanları kendi benliklerinden uzaklaştırıp bir nevi intihar etmelerine neden olduğunu belirtir.
Ve insanlara devletin bittiği yere yönlendirir. Bu yerde gökkuşağından bahsederek, halkların kendi değerlerinin oluşturduğu zenginliğe parmak basıyor diye yorumladim.

● 'Binbir Hedef Üzerine'

Yeryüzünde gelmiş geçmiş tüm değer bicmelerin insanlar tarafından yapıldığı ancak bir süre bunu unutup, değer biçenin kendi yaratimi olan tanrı olduğunu zanneden insan giderek yeryüzündeki hayatından kopup ahirette yaşamaya, kendisinden kopup Tanrının yanındaki 'idea'sinda yaşamaya başlamıştı. Değerlerin altında Tanrı sevgisi var diye düşünmüştü. Lakin yadsidigi şey şuydu: Tanrı sevgisi diyerek aslında kendini kendini sevmesini yani kendi gücünü ve güç istemini koyuyordu değerlerin altına! İnsan, egemen olmak, zaferler kazanmak, başka insanlarda hayranlık, haset uyandırmak istiyordu; bunu istemesini sağlayan onun güç istemiydi ve bu istem, her şeyin anlamı ve belirleyicisidir. İnsan varlığını sürdürmek için anlamsizlik içindeki dünyasındaki her şeye bu güç istemi doğrultusunda değer bicmistir. İnsan değer biçendir der Zerdüşt.

● 'Komşusunu Sevmek Üzerine'

Zerdüşt, komşuya duyulan sevginin insanın kendisine duyduğu kötü sevgi olduğunu ifade eder. İnsan kendisinden kaçmak için komşusuna gider ve dünyayı yaratma gücünü kendinde bulamayınca, soluğu ilk komşusunda alır ve komşusunun dünyasına, onun kendisine uygun olup olmadığını bile degerlendirmeden girer. Girdiği bu dünyayı acizliginden ve tembelliginden kutsallastirir. Çünkü ne kadar kutsallastirirsa konduğu bu dünyayı, kendi acziyetini, güçsüzlugunu o kadar unutur ve kendini tatmin eder.
Bunun için Zerdüşt, komşu sevgisini değil en uzaktakini sevmeyi öğütler.

● 'Engereğin Isırığı Üzerine'

Zerdüşt uyurken, bir yılan gelir ve onu ısırır. Zerdüşt sakin bir şekilde karşılar bunu. Yılana onun zehrinin bir ejderhaya işlemeyeceğini söyler ve zehrini geri almasını, onu hediye edecek kadar zengin olmadığını söyler.
Önceki bölümlerde ejderhanin Tanrıyı nitelemek için kullanıldığını görmüştüm. Burada bir nevi yılan, Zerdüşt'u önceden cennetten kovulmasina neden olduğu insanlardan birisi sanmış ancak Zerdüşt, kendisini artık eski o insanlardan olmadığını ve yılanın kendisine hediye bile veremeyecegi bir Tanrı olarak niteler diyebiliriz. Tabi buradaki tanrı nitelemesini, doğaüstünden kendini kurtararak özgür olmuş ve kendi değerlerini oluşturup kendi belirlediği hedef doğrultusunda yürüyerek hayatını kendi adımlarıyla anlamlandiran 'yeryüzü' insanı olarak anlamak gerekir.

● 'Çocuk ve Evlilik Üzerine'

Zerdüşt, insanların önce kendilerini özgür olarak inşa etmelerini, sonra da kendilerinden daha iyi bir inşa ustası olacak bireyler oluşturabileceklerse çocuk sahibi olmalarını istiyor. Yani yeryüzüne Üstinsan olabilecek bireyler getirin diyor.

● 'Armağan Eden Erdem Üzerine'

Zerdüşt artık söylevlerini verdigi 'Alacali İnekler' şehrinden ayrilacaktir. Buradaki insanlar ona üzerine güneşe sarılmış bir yılan resmi olan bir asa hediye ederler.
Zerdüşt, erdemin, övgü beklemeyen veya sövgü aldığında umursamayan bir armağan veriş olduğunu söyler. Bu armağanı verdiren kişinin egemen olmasıdır. Bu kişinin gücüdür. Bu gücün doğrultusunda kişiye egemen olan düşünceleri akıl sarmıştır. Buradan Zerdüşt'e verilen hediyenin üstündeki resmi, güneşi sınırsız güç ve onu saran yılanı da bu gücü, kontrol altında ve bir hedef doğrultusunda tutan akıl olarak yorumlayabiliriz.

Zerdüşt ayrılmadan evvel, mümin olmamayi öğütler. Çünkü mümin, kendisine soylenilen yeniyi düşünmeden kabul eder, onu kutsallastirarak kendisinden üst seviyeye yerleştirir. Bu yüzden kendi hayatını kendi anlamlandiramaz. Zerdüşt bu nedenle bana saygı duymayin der; çünkü gereğinden fazla saygı putlaştirir. Kendiniz olmaya bakın, putlari yıkın ve özgür olun. Yalnızlığa kaçın ve birer birey olun: Küllerinizden alev olarak doğun. Bir gün bu birey-alevler bir halk olacak ve bu halktan da Üstinsan doğacak.

3.

Zerdüşt'ün bu bölümde Tanrıya degindigini görüyoruz. Tanrı, insanın yaraticiligina ket vuran; statik, tek, mutlak bir varsayimdir. Aynı zamanda Tanrı, doğruyu eğri yapan, yeryüzüne ve insana dair her şeyi ters yüz edip insanın değerini düşüren bir fikirdir. Eğer Tanrılar varsa yaratacak bir şey yok diyerek, bu durum özetlenir aslında ve insana yaraticiligi üzerindeki bu büyük engelden kurtulması telkin edilir. Bunun için insanın istemini ortaya koyması gerekiyor. Çünkü istemek insanı özgurlestirir.

Sonra Zerdüşt'ün rahipler üzerine de konuştuğunu görüyoruz. Onların kurtarıcı dedikleri kişi tarafından yanlış değerler ile sıkı sıkıya zincirlendikleri ve kurtarildiklarini sandiklarini ama aslında hala kurtarilmaya ihtiyaçları oldukları soyleniyor. Rahiplerin alcakgönüllüğünün altında bir intikamci fikrin yattığı ve onların çok acı çektikleri için acı çektirmeye çalışan insanlar oldukları; içinde bulundukları kilisenin ise insanın ruhunu hapseden bir devlet olduğu ifade edilmiş. Aynı zamanda Rahiplerin insanlara tek bir yol gösterdikleri ve insanları bir sürü haline getirdikleri belirtilmiş. Bunun için de kullandıkları silah, her buldukları boşluğa yerlestirdikleri Tanrı olarak gösterilmiş. Ve Zerdüşt, özgürlüğün yoluna girmek isteyen insanların, tüm büyük kurtaricilardan kurtulması gerektiğini söylüyor.

Zerdüşt, kendilerine erdemli diyen insanların, erdemlerin temeline ödül ve cezayı koyduğunu söylüyor. Erdemin yolunun bencilce yapilmayanda olduğunu söyleyen erdemlilerin aslında bu şekilde insanları benliklerinden ve gerçeklerden uzaklastirdiklari söyleniyor. Çünkü her insan aslında kendisi için hareket eder; ister bunun farkında olsun ister olmasın. Bununla birlikte insanların adalet anlayışının salt intikam almaya yönelik olduğunu ve insanların kendileri gibi düşünmeyen herkesten nefret edilmeye programlandiklari söylenilerek, "cezalandirma dürtüsü güçlü olan hiç kimseye güvenmeyin" mesajı verilir Zerdüşt tarafından. Ardından Zerdüşt devam eder ve insanların eşit olmadığını ilan eder ve olmaması gerektiğini. Çünkü insanlar birbirlerinden farklilardir ve hepsi birer bireydir. Kendi yollarında giderler. Bu yolda giderken birer savaşçı olmalilardir ve birbirleriyle düşman... Tabi burada savaşçı ve düşman kavramlarını ilk akla gelen şekliyle ele almak hatasına düşmemek gerekir. Önceki bölümlerde Zerdüşt, pek çok asker gördüğünü ancak hiç savaşçı göremediğini söylemişti. Buradan anlıyoruz ki savaşçıdan kasıt tek bir tipe girmeyen insandır. Bununla birlikte metnin tümünden anladigim kadarıyla, bir insan kendi belirlediği hedefleri doğrultusunda kendi değerleri ile birlikte yurumelidir. Ve bu hedef ve değerleri de komsularından farklı olduğu sürece bu insan bir birey olur. Diğer insanları düşman olarak belirler yani onlarla fikirsel mücadele içinde olarak onlar karşısında kaybetse dahi aslında kazanır ve yolunda özgür ve yaratıcı olarak yürümeye devam eder.

Sonra Zerdüşt, ünlü bilgeler üzerine konuşur: Onların halkın duymak istediklerini söyledikleri için halk tarafından sevildiklerini ama aslında batıl inançlar empoze edenler olduklarını söyler. Hakikat ile halkı esitlerler ancak bunun oldukça yanlış olduğunu ifade eder. Asıl hakikatli insanın kendi çölünde yalnız, güçlü, tanrısız, zorba ve acikmis bir aslan olduğunu söyler.

Ve Zerdüşt bu bölümün teması veya en önemli yeri diyebilecegimiz güç istemini işlediği kısma gelir. Bunu bir dört basamaklı bir merdiven çizerek görselleştirdim. Her basamakta bir insan bulunur:
Birinci basamak: Ali
İkinci basamak: Veli
Üçüncü basamak: Can
Dördüncü basamak: Ozan

Veli, Ali üzerinde tahakkum kurmak, onun üzerinde egemenlik sahibi olmak ister. Yani onun efendisi olmak ister. Ancak bunu yapmak için veya bunu yaparken kendisinden bir üst basamakta olan Can'ın tahakkumune girmeyi veya onun egemenliğini kabul eder. Yani Can'ın efendi olduğunu kabul eder. Can da benzer şekilde Veli üzerinde bir efendilik sağlarken Ozan'ın egemenliğini kabul eder. Ozan ise en tepede olmanın gereği olarak fedakarlık yaparak hayatı ortaya koyar. Bu, cesaret ve tehlike ile ölümüne bir zar atmaya benzetilmis. Aklıma şu geliyor: İyi cesur olmak olarak belirtilmistir. İyi değerdir. Yani en üstte olan değer ortaya koyar. O bir armağan edendir Zerdüşt gibi.

Bunları insanlara yaptıran unsur ise Güç Istemi'dir. İnsan her davranışında aslında gücü ister; egemen olmak, sahip olmak, efendi olmak... Bunun için değerler üretir: İyiler kötüler belirlenir. Her devirde her toplulukta bu iyiler, kötüler değişkenlik gösterir. Çünkü her devirde ve her toplulukta farklı insanların güç istemiyle yönlendirilir/yaratılır değerler. Buradan hiçbir değerin ölümsüz olmadığını da anlarız. Onlar hep aşılması gerekilen birer duraklardir. Ve iyinin kötünün yaratıcısı olmayı isteyenin ilk önce, bir yok edici olmasi gerektiği, önceki değerleri yok etmesi gerekir. Böylelikle Zerdüşt "En büyük kötülük de en büyük iyilikle beraberdir böylece: ama bu yaratıcı iyilik" der.

Bölümün sonunda kurtuluş üzerine konuşur Zerdüşt: İnsanların sahip olduğu 'böyleydi' anlayışlarıni, 'ben böyle istedim!'e cevirebilmeye kurtuluş der. Böyleydi ile anlatılan tarihe/geçmişe ve kadere saplanisin, istemin en büyük düşmanı olduğunu söyler. İnsanın istemi, geriye dönmek istemez ancak böyleydi anlayışı onu ayaklarından tutup geçmişe götürür.

Devam eder Zerdüşt ve hiçbir eylemin ceza veya başka bir şeyle yok sayilamayacagini yani yapılmamış/hiç olmamis gibi anlasilamayacagini söyler. Çünkü hayat Bengi dönüştür: Varoluşun hiçbir zaman sonu gelmeyecek ve tekrar tekrar her şey yaşanacaktir.

En çok ihtiyaç duyulanin emirler oldugu; en zor olanın da büyük emirler vermek olduğu ve en bağışlanamaz olanın ise gücü varken hukmetmek istememek olduğu söylenir. Zerdüşt 'utanir' ve hükmetmek istemez. Bunun üzerine mağarasına/yalnizligina geri döner.

4.

Zerdüşt gemide yolculuk etmektedir. Gemidekiler bundan heyecan duymaktadirlar ancak hala Zerdüşt'u tam olarak anlamamaktadirlar. Onların heyecanı uzaklardan gelen ve ün yapmış birine duyulmuş bir ilginin tezahürüdür sadece. İnsanlar hala eski ve alışık oldukları erdemleri doğrultusunda tersyüz edip yanlis taraftan baktiklari şehveti, iktidar düşkünlüğünü ve bencilligi kinamaya devam etmektedirler. Bundandir ki Zerdüşt karada bir cüce ile konuşur. Bengi dönüş üzerine sohbet ederler ve sonucunda Zerdüşt, cesaretle yeniden yaşam, yeniden yaşam ve yeniden yaşam der adeta!

Bu bölümde Zerdüşt'ü bir şehrin kapısında, kendisinin öğretisinden bir şeyler kapmış ve Zerdüşt'ün namını taşıyan biri karşılar. Bu kişi Zerdüşt'e şehri kötüler ve burada seni duyan olmaz der ve buradan gitmesini ister. Zerdüşt beklenmedik şekilde bu kişiye kızar. Kendisini anlamadigini söyler ona: Anlamış olsa karamsarligi, vazgecisi telkin etmezdi. Anlamış olsa bu kişi Zerdüşt'ü önce kendisini cesareti telkin eder ve evetlerdi hayatı.

Zerdüşt, önceki bölümlerde ele aldığı ve hepsinin ortak özelliği, anlamsız olan hayattan el etek çekme, onu kötüleme veya anlamı öte dünyaya taşımak suretiyle yeryüzünden anlamı çekerek insanı hiçe ve tiksintiye indirgemek olan ogretilerin yazılı olduğu levhaları birbir kırar. Ayrıca insanlar Zerdüşt'e hep o tanrısız diyerek yaklaşırlar. Zerdüşt de evet ben tanrisizim ve benden daha tanrısız olanın ogretisini de kabul ederim diyerek karşılık verir ve ekler; tanrısız olmayi, her türlü boyun egmenin karşısında olan ve kendi istemini belirleyen olarak ortaya koyar.

En önemlisi de bu bölümde Zerdüşt, Bengi hayatla mutlak olarak barışır, onun üzerinde yarattığı tahribatı ve hastalığı atlatir ve iyileserek; bu hayatın öğretmeni olduğunu tam anlamıyla benimser. Artık insanların arasına batmaya gider Zerdüşt. Güneş nasıl doğmak için batarsa, Zerdüşt de doğmak üzere batacaktir insanların arasında.

5.

Zerdüşt yüce insanın sesini işittigini düşünür ve magarasindan çıkıp kendi ülkesinde onu arar. Bu arayışı sırasında, Zerdüşt'un savaş ve cesaret hakkındaki sözlerini duyup onu aramaya gelen 'iki kralı', yine Zerdüş'ün sözlerini işitip onun yanına gelmek isteyen diğerlerini bulur: 'Tini vicdanlı', 'büyücü', 'hizmet dışı kalmış papa', 'gönüllü dilenci', 'en çirkin insan', 'gezgin ve gölgesi'.

Bunlar arasında özellikle Hizmet dışı kalmış papa dikkat çekiciydi. Bu papa, Zerdüşt'un tanrının öldüğü ilanını duymuş ve tanrının ölmesine de şahit olmuş biri olarak gelir. Bunları anlatır: Tanrının başlarda aslında çok güçlü olduğunu söyler. Ancak süreç içinde yaşlandığını ve insanlara merhamet duyan mecalsiz bir nine haline geldiğini dile getirir. Bu sözlerinde aslında Ortadoğu dinlerindeki Tanrının dönüşümü özetlenmiş olur. Bununla birlikte insanın tanrı gibi bir tanığa dayanamayacaği da söylenir. Ayrıca bu papa aracılığıyla Tanrı hakkındaki sorgulamalar benim aklıma Hayyam'in rubailerini getirdi:

Nietzsche:

"Anlaşılmazdı da aynı zamanda. Neden öfkelendi ki bize, o burnundan soluyan, onu kötü anladık diye! Kendisi niye daha açık konuşmadı ki bizimle?

Sorun bizim kulaklarımızdaysa, neden kendisini kötü işiten kulaklar verdi ki bize? Kulaklarımızda çamur varsa, pekâlâ! Kim koydu çamuru oraya?"

Hayyam:

"Beni özene bezene yaratan kim? Sen!.
Ne yapacağımı da yazmışın önceden..
Demek günah işleten de sensin bana:.
Öyleyse nedir o cennet cehennem?

Tanrı gönlünce yaratır da her şeyi.
Neden ölüme mahkum eder hepsini.
Yaptığı güzelse neden kırar atar.
Çirkinse suçu kim kime yüklemeli?"

*
Mağarasına gönderdiği bu daha yüce insanların bir süre sonra eşeğe taptiklarini görür Zerdüşt ve çok şaşırır. Hepsine teker teker bunu neden yaptıklarını sorar. Bu insanlar, daha yüce insan adayları henüz tanrısızliga dayanamamaktadir. Yine de Zerdüşt onları terk etmez hemen ve onlardan birinin bengiliğe övgüsünü ve evetlemesini dinler.

Ancak sabah uyandığında farkına varır Zerdüşt, kendisini yüce insan arayışina götüren kahinin sesinin, kendisine bir sınav yapmakta olduğunu... Zerdüşt'e son günahıni göstermek istemiştir: Zerdüşt'ün daha yüce insanlara duyduğu merhamet. Ve Zerdüşt, bu insanlardan uzağa yol almaya devam eder. Henüz insanların vakti gelmemiştir. Ancak şu ses yankılanir:


"Siz bengi olanlar, sonsuza dek ve her zaman sevesiniz onu: ve acıya dersiniz ki: Yok ol ama geri gel! Çünkü her türlü haz- bengilik ister."
308 syf.
·8/10
Nietzsche bence şimdiye kadar okuduğum tüm filozoflar içinde en anlaşılır ve en eğlenceli olanı çünkü; kelimelerini öyle bir yerleştiriyor ki anlattığı ağır ve üstünde düşünülmesi gereken konuları bir çırpıda zihninizde canlandırabiliyorsunuz. Betimleyerek ve şiirselleştirerek, hikaye anlatır gibi anlattığı için benim favori filozofum olmuş durumda. Çünkü onu anlayabiliyorum. Diğer filozoflar bana sanki anlaşılmamak için çaba harcıyorlarmış gibi gelirler. Sizlere tavsiyem eğer felsefeye ilgiliyseniz işe Nietzsche kitapları okuyarak başlamanız. Böyle Buyurdu Zerdüşt ten önce onun tasvirlerine ve düşünce tarzına alışmanız için Deccal adlı eserini okuyabilirsiniz.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mustafa Tüzel
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
1959
İTÜ Elektrik Fakültesi’nde okudu. Bir süre İsviçre’de yaşadı, fabrikalarda çalıştı ve çıraklık eğitimi gördü. İÜ Basın Yayın Yüksek Okulu Radyo TV bölümünden mezun oldu. 1994 yılında Avrupa Çevirmenler Kollegyumu’nun (Straelen – Almanya) konuğu oldu. 20 yıldır sürdürdüğü çeviri uğraşında Thomas Bernhard, Friedrich Dürrenmatt, Martin Walser, Zafer Şenocak, Monika Maron gibi edebiyatçıların, Arthur Schopenhauer, Friedrich Nietzsche, Jürgen Habermas, Max Horkheimer, Peter Sloterdijk, Christoph Türcke gibi düşünürlerin eserlerini Türkçe’ye kazandırdı.

Yazar istatistikleri

  • 7 okur beğendi.
  • 20,3bin okur okudu.
  • 1.877 okur okuyor.
  • 16,7bin okur okuyacak.
  • 1.552 okur yarım bıraktı.