Mustafa Tüzel

Mustafa Tüzel

Çevirmen
8.5/10
2.278 Kişi
·
9.504
Okunma
·
0
Beğeni
·
339
Gösterim
Adı:
Mustafa Tüzel
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
1959
İTÜ Elektrik Fakültesi’nde okudu. Bir süre İsviçre’de yaşadı, fabrikalarda çalıştı ve çıraklık eğitimi gördü. İÜ Basın Yayın Yüksek Okulu Radyo TV bölümünden mezun oldu. 1994 yılında Avrupa Çevirmenler Kollegyumu’nun (Straelen – Almanya) konuğu oldu. 20 yıldır sürdürdüğü çeviri uğraşında Thomas Bernhard, Friedrich Dürrenmatt, Martin Walser, Zafer Şenocak, Monika Maron gibi edebiyatçıların, Arthur Schopenhauer, Friedrich Nietzsche, Jürgen Habermas, Max Horkheimer, Peter Sloterdijk, Christoph Türcke gibi düşünürlerin eserlerini Türkçe’ye kazandırdı.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
308 syf.
15 Ekim 1844' te doğan, "Güç İstenci", "Üstinsan", "Bengidönüş" gibi özgün fikirlerle tanınan varoluşçu, Alman filozof ( Friedrich Nietzsche) Nietzsche' nin düşüncelerinin en yüksek düzeye ulaştığı hatta hakkında " En derin eser " dediği kitabıdır Böyle Buyurdu Zerdüşt. Bu eser kendi alanında, kendi felsefesine göre bir ana yapıt, prototiptir. Her ne kadar felsefi bir kitap olsa da diğer felsefe eserlerinin ve adamlarının aksine Nietzsche bu kitabında oldukça yalın, anlaşır ve akıcı bir dil kullanmıştır. Aslında Nietzsche için filozof demek bana her daim yetersiz gelmiştir. Çünkü Sigmund Freud ' in büyük çalışmalarla, kuramlarla çağımıza ulaşmasına sebep olduğu psikianalize büyük katkıları olan ve hatta "Bilinçaltı (id)" kavramını ilk kez ortaya atan kişidir Nietzsche. Kendisini "Filozoflar içindeki ilk psikolog" diye tanımlaması da bundan dolayı olsa gerek.


Nietzsche bu kitabında kendine Zerdüşt ' ü sözcü olarak seçmiş, anlatacaklarını onun buyruklarıyla kaleme almıştır. Zerdüşt bundan yaklaşık 3.500 yıl önce kesin olmamakla birlikte İran' da ortaya çıkan ve kendini peygamber ilan eden Zerdüştlük inancının kurucusudur.


Düz yazı ve şiirsel bir anlatımın hakim olduğu eserde, Nietzsche dil bilgisi kurallarını bir kenara itip aforizmalarla, iğneleyici bir üslup, felsefi mülahazalarla dolu bir anlatımı tercih etmiştir. Bazen en olumlu cümleyi ters köşe yaparak olumsuz bir şekilde sonlandırması, kullandığı imalı ve küçümseyici dil Nietzsche ' nin anlaşılmasını ve eserin hakkettiği değeri görmesini engellemiştir. Bu konuda Nietzsche bir öngörüde bulunmuş ve bu eserin anlaşılabilmesi için, bir asır geçmesi gerektiğini söylemiştir. Gerçekten de 19.yy' da yayımlanan bu kitap ancak 20.yy' ın ortalarında ses getirmeye, bir popülarite kazanmaya başlamıştır.


Kitabın kahramanı kendini insanlardan soyutlamış, dağda inzivaya çekilmiş olan Zerdüşt. Kendine insanlar yerine bir kartal ve yılanı dost edinmiştir. Çünkü insanoğlunun dostluğuna güvenmiyordur. Nietzsche bu kitabında tüm inançları yok sayıp, ilahi bir bakışla, evreni, tanrıyı, varlığı, dinleri,,, sorgulayıp, yargılamıştır. İnsanlığın savunduğu her küçük düşününceyi avam bulup reddeder, herkesle, her şeyle bu konuda kavga eder. Çünkü ona göre hayatın tek bir amacı, felsefesi vardır; " Üstinsan " olmak. Bu seviyeye, mertebeye ulaşmak için her türlü küçüklüğü, zayıflığı yıkmak, hiç etmek gerektiğini düşünür. Peki nedir üstinsan? Nietzsche ' nin felsefesine göre üstinsan; insan evriminin sonraki aşamasıdır. İnsanın aşılması gereken bir varlık olduğunu düşünür. İnsanın gözünde maymun neyse üstinsanın gözünde de insan odur. Yani bir bakıma evrim teorisini destekler, insanın maymundan evrildiği gibi insandan sonraki evrimin de üstinsan olduğuna inanır.

Nietzsche ' ye göre güç her şeyin üstündedir ve bu güçle zayıf, sığ bulunan her düşüncenin, inancın yıkılması gerektiğini söyler. Üst insana giden yolun güç olduğunu, zayıfların bu evrimi geciktirdiğini söyler. İşte Nietzsche ' nin bu düşüncesi zamanla yanlış yorumlanmış hatta bilinçli bir şekilde saptırılmıştır. Bunun sebebi olarakta Nietzsche ' nin kızkardeşi gösterilmiştir. Çünkü Nietzsche ' nin eserlerini toplayıp düzenleyen odur. Bu saptırmalar sonucunda Nietzsche ' nin felsefesi asla savunmadığı hatta karşısında olduğu görüşlerce kullanılmasına yol açmıştır. Gençken bu eseri okuyup etkilendiğini söyleyen ve hatta askerlerine bu kitabı dağıtan Hitler yüzünden Nietzsche ' nin adı Nazizmle çok fazla iç içe geçmiştir. Oysa ki Nietzsche her zaman bir Alman karşıtı olmuştur.


Defalarca okuduğum ve hayatımın her döneminde okuyabilecağim kitaplardan biridir Böyle Buyurdu Zerdüşt. Son olarak yayınevi farkından bahsetmek istiyorum. Bu kitabı İskele Yayınları, Mustafa Bahar çevirisi ve İş Bankası Kültür Yayınları, Mustafa Tüzel çevirisiyle iki farklı yayından okudum. Gerçekten çevirinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım. Bu kitabı okumayı düşünen arkadaşlara her klasiği olduğu gibi bunu da kesinlikle İş Bankası Yayınları' ndan okumalarını tavsiye ederim...


" Yalnız insan, bir derin göl gibidir. İçine bir taş atmak kolaydır; fakat taş dibine kadar çökerse, söyleyin, kim onu çıkarabilir? Yalnıza hakaret etmekten çekinin. Fakat bunu yaparsanız artık onu öldürün." (Sayfa: 62)
308 syf.
·29 günde·9/10
"Herkes için ve hiç kimse için bir kitap" diye nitelendiriyor Nietzsche Zerdüşt'ü. Ayrıca Zerdüşt'ün yazılmış en derin kitap olduğunu iddia ediyor. Ben de Zerdüşt'ü "Nietzsche felsefesinin köşe taşı" diye nitelendiyorum. Lisedeki felsefe derslerinden filan az çok tanıyordum Nietzsche'yi. Altmışa yakın eseri varmış, bunu yeni öğrendim. Şunu da bu kitabı okuyunca öğrendim:felsefe ders kitaplarından Nietzsche hakkında edindiğim bilgilerin tamamı Zerdüşt kaynaklı neredeyse. Yani elinize bir felsefe ders kitabı aldınız ve karıştırmaya başladınız, işte o kitaptan Nietzsche hakkında edinebileceğiniz bilgilerin neredeyse tamamı Nietzsche'nin bu kitabından alıntı yapılmış. Nietzsche'ye ait onlarca kitap olmasına rağmen bu kitabın yeri çok ayrı.

Nietzsche Zerdüşt'ü yazarken sadece içeriği ile bir farklılık yaratmamış.Bu kitabın insanoğluna verilen en büyük armağan olduğunu düşünüyor Nietzsche. Ve madem insanoğluna bu kadar büyük bir armağan veriyor, tabiki sıradan olmasını istemeyecektir. Bu nedenle bir felsefe kitabı yazmış olmasına rağmen şiirsel bir üslup kullanmış Nietzsche, bir farklılık da böyle yaratmak istemiş.

Yani kitap bir felsefe kitabı olmasına rağmen yer yer şiir, yer yer düzyazı olarak yazılmış. Ayrıca başkahraman Zerdüşt'ün yaşadığı olaylar da öyküleyici anlatım tarzı ile yazılmış. Bu özellikleri de edebi bir yön katmış kitaba. Bu nedenle kitap kategorize edilirken hem felsefi, hem de edebi kitaplar grubuna dahil ediliyor.

Ayrıca Nietzsche teşbih sanatından da sıkça yararlanmış kitapta. Kitabın tamamında benzetmelere dayalı bir anlatım var.

Şimdiye kadar kitabın yazılış tarzıdan ve kitabı özel kılan bazı detaylardan bahsettim. Şimdi biraz da içerik özelliklerine değinelim. Bu kitap nedir ve ne anlatıyor?

Nietzsche kitapta tanrı, erdem, dinler, insanlar, dostuklar, gençlik, yaşlılık, üstinsan gibi kavramları konu edinmiş. Bu konular hakkındaki görüşlerini aktardığı bir kitap...

Fakat bu görüşleri okurlarına Zerdüşt adını verdiği karakter üzerinden "Böyle Söyledi Zerdüşt" ifadesi ile aktarıyor..

Biraz da Zerdüşt'ten bahsedeyim. Başkahraman Zerdüşt gerçekten çok değişik bir kardeş. Bir gün insanlardan sıkılmaya başlıyor ve kendini dağlara, yalnızlığın tam ortasına atıyor. Fakat bazen yalnızlıktan sıkılıyor, iletişim ihtiyacı duyuyor ve tekrar insanların arasına katılıyor.Yer yer dışlanıyor, yer yer benimseniyor insanlar tarafından.

Ayrıca başkahraman Zerdüşt hakkında bir yanlışı düzeltmek istiyorum. Kitabın kahramanı olan Zerdüşt, Zerdüştlük dininin kurucusu olan ve bazı insanlar tarafından peygamber olduğuna inanılan -çeşitli rivayetler var- Zerdüşt ismindeki başka bir insanla karıştırılıyor.

Nietzsche bu yanlışlık hakkında şunları söylemiş zamanında:"Zerdüşt adı ne anlama geliyor? Sormadılar bana bunu, sormalıydılar:çünkü o İranlının tarihteki korkunç benzersizliğini yapan şey, benimkinin tam tersidir. Burada konuşan ne bir peygamber ne de bir din kurucusu denen o güç istemi ve hastalık kırmasıdır."

Bu düzeltmeyi özellikle dahil etmek istedim incelemeye.

Evet, içerikten devam edebiliriz.

Kitapta çok önemli iki kavram var. Bunlardan biri "üstinsan" diğeri de "bengi dönüş" kavramı.

Nietzsche, bu kavramlar üzerine yazmış kitabı zaten.

Nietzsche, insanı hayvan ve üstinsan arasında bir köprü olarak görüyor. İnsanın "üstinsan"a ulaşmak için kendini aşması gerektiğini savunuyor. Ona göre, insan kendini aşabileceğine inanırsa "üstinsan"a ulaşma yolunda daha kolay ilerler.

Kitabı yazarken kitabının yazıldığı dönemin insanları tarafından anlaşılmayacağını ve kitabın değerinin zamanla daha da artacağını düşünüyormuş Nietzsche. Ve Nietzsche'nin bu kehaneti doğru çıktı. Kitap yazıldığı dönemde fazla ilgi görmemiş. Fakat kitabın popüleritesi gün geçtikçe artmaya devam etmiş. Şu an ise felsefe alanındaki en önemli kitaplardan biri zaten.

Genel bir değerlendirme yapacağım ve incelemeyi noktalayacağım.

Kitabın dili çok ağır ve yoğundu. Bazı cümleleri anlayabilmek için tekrar tekrar okudum. Yorgun kafayla okunacak bir kitap değil kesinlikle. Kitapta öyle yoğun cümleler var ki, o cümlelerden yola çıkarak farklı kitaplar bile yazılabilir. O derece yani. Kitaptaki her cümle çok önemli. Yüzlerce alıntı paylaşılabilecek bir kitap, Zerdüşt. "Felsefe okumayı, kendimi geliştirmeyi,ufkumun genişlemesini seviyorum;ben iyi bir okurum" diyen herkese tavsiye ediyorum. Birçoğunuzun başucu kitabı olacak hatta. Fakat kendinizi hazır hissetmeden okumayın diyorum.

Okuduğum kitapları puanlarken zevk ve ölçütlerime göre birçok kriterin değerlendirmesini yapıyorum. Bu konuda biraz takıntılı sayılırım. Bu kitabı da kendimce değerlendirdim ve 9 puan veriyorum. Kitap baya iyi, bence okuyun;ufkunuz açılır.

"İncelememi okuduğunuz için teşekkür ederim. Hadi, kalın sağlıcakla."

Böyle söyledi Zerdüşt.
***
335 syf.
·4 günde·9/10
İnceleme kitaptan alıntılar içermektedir!!!

Nietzsche okumak şuna benzer; bir paragrafa heyecanla başlarsın, vurucu ve karmaşık cümleler, işte bu dersin, paragrafın sonuna geldiğinde ise başladığın paragrafı unutursun. Murat Ç

Tam da öyle oldu. Friedrich Wilhelm Nietzsche okumaya bu kitabı ile başlayacak olanlara söylemek istediklerim şunlar: vazgeçebilirsiniz, kitabı yarım bırakabilirsiniz, tat almayabilirsiniz ya da içine girince çıkmak istemeyebilirsiniz. Bir kitap için bunca şey nasıl olabilir ki ? derseniz, bu; kitabın ne kadar güçlü olduğunun göstergesidir.
Kitap bana çok sevdiğim birinden hediye olarak geldi ve okumak için sabırsızlanarak sayfaları çevirmeye başladım. Ne oldu biliyor musunuz? Gözlerine ışık tutulmuş tavşan gibi öylece kalakaldım. Zerdüşt'e kulak verin..

Beni anlamıyorlar; ben bu kulakların dinleyeceği ağız değilim.(s:13) diyerek bunun ilk sinyallerini vermişti bana. Ben yine de bir şeyler umarak okumaya devam ettim. Oysa ne kadar hevesliydim ve sevinçliydim, içine girip oynayacağım, istediğim gibi at koşturacağım bir oyun alanı bulduğum için. Aptallıktı tabii ki böyle düşünmek. Nietzsche hiç izin verir mi böyle bir şeye? Kitabı sığ görüp (ya da kendinizi yüksek görüp) paçalarınızı sıvamayın bence, çünkü bu kitabın içinde boğulmamak imkansız. Ben bir süre sonra anlamlandırmaya çalışmayı bırakıp kendimi kitabın akışına bıraktım. Okumak isteyenlerin de böyle yapmasını tavsiye ederim. Aksi halde kitabı bırakmanız çok daha kolay olur.

Nietzsche şikayetçi. Onu anlamadığımız için, anlamlandıracak güce, kudrete ve ona doğru adım atacak ayaklara sahip olamadığımız için. Sürekli düşünüyor, sürekli arıyor kendinden daha güçlü bir aslan terbiyecisini. Bulamamanın verdiği acıyı da anlatıyor bize. Bu güce ulaşmak için önce insanın kendini yenmesi gerekiyor tabii ki. Önce kendi içinde yolculuğa çıkması gerekiyor, en kutsala, en kudretliye ve en kusursuza ulaşmak için. Biz bunu nasıl yapabiliriz ki küçücük adımlarımız ve korkak bedenlerimizle, ürkekliğimizle, sorumluluklarımızla, duygusallıklarımızla. Bunların hepsinin bizi engellediğini söylüyor her fırsatta Nietzsche. İnsanın kendinden kurtulması gerek en yükseğe ulaşabilmek için. Bir zirveden diğerine bir adımda ulaşabilmesi için. Nietzsche bunu yapacak güçte görüyor kendini. Cümlelerinin büyüklüğüyle damarlarımıza enjekte ediyor bu hisleri. Etkilenmemek elde mi? Salın kendinizi Nietzsche deryasına ve boğulun. Onu anlamasanız bile onun bir parçası olursunuz. Sizde bıraktığı tortular bile sizi şekillendirmeye yeter.

Kitabın neredeyse her cümlesini 2şer kere okudum ve buna rağmen yine de içinden çıkamadığım yerler oldu. Ne olursa olsun bu kitabı okumaktan ve anlamlandırmaya çalışmaktan çok keyif aldım. Bana katacağı bir cümle, aklımda soru işareti bırakan bir fikri bile insanın düşünce yapısını değiştirebilir, etkileyebilir. İyi ki okumuşum ve Nietzsche ile tanışmışım. Diğer kitaplarını okuyup anlam derinliğinde boğulmak için sabırsızlanıyorum.


Kitabın içinden beni etkileyen birkaç alıntı paylaşıyorum.


Engereğin Isırığı Üzerine

Bir gün Zerdüşt, hava çok sıcak olduğu için bir incir ağacının altında uyuyakalmıştı, kollarını da yüzüne kapatmıştı. Bu sırada bir engerek gelip onu boynundan ısırdı, öyle ki, Zerdüşt acıdan bağırdı. Kolunu yüzünden çektiğinde, yılanı gördü; bunun üzerine yılan Zerdüşt'ün gözlerini tanıdı, beceriksizce yön değiştirdi ve kaçmak istedi. "Dur bakalım," dedi Zerüşt; "henüz teşekkür etmedim sana! Tam zamanında uyandırdın beni, daha uzun bir yol var önümde." "Yolun kısaldı," dedi engerek, hüzünle; "öldürücüdür zehirim." Zerdüşt gülümsedi, "Bir ejderhanın öldüğü görülmüş müdür ki, bir yılanın zehrinden?" dedi. "Ama geri al zehrini! Onu bana hediye edecek kadar zengin değilsin!" (s. 62)


Her şey geçip gider, bu yüzden layıktır her şey geçip gitmeye!
İşte tam da budur adalet, zamanın yasası, zamanın kendi çocuklarını yemek zorunda olması.. (s. 138)

Nietzsche'ye kulak verin

Geleceği doğuranlar, yetiştirenler ve geleceğin tohumunu atanlar olun. (s.204)


Veeeee bunu paylaşmasam olmazdı :)))

"Kadınlara mı gidiyorsun? Kırbacı unutma!" (S. 61)

https://hizliresim.com/bVEzqd

Soldan sağa

Lou Andreas-Salomé
Paul Rée
Friedrich Nietzsche
222 syf.
·25 günde·Puan vermedi
"İnsanın olası mutluluğunun ölçüsü bireyselliğiyle önceden belirlenmiştir. Özellikle zihinsel gücünün sınırları, yüksek bir hazzı alma yeteneğini sonsuza dek belirlemiştir."

Öncelikle yukarıdaki cümleyi birkaç sefer okumanızı tavsiye ederim. Schopenhauer, karakter yapımızın mutluluğumuza doğrudan etki edeceğini düşünüyor. Bu yüzden bize verilen kişiliği yani hem fiziksel hem de zihinsel özelliklerimizi yararlı bir biçimde kullanarak mutlu olabilmemiz için, hayatın her alanında kendimize uygun olan çabalara girmemizi öğütlüyor. Aksi takdirde yaptıklarımız yeteneklerimize uygun olmazsa veya yeterli gelmezse mutlu olamayız.

"İnsanın mutluluğu üzerinde; ne olduğunun, neye sahip olduğundan kesinlikle daha çok katkısı vardır."

Karakterimize uygun olarak kendimizi yetiştirip dolu dolu bir birey olduğumuzda, maddi anlamdaki varlıklarımızdan çok daha fazlasına sahip oluruz. "Cebin delikse, hiç olmazsa güzel zamanlara sahip olmalısın." diyen Nikos Kazancakis'in Zorba'sı, özgür ruhuyla, cesur karakterini bütünleştirip yaptığı işlerle zamanını güzelleştirerek mutlu olabilmiş ve gittiği her yere mutluluğu da götürmeyi başarmıştır.

Schopenhauer cehalet mutluluktur tanımına da değiniyor. Aslında böyle bir mutluluğu hiç kimsenin kıskanmayacağını da ekliyor. "Çünkü böylesi, tamamen dışa bağımlıdır ve etkenlerini kaybettiğinde büyük bir boşluğa düşebilir." Yani insan içerisinde ne kadar boşsa doldurmak için içini ya kişileri ya da nesneleri arıyor çevresinde. İşte bu boş insanlar canlarının sıkılmaması için bunlara başvurmak zorundadır. Halbuki dolu olan insanların keyifli vakit geçirmek için nedenleri içlerinde mevcut durumdadır. Ancak bu, yalnızlığa itiyor. "Çünkü bir kimse kendinde ne çok şeye sahip ise, dışarıdan o denli az şeye gereksinir. Bu yüzden, zihnin kendinde olağanüstülüğü, toplumdan uzak durmasına yol açar." Dolayısıyla zihinsel yoksunluk ile arkadaş canlılığı doğru orantılıdır.

"Elalem ne der?" diye bir kalıp vardır. Her birimiz bundan nefret ettiğimizi dile getirsek de, insanlar bizleri övdüğünde mutluluktan göklere çıkarız. O zaman elalemin gözünden banane demeyiz. "Çünkü, bizim hastalıklı bir hassaslıkta olduğu için sık sık hastalanan tüm özgüvenimizin, tüm kibirliliğimizin ve iddialarımızın ve aynı zamanda tüm gösterişimizin ve böbürlenmemizin temelinde başkalarının görüşü yatmaktadır." Kısacası mutluluğumuz, başkalarının gözünde ne olduğumuzla doğrudan ilişki içerisindedir.

Kıskançlığı da mutlu olmanın önünde bir engel olarak görüyor Schopenhauer. Buna hiçbirimizin itirazı yoktur sanırım. Yalnız bu durum için yazdığı reçeteye kendi adıma katılmadığımı ifade etmeliyim. Şöyle ki: "Kendinizden üstün olana değil, alçak olana bakıp mutlu olmaya devam edin." diyor. Bu çok sorunlu bir düşünce bence. "Halinize şükredin" diye milletin kafasını uyuşturup harekete geçmesini engelleyenlerle aynı düşünce yapısıdır çünkü bu.

Kitabın ilk bölümü diyebileceğimiz kısımda Schopenhauer, mutluluğun yollarını kendi bakış açısından değerlendiriyor. Geri kalan bölümde ise kitabın isminden de anlaşılacağı üzere bilge insan olmak adına aforizmalarını sunuyor.

Bu bölümde 53 aforizma var. Uzun uzadıya bahsetmeyeceğim bu bölümden. Bu bölümü özetleyebilecek nitelikte olan Schopenhauer'in şu cümlesinin inceleme için yeterli olacağını düşünüyorum: "Zamanın etkisi ve şeylerin değişebilirliği sürekli göz önünde bulundurulmalı ve şu anda olup biten her şeyin derhal tam tersi hayal edilmelidir; demek ki mutlulukta mutsuzluk, dostlukta düşmanlık, güzel havada kötü hava, sevgide nefret, güvende ve açıklıkta ihanet ve pişmanlık ve bunların tersi de, sürekli canlı bir biçimde göz önüne getirilmelidir. Bu bize dünya bilgeliğinin kalıcı bir kaynağını verecektir ve sürekli temkinli olup, kolay kolay aldatılmamamızı sağlayacaktır."

Okuduğum ilk Schopenhauer kitabı olması neticesinde kendisiyle ilgili şöyle bir düşüncem oluştu: Dilinin kemiği yok. Ne düşünüyorsa hiçbir otosansüre uğratmadan direk aktarıyor. Ortası da pek yok. Ya yüceltiyor ya da aşağılıyor. Onun dünyasında ya övüleceksiniz ya da gömüleceksiniz. Yalnız tercih hakkını size bırakıyor. "Ben lafımı ortaya korum, beğenen alır gider; beğenmeyen bırakır kaçar." diyor.
357 syf.
·7 günde·8/10
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki kitap her ne kadar en çok okunanlardan ve bol alıntı yapılanlardan olsa da felsefeye giriş olarak başlanması yanlış olur. Çünkü belli bir birikimle kitabın başına geçilmesi en azından dogmatik düşüncelerden uzaklaşılmış olması gerekiyor. Farklı okumalara açık bir kitap olabiliyor Zerdüşt. Öyle ki Hitler nazi propagandası olarak kitabı çok iyi kullanmış. Üstinsan modelini sadece 1 ırka bağlayarak faşist düşüncelerine kaynak olarak göstermiş. Bunda biraz Nietzche'nin kız kardeşinin de yardımları olduğu söylentiler arasında (kendisi Nietzche öldükten sonra notlarını düzenleyip yayınlatan kişi). Benim yorumum ise kitapta bahsedilen üstinsanın ırkla alakası olmadığı, kişinin yaşayacağı içsel yolculuğun önemli olduğu. Burada üstinsanı okurken onun erkek karakter olması beklendiği izlenimine kapıldım. Kadınların görevi ise üstinsanı doğurup gelişmesine yardımcı olmak gibi sanki. Bunda da Nietzche'nin kadınlardan çok çekmiş olmasının etkisi olduğunu düşünmekteyim. Zerdüşt felsefe kitaplarının klasik anlatımı yerine roman havasında yazılmış. Bu biraz kitabı okumayı keyifli hale getirmiş bence. Felsefe kitapları okuyan biri olarak bu fikri beğendim. Kitapta bazı olaylarda göndermeler olduğunu bu yüzden onları anlamakta zorlanıldığını düşünüyorum. Özellikle hristiyanlık ve yahudilikle ilgili. Mesela akşam yemeği bölümü İsa'nın son yemek tablosuna göndermeydi. Bu çok bilinen birşey ama benim anlamadığım göndermeler olabileceğini düşündürttü bana. Kitaptaki her fikrin çok mükemmel olduğunu söyleyemem. Savaşa methiyeler düzmesi (Hitler'in kitapta en sevdiği kısımlardır büyük ihtimalle), kadınların çok geri plana atılması ve hükmetme meselesi. Bunun yanısıra devlet, din, dünyadaki sınırların ortadan kalkması gibi mevzular da var. Kitap 1 asır yıl önce yazılmış biz hala bu konularda ilerleme yerine gerileme gösteriyoruz. Üzgünüm Zerdüşt ama üstinsan için galiba 1-2 asır daha beklememiz gerekebilir. Dünya diye bir yer bırakabilirsek tabii.
308 syf.
·8/10
Nietzsche bence şimdiye kadar okuduğum tüm filozoflar içinde en anlaşılır ve en eğlenceli olanı çünkü; kelimelerini öyle bir yerleştiriyor ki anlattığı ağır ve üstünde düşünülmesi gereken konuları bir çırpıda zihninizde canlandırabiliyorsunuz. Betimleyerek ve şiirselleştirerek, hikaye anlatır gibi anlattığı için benim favori filozofum olmuş durumda. Çünkü onu anlayabiliyorum. Diğer filozoflar bana sanki anlaşılmamak için çaba harcıyorlarmış gibi gelirler. Sizlere tavsiyem eğer felsefeye ilgiliyseniz işe Nietzsche kitapları okuyarak başlamanız. Böyle Buyurdu Zerdüşt ten önce onun tasvirlerine ve düşünce tarzına alışmanız için Deccal adlı eserini okuyabilirsiniz.
222 syf.
Sevgili https://1000kitap.com/SinestezikMuz;
bu aralar etkinliklere sardım elimde olmasa da sağdan soldan bulup buluşturup okumaya ve tanımadığım yazarlar ile tanışmaya yeni türler keşif etmeye başladım ama senin bu Arthur amca yordu beni ya ne elimden bırakabiliyorum ne de keyifle okuyorum çok karmaşık duygulara soktu beni ama yine de sağol karışıklık da iyidir :)))


Yaşam bilgeliğini bir sanat olarak kaleme aldığını söyleyen Arthur bu sanatın kılavuzunun mutluluk öğretisi olarakta adlanandırılabildiğini öne sürüyor. Mutluluk öğretisi adına yazılan yazıları beğenmemiş ve yeterli bulmamış yine bunlardan faydalanmadığını ve faydalanırsa  bunun kendi düşüncesi olmayacağını belirtmiş.

"Ordan burdan derleyip yazmak benim işim olmadığından ve böyle bir şey yapıldığında bu türden bir yapıtın ruhunu oluşturan görüşün tekliği ortadan kalkacağı için bu öncülerden yararlanmadım."

Kitap altı bölümden oluşuyor ve ilk bölümde insanların yazgısının 3 ayrı belirlenime dayandığını söylüyor ki bu 3 belirlenim şu şekilde; bir kimsenin "ne olduğu", "neye sahip olduğu" ve "neyi temsil ettiği". Daha sonra bunların her birini bir bölüm olarak anlatıyor, beşinci bölümde ise "Öğütler ve Özdeyişler" var bu bölümda nerdeyse her paragrafta bir alıntı var diyebilirim. Altıncı ve son bölüm ise "Yaşam çağlarının farklılığı üzerine" bu bölüme ait şu alıntıyı yazmak istiyorum;

" tüm yaşamımız boyunca sadece şimdiki zamanın farkında oluruz, asla daha fazlasının değil. Şimdiki zamanın özelliği ise, başlangıçta önümüzde uzun bir gelecek, ama sonlara doğru ise ardımızda uzun bir geçmiş görmemizdir; bundan dolayı, mizacımız -ama bununla birlikte karakterimiz değil- bildik bazı değişiklikler geçirir, böylelikle her defasında şimdiki zamanın bir başka rengi ortaya çıkar."


Arthur mutlu yaşama felsefesini kendince çizmiş peki doğru çizmiş mi bu kişiden kişiye değişir kimi anın tadını çıkarmak ile mutlu iken kima az mutluluk ile yetinip bi ömür olsun diye çabalar... ne alakadır bilmem küçükken bana mutluluk = sorumsuzluk gibi gelirdi daha sonra bu fikrim değişti ve bazı sorumlulukarımı yerine getirmenin beni daha mutlu ettiğini fark ettim.

Neden ben mutluluğu sorumluk ile kısıtlıyorum bilmiyorum :/

Kitaptaki bir çok söz kafanıza kafanıza vurup şu aslında bilip ama bilmemezlikten geldiğimiz şeyleri gün yüzüne çıkarıp tarttırıyor hangisi mutluluk?  Ayrıca yazarın hiç çekinmeden üstü kapalı konuşmadan gayet açık ve net olduğunu söyleyebilirim...
 

Beni düşündüren bir alıntısı da buydu;
"İnsan yaşamının mülklerine ilişkin öteki iki maddenin önemini vurgularnam gerekmiyor. çünkü mülkiyetin değe­ri günümüzde öylesine yaygın bir kabul görmektedir ki, tav­siye edilmesi gerekmez bile. Hatta üçüncü maddenin, ikin­cisi karşısında çok uçucu bir yapısı vardır; çünkü o sadece başkalarının görüşlerinde yer alır. Yine de saygınlık için, ya­ni iyi bir isim için herkes çabalamak zorundadır; rütbe için yalnızca devlet hizmetindekiler, ün için ise yalnızca çok az kişi. Bu arada, saygınlık paha biçilmez bir mülk olarak gö­rülür; ün ise insanın ulaşabileceği en pahalı şeydir, seçilmiş­lerin altın postudur."


İlk defa felsefe okudum ve bir çok yeni terim kelime öğrendim biraz zorladı ama  sanırsam anladım :) bu kelimelerin bazılarını bildiğimi daha doğrusu anladığımı sanıyordum ama google amcaya sorunca baktım ki yok aynı şey değilmiş felsefe de bana göre değilmiş. :)

Okumak isteyen varsa akıcı ve uyandırıcıydı keyifli okumalar :)
308 syf.
·Beğendi
Lisedeyken Felsefe öğretmenimiz, Nietzsche'yi bize öyle kötü tanıtmıştı ki ister istemez ona karşı negatif duygular beslemiştim...Eee o zamanlar sorgulamayı bilmeyen ezberci bir yapıya sahiptim.Ne verilirse onu alıyordum sadece...
Gel zaman git zaman gerek yaşadıklarım gördüklerim, gerekse araştırarak öğrendiklerim olsun, bende farklılıklar oluşturmaya başladı.Artık dünyaya yalnız kendi penceremden bakmıyorum ya da kişilere ve olaylara önyargılı yaklaşmıyorum...Bu kıvama gelmişken de Nietzsche'yi de okumaya karar verdim ve iyiki de okumuşum. Bu eseri herkesin okuması gerektiğine inanıyorum...Yazar bu kitabında oldukça anlaşılır sade bir dil kullanmış. Bazı yerleri tekrar tekrar okudum ama bunu sadece yazdıklarının derin manasını daha iyi kavrayabilmek için yaptım. Okudukça tabularınız yıkılacak, düşünmeyi ve sorgulamayı daha iyi yapabileceksiniz. Kitabı okurken o kadar alıntı paylaştım ki utanmasam bütün kitabı paylaşacaktım neredeyse =)) İşte onlardan bazıları

"Seven kişi ödülün ve cezanın ötesinde sever"

"En büyük günah neydi şimdiye kadar? "Burada gülenlerin vay haline!" diyenlerin sözleri değil miydi?

"Mükemmelleşen, olgunlaşan her şey, ölmek ister!"
308 syf.
·Beğendi·8/10
Beklediğimden çabuk bitti sıkılırım diye bekliyordum fakat okurken hiç sıkılmadım hadi bit artık da başka kitaba geçeyim demedim bu türe alışkın olmayan biri olmama rağmen.Kitabın bazı yerlerini alışık olmadığım için iki sefer okumak zorunda kaldım doğal olarak ama kitaptan bir şeyler alabilmek için elimden geleni yaptım. Nietzsche'nin bir iki eserini okuduktan sonra Böyle Buyurdu Zerdüşt'ü tekrar okumak istiyorum eminim o zaman zerdüştün ne aradığını ve üstün insanı daha iyi anlayacağım.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mustafa Tüzel
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
1959
İTÜ Elektrik Fakültesi’nde okudu. Bir süre İsviçre’de yaşadı, fabrikalarda çalıştı ve çıraklık eğitimi gördü. İÜ Basın Yayın Yüksek Okulu Radyo TV bölümünden mezun oldu. 1994 yılında Avrupa Çevirmenler Kollegyumu’nun (Straelen – Almanya) konuğu oldu. 20 yıldır sürdürdüğü çeviri uğraşında Thomas Bernhard, Friedrich Dürrenmatt, Martin Walser, Zafer Şenocak, Monika Maron gibi edebiyatçıların, Arthur Schopenhauer, Friedrich Nietzsche, Jürgen Habermas, Max Horkheimer, Peter Sloterdijk, Christoph Türcke gibi düşünürlerin eserlerini Türkçe’ye kazandırdı.

Yazar istatistikleri

  • 9.504 okur okudu.
  • 862 okur okuyor.
  • 8.522 okur okuyacak.
  • 773 okur yarım bıraktı.