Sema Sandalcı

Sema Sandalcı

DerleyenÇevirmen
8.1/10
75 Kişi
·
205
Okunma
·
0
Beğeni
·
65
Gösterim
Adı:
Sema Sandalcı
Tam adı:
Doç Dr. Sema Sandalcı
Unvan:
Çevirmen
İ. Ü. Edebiyat Fakültesi, Eskiçağ Dilleri ve Kültürleri Bölümü Klasik Filoloji Latin Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’ndan mezun oldu. Aynı kürsüde yüksek lisansını 1993’de, doktora çalışmalarını 1999’da tamamladı. Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Balkan Dilleri Bölümü öğretim üyesi olarak çalışıyor. Eski Yunanca Dilbilgisi ve Cümle Yapısı, Modern Yunanca Dilbilgisi, Roma Edebiyatında Satura Türü, Tarım Kültüründen Seçkiler, Tanrıların Anadolu Toplantısı adlı kitapları yayımlandı. Eserlerini çevirdiği yazarlar arasında Eski Yunanca’dan Euripides ve Plutarkhos, Yunanca’dan Y. Andreadis, H. Samuilidis, V. T. Theodorakupulos, D. Sotiriyu, A. Kiriakidu, F. Asteris, T. Rodantis, P. G. Lambardis yer alıyor.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
72 syf.
·Beğendi·8/10
Tragedya Peloponez savaşı ortamında Euripides tarafından kaleme alındı. Eserin kısa olması üzücü olsada beni o tarihteki Troyalı güçlü kadınların ve özellikle çakır gözlü bilge Athena ile buluşturabilmeyi başardı.

Eserde 10 yıl süren Troya savaşının ardından, kentin düşmesiyle kocalarını‚ hayatlarını ve çocuklarını kaybeden, esir düşen kadınların iç parçalayıcı‚ acınası haykırışlarının hikâyesi anlatılmakta.

Andromakhe'nin tutumu ve dedikodulardan uzak bir kadın olması çok hoşuma gitti bununla beraber Hekabe'nin o yaşına rağmen gücünü yitirmemesi‚ dik durması‚ zorluklara göğüs germesi de son derece etkileyici bir kadın izlenimini bıraktı bende. Ve son olarak Tarihi‚ mitolojiyi ve güçlü kadınları sevenlerin okumasını tavsiye ederim.
304 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
İnsanı, hayvanlardan ayıran en büyük özellik düşünebilme yetisidir. Bu kitabı okurken özellikle baba olan Dimitros ve anne Vangelio hakkında verdiğim kararı buraya yazsam hayvanlara hakaret olur...

Bir adam çocuk yaşta evlendiği kadına hiç saygı duymadan ona şiddet ve tehdit uyguluyor. Evliliklerinden meydana gelen üç küçük kızına ergenliğe ilk adım atınca tecavüz edip dış dünyadan onları döverek soyutluyor. Kadın ise çocukları kız olduğu için ve kocasının tehditleri karşısında sessiz kalmayı seçerek adamı yüreklendiriyor. Üç küçük çocuk ve onların dramı...

Olaylar 1967'li yıllarda başlıyor. bu canavar ruhlu adam köyde iyi bir Hıristiyan ve kilisede saygı gören dindar bir kişilik sergilese de köyün dışındaki evde neler yaptığı ancak 1999 yılında ortaya çıkıyor. Büyük kızı yaşadıklarının diğer kardeşlerinin başına gelmemesi için ne kadar çaba gösterse de başarılı olamıyor. Onların köye gitmesi, insanlarla konuşması ve kalın giysiler arasında nadiren evlerine gelenler ile konuşmasını yasaklayan Dimitros'a en büyük desteği karısı Vangelio veriyor ve kızlarını haksız görüyor. Taki en küçük kız kardeşte babası olacak adamın karşısında masumiyetini kaybedinceye kadar. Ablası Dimitra daha fazla seyirci kalamayacağını anlıyor ve onlara annelik yapmayan kadının yerine kendisi bir karar alıp uygulamaya koyuluyor...

30 yıl sonra terk ettikleri köye ve annelerine dönmek zorunda kalan üç kardeş tekrar korkuları ile yüzleşmek ve adalet önünde tüm sırlarını itiraf etmek zorunda kalıp, kendi çocuklarının ve eşlerinin önünde yaşadıkları utanç ile nasıl baş edebileceklerinden habersiz mahkumiyet bekleyerek tüm yaşanan olayları anlatırken tekrar yaşamak zorunda kalacaklardı. Artık sır dışarı taşmış ve onlara itiraf etmek düşmüştü...

Yazar, çocukların yaşadığı şiddeti, tecavüzü, tehditi ve psikolojik sorunlarını o kadar iyi anlatmış ki her sayfada yaşanan acıyı yüreğimde hissettim. Uzun süre etkisinde kalacağım bir eser çünkü, küçücük yüreklerde büyük bir acının hikayesi...
63 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
İnsan ne zaman kahrolur, çaresiz kaldığında mı? Yoksa sevdiklerini kaybettiklerinde mi? Ya kaybedilen evlat, koca gibi yakın akrabaların öl bedenleri hemen az ilerinizdeyse ve gömme merasimi yapmak için size verilmiyorsa, ne yaparsınız? Tabi ki de çevre şehirlerden yardım talep edersiniz. Hele ki adaletiyle nam salmış bir Atina kralı Theseus varsa.

Euripides öldükten sonra kıymeti anlaşılan, MÖ 484-406 yıllarında yaşayan Atinalı oyun yazarı. Usta yazarın 100’e yakın eseri olduğu bilinmektedir. Lakin günümüze ulaşan ise 19 eseri vardır.

“...en güzel ölüm, ölmek üzere olan
sevdiklerinle birlikte ölmektir,
eğer kader böyle buyurmuşsa.” (Alıntı #46443807 )

Antik çağda ölü gömme merasimlerine çok dikkat edilirdi, hem ölünün ruhunun huzura ermesi, hem de aile onurunun zedelenmemesi bunun başlıca sebepleriydi bu merasimler. Hades’e varmak için yapılan bu işlemlerin tümüne tüm halk itaat eder, doğal bir yasa gibi kabullenirdi. Yas işareti olarak evin önüne çiçekler konulur, her zaman açık olan kapılar kapatılır ve ateşler söndürülürdü. Çiçeklerin anlamı ise ölünün hala evde olduğunu vurgulamak içindir. Günümüzde de devam eden siyah elbiseler o zamanda yas işaretlerinden bir tanesiydi. Su ve yağla yıkanan ölü bedeni ağzına verilen bir sikke ile en güzel kıyafetleri giydirilip yüksek bir yatağa yatırılırdı. İlyada eserinde Aşil’in annesi Thetis tarafından Styx Nehri’nde yıkanıp, kılıç kesmez bir bedene sahip olduğuna değinmiştik. Ölünün ağzına bir adet sikke konulmasının sebebi de ölü ruhların bu sikkeyi cehennem kayıkçısı Kharon’a verip, Styx Nehri’nden geçmesi sağlanmaktadır. Eğer ruh bu sandal ile Hades ülkesine gidemez ise ruhun arafta kalacağına inanılırdı.

Normal merasimlerin dışında vatan hainleri, yüz kızartıcı suçlara sebep olan kişiler Hades’e ulaşamaması için töreye uygun gömülmeyerek şehir dışında toprağa verilirdi. Bu durum hem ölen için hem de ailesi için onur kırıcı bir sondu.

“...şehirlerin de insanlar gibi kaderleri olduğuna... inanılırdı.” (Alıntı Plutarkhos’un Theseus – Romulus kitabındandır. #40987575 )

Kadmos ve Thebai şehri… Çapkın tanrı Zeus, Avrupa’ya isminin de verildiği düşünülen Fenike kralı Agenor'un kızı Europa'ya âşık olur ve onu kaçırır. Agenor en akıllı oğlu Kadmos’a Europa’yı bulma görevini verir. Kadmos uzunca bir neticesiz aramadan sonra Apollon yönetimindeki Delphoi Tapınağı’na gelir ve kardeşi hakkında bilgi almaya çalışır. Apollon kâhini Kadmos’a bu aramayı bırakmasını, kendine başka işler bulmasını ve hatta bir şehir kurmasını söyler. Bu düşünceyle yola düşen Kadmos sahipsiz bir buzağı ile karşılaşır, bunu ise tanrılardan bir alamet olarak kabul eder. Buzağıyı izler ve Thebai yakınlarında bir otlakta uzanan buzağıyı tanrılara kurban etmek ister. Yanındaki adamlarına pınardan sut getirmelerini söyler. Adamları emri yerine getirmek için ejderhanın koruduğu pınara giderler, ejderha ile karşılaşıp, hepsi ölürler. Kadmos adamların gelmediğini fark edince kendisi pınara doğru yol alır ve Ares’in ejderhası ile karşılaşır. Birkaç çekişmeden sonra mızrağını ejderhanın ağzına saplar, ejderhanın ölümüne sebep olur. Bu sırada Pallas – Bakire - Athena gözükür Kadmos’a ve öldürdüğü ejderhanın dişlerini toprağa gömmesini söyler. Kadmos bu söylenileni yapar ve ekilen dişlerden biten savaşçılar birbirleriyle savaşmaya başlar. En sona kalan güçlüler ise savaşmayı bırakır, Kadmos bu savaşçılarla Thebai şehrini kurar. Ares ejderhasını öldürdüğü için Kadmos’a kin güder ve öldürmeye meyledecekken Zeus araya girer, cezasını hizmet etmek için değiştirir. Cezası sona erdiğinde Ares’le iyi dost olan Kadmos’a Ares kızı Armonia’yı verir ve bu evlilikten bir erkek, dört kız çocukları olur.

“...bir kimse yasaları doğru şekilde koruduğunda, kentleri insanlarıyla birlikte koruyacaktır.” (Alıntı #46438597 )

Oidipus kehanetinin gerçekleşmesinden sonra ve Oidipus’un Atina ölmesi Thebai krallığı oğulları arasında bir yıl aralıklarla krallık yapacakları bir anlaşma yaparlar. İlk kral Eteokles olmuştu ve sürenin bitiminde krallığı kardeşi Polyneikes’e devretmedi. Polyneikes Thebai’den ayrıldı ve Argos iline gitti. Burada Argos kralı Adrastos’un kızıyla evlendi ve Thebai’ye sefer düzenlenmesini talep etti. Thebai seferinin başlıca sebebi bu olmuştur. İki kardeş ise düelloda birbirini öldürmüş krallık ise dayıları Kreon’a kalmıştır. (Oidipus kehaneti için #46433381 nolu incelemeyi okumanız tavsiye edilir.)

Theseus; Atina şehir kurucusu, birleştiricisi ve kanun koyucusu olarak bilinmektedir. Zaten kral olan babasının ardılı evlilik dışı çocuğudur. Bir diğer rivayete göre ise Poseidon’un oğlu olduğu savunulmaktadır.

Girit Kralı Atina’da yapılan bir şenlikte – Panathenaia – düzenlenen yarışmada kendi uyruklarından birinin kazayla ölmesini bahane ederek Atina Kralı olan Aegeus’tan diyet olarak her sene 14 kişi - 7 kız ve 7 erkek - Girit’e gönderilmesini ister. İlk başlarda zor gelmeyen bu diyet işi zamanla Atinalıların zoruna gider ve evlatlarını vermek istemezler. Çünkü gidenler Labirent denen bir yere bırakılıyor ve Minotauros denen bir öküzden hallice canavar - ki ben bunun öyle olduğuna inanmıyorum; miğferinde öküz boynuzları olan komutan demek daha doğru olur – tarafından öldürülüyordu. Girit Kralı, Theseus’un da baba ocağına döndüğü bir zaman 14 kişilik grubu seçerlerken ilk olarak Theseus’u seçmiştir ve Atina Kralı ise oğluna Minotauros’u öldürmesini söylemiştir. Gönderilecek geminin kaptanına ise beyaz – aslında kırmızı – yelkenler verip, eğer oğlum ölmeden dönerse beyaz yelkenlilerle şehre dönün demiştir. Theseus, Minotauros’u öldürür ve diğer kalanlarla beraber şehre dönerken zafer sarhoşluğu nedeniyle siyah yelkenlileri değiştirmeyi unuturlar. Bunu gören Atina Kralı ise oğlunun öldüğünü düşünür ve o acıyla bulunduğu uçurumdan kendini Ege Denizi’ne bırakır. O günden sonra denizin adı Aegeus Pontos olarak değişir ve zamanla Ege Denizi halini alır.

Hikâyemiz ise Thebai şehrine yapılan seferde ölenlerin cesetlerini vermek istemeyen Kreon’a karşı, Argos şehri kadınlarının Theseus’tan yardım istemesini konu eder. Baştan sona kadar ağıtlarla, yakarışlarla dolu bir kurgusu vardır. Euripides aileyi, ailenin değerlerini, komşu şehirlerin birbirleriyle olan ilişkilerini ve Yunan’da var olan Pagan dini gerekliliklerinden ölü gömme merasimlerini kâh acıyla, kâh sevinçle, kâh felsefi olarak biz okurlar ile paylaşır.

“...ölümlüler için hangi felaket
evlatlarının öldüğünü görmekten daha ağırdır?” (Alıntı #46444371 )

Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan, çevirisi, sayfa kalitesi okuru üzmeyecek kalitededir. Olay örgüsü asla bir boşluğa düşmüyor ve kayıp yerler çevirmen notuyla sayfa altında bilgilendirmeyle okurun oyundan kopmaması sağlanıyor. Kısa bir çevirmen önsüzü ile oyun başlıyor ve başladığı ahenkle okuru bazen üzüyor, bazen de düşüncelere salıyor.

Sözün özü; eser dönemi de göz önüne aldığımızda gerçekten dönemini anlatan nadide eserler arasındadır. Meraklısı için okunulası ve tavsiye edilesidir. Yüksek sesle okunması okurun yararınadır.

Sevgi ile kalın.
304 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
"Utanç Odası" günümüzde hala tabu olan bir konunun ilk kitabı... Tehdit, acı, suç, psikolojik şiddet ve suistimal üzerine yazılmış düşündüren, kızdıran hatta ağlatan bir serinin ilk kitabı...

Yunanistan'ın Kuzey Messinya yakınlarında bir köyde; köyün dışında ormana yakın olan evde yaşayan, Dimitros ve henüz on dördünde bile olmayan kimsesiz eşi Vangelio cehalet ile birbirleri ile yaşamaya alışmaya çalışıyorlardı. Dimitros dindar ve kilisenin en ön saflarında yerini alan fakat evinde hayvanlarına ve eşine çok rahat şiddet uygulayan, kadınlara değer vermeyen, kilise papazının dediği gibi Tanrı'ya saygı gösteren iyi bir adamdı...

Gerçek ise bambaşkaydı. Dimitros hayvani duygular taşıyan korkak ve bencil bir adamdan öte; hiç bir insani duygu taşımayan, kadınları sadece kendine ve erkeklere hizmetkar gören bir adamdı...

Evliliklerinden meydana gelen, Dimitra, Anastasia, Mirto'yu hiç sevmemiş ve onlara şiddet, tehdit, psikolojik baskı ve ev hapsi vermekten çekinmemiş; onları tüm köyden sadece pazar günleri kilise ayini dışında tüm insanlardan soyutlamıştı. Kızlar büyümeye başlayınca okul hayatlarını bitirmişti. Kızları okuyup iffetsiz mi olacaklardı? Bu asla kabul edilir bir durum değildi. Dimitros babaydı ve kızlar önce babalarına aitti...

Vangelio ise evinin içinde bodrum katında yaşananları bilmesine rağmen kızlarının yanında değil Dimitros'un yanında yerini almıştı. Kızların yaşadıklarına kör, dilsiz ve sağır kalıyordu...

Bu üç kardeş ise birbirlerine destek olmaya ve bu cehennemden nasıl kaçacaklarının hesabını yapsalar da, bunun ne kadar imkansız olduğunu biliyor ve korkuları daha da artıyordu...

Ta ki bir gün...Dimitros...

Yazar, şiddet ile bir çocuğun psikolojisinin ne kadar derin izler aldığını ve yetişkin hayatında bu etkilerin nasıl devam ettiğini çok güzel ve sade bir dil ile kaleme almış. İnsan üzerindeki baskı, korku, bilmemezlik, çaresizlik, desteksiz kalmanın bir çocuğun ruh dünyasında yarattığı etkileri ustalıkla kurgulamış...

Kitap öyle bir yerde bitiyor ki, bu eseri okuyacak olanlara devamı olan "Utanç Odası" Masumiyet ile birlikte almalarını tavsiye ederim...
304 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
Selam a dostlar

Utanç odası serisi bitti. Beni de bitirdi. Bazı kitaplar sizi başka dünyalara götürür iyi ya da kötü. İşte bu dünyaya girmek hiç istemezsiniz emin olun. Yazarımız tepki olarak, bir şeylerin farkına varılması için bu okurken adeta ruhunuzu alan kitabı yazmış. Din adamı olmanın, dini kullanarak yapılan berbat şeylerin üstünü örten insanlar hepimizin çevresinde zaten, değil mi? Çocuklara olanlar ki son zamanlarda ne yazık ki sayısı çok arttı, tüm bunlar değiştirmek istediğimiz içimizi acıtan gerçekler. Burada da tamamen çocukluğu, kötülüğü, eğitimsizliği ve dinin insanlar üzerinde nasıl etkisi olduğunu anlatmış Chrysiida. Ben okurken aşırı zorlandım. Özellikle ikinci kitapta. Zaten yazar da bunu kolay yazamadığını, destek aldığını belirtmiş. Okudukça değişmesini istediğimiz ne çok şey var diye düşündüm. Düşünüyoruz ama ne yapabiliyoruz?

Kesinlikle okunması gereken bir kitap. Asla sessiz kalmayın diye bağıran bir kitap.
52 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Her kim isen o olmayı başar. Sırf sosyal olduğunu kanıtlamak için roller bütününe bürünüp maymunluk etmenin anlamı ne! Unutma kader onu izleyene yol gösterir ve karşı geleni süründürür.

Euripides öldükten sonra kıymeti anlaşılan, MÖ 484-406 yıllarında yaşayan Atinalı oyun yazarı. Usta yazarın 100’e yakın eseri olduğu bilinmektedir. Lakin günümüze ulaşan ise 19 eseri vardır.

Kitap ismini Trakk Kralı bahtsız Resos’dan almıştır. Troya Savaşı’nın ortalarında savaşa katılmış ve kılıcını savuramadan uykusunda öldürülmüştür. Geç kalışının bahanesi vardır ancak uyrukları arasında bu durum utanç verici bir olaydır. Tarihte bu tarz ölümler hep utanç kaynağı olmuş ve tarih kitaplarında yerini almıştır.

“Nefret ediyorum sonradan yardıma gelen dostlardan.” (Alıntı #52286992 )

Homeros’un İlyada’sının onuncu bölümünde geçen Akhaların saflarına kurt postu ile kendisini kamufle ederek giden Dolon’un yakalanmasıyla; bilgi toplamaya gelen casus ölmemek için bilgi vermeye başlar. Kurnaz Odysseus ise Dolon’u Akha safhalarında bırakır ve Diomedes ile gecenin karanlığından faydalanarak Troya saflarına giderler. Akhalardan yana olan Athena da bu durumu öğrenir ve yardımlarına yetişir.

“Ruhunu zar atışına bırakan kişinin, buna değer şeyler uğruna zahmet çekmesi gerek.” (Alıntı #52285231 )

Akabinde bir sis bulutu yayan Athena savaşa yeni dahil olmuş Trakların gözlerine uykuyu bastırır. Bunu fırsat bilen Odysseus ve Diomedes bütün Trakları kılıçtan geçirir ve bunların içerisinde Trak Kralı Resos’ta vardır. Atları da alıp Athena’nın yardımıyla Akha saflarına geri dönerler...

Euripides tragedyasını bu olay üzerine yalın ve birçok özelliğini katmadan uyarlar. Aslında verilmek istenen basittir. Savaşın bir yıkım olduğu ve herkesin görevinin sorumluluğunu bilmesini istemesidir. Diğer eserleriyle kıyas edildiğinde çok yavan kalan Resos okunmaya değerdir.

“İnsanın en fazla yararlı olduğu işi yapması gerekir.” (Alıntı #52288681 )

Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ından, çevirisi harika, okur bilgilendirmeleri yerinde. Sayfa kalitesi beklenileni vermesede kötü de değildir. Kısa bir yazar hayatı ve çevirmen önsözüyle oyuna başlanmaktadır. Yukarıdaki hikayeyi bilenler için oyun sıkıcı değil, gayet yerinde bir seyir haline dönüşmesi çok muhtemeldir.

Bu tarz mitolojik kitapları ya da tragedyaları okurken kesinlikle ön bilgi olarak oyuncuların hayatlarına az göz gezdirmeniz okumanın sorunsuz geçmesiyle neticelendirilebilir. Aksi halde sıkıcı gelmesi normaldir.

Sözün özü; benim için güzel bir deneyimdi Resos ve bu sebeple okunulası, tavsiye edilesidir.

Keyifli okumalar.
304 syf.
·35 günde·Beğendi·3/10
Farkında olmadan 3 kitaplık serinin ikinci kitabını alıp okumuşum. İlk kitapta neler oldu bilmiyorum. Ve hikayenin devamınıda bilemiyorum.

Bu kitaba gelince, hikaye sürükleyici, ancak anlatım betimlemelerden uzak, yavan ve yüzeysel olmuş.
304 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Kitap üç kızkardeşin hayatını anlatıyor. Yunanistan'ın bir köyünde doğup başlarına gelenler ve kendi ailelerini kurduktan sonra köyde unutamadıkları kötü anılarının tekrar onları bulması ile devam ediyor. İkinci kitabı da alıp okuyacağım merak içinde.

Yazar gerçekten güzel bir konuya değinmiş. Akıcı ve sıkmayan bir dili vardı oturup okumaya başladığımda sayfalar aktı gitti. İkinci kitap daha iyi daha dolu olacak diye düşünüyorum asıl hikaye o zaman başlıyor çünkü. Beklediğim gibiydi, herkese tavsiye ederim.
42 syf.
·2 günde
Eğer evinizin penceresi herhangi bir denizi veya okyanusu görüyorsa lütfen o pencereden bir bakın. Tahmin ediyorum ki manzaranız çok hoştur. Peki o denizde sizin evinizi işgal etmeye, tahrip etmeye yemin etmiş askerlerle dolu binlerce gemi, kumsalınızda ise kamp kurmuş onbinlerce asker olduğunu hayal edin. Ne kadar korkunç bir manzara değil mi? İşte Troya Savaşı sırasında surların üstünden bakan bir kişi de muhtemelen bunları aklından geçirirdi.

Evet, Resos isimli eser Troya’da geçiyor. Evet, evet doğru bildiniz Menelaus, Akhilleus, Agamemnon ve Odysseus gibi ünlü kahramanların ve kralların olduğu Troya Savaşı’nda. Ancak tüm Troya Savaşı’nı değil yalnızca savaştan ufak bir kesiti, Trakya kralı Resos ve askerlerinin Hellenler’e karşı Troya’ya yardıma geldikleri zamanı anlatmaktadır.

Kısa ve güzel bir eser olduğunu düşündüğüm Resos’u, Antikçağ eserleriyle, tiyatroyla ve tragedyayla ilgilenen tüm okurlara kesinlikle öneririm. İyi okumalar dilerim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Sema Sandalcı
Tam adı:
Doç Dr. Sema Sandalcı
Unvan:
Çevirmen
İ. Ü. Edebiyat Fakültesi, Eskiçağ Dilleri ve Kültürleri Bölümü Klasik Filoloji Latin Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’ndan mezun oldu. Aynı kürsüde yüksek lisansını 1993’de, doktora çalışmalarını 1999’da tamamladı. Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Balkan Dilleri Bölümü öğretim üyesi olarak çalışıyor. Eski Yunanca Dilbilgisi ve Cümle Yapısı, Modern Yunanca Dilbilgisi, Roma Edebiyatında Satura Türü, Tarım Kültüründen Seçkiler, Tanrıların Anadolu Toplantısı adlı kitapları yayımlandı. Eserlerini çevirdiği yazarlar arasında Eski Yunanca’dan Euripides ve Plutarkhos, Yunanca’dan Y. Andreadis, H. Samuilidis, V. T. Theodorakupulos, D. Sotiriyu, A. Kiriakidu, F. Asteris, T. Rodantis, P. G. Lambardis yer alıyor.

Yazar istatistikleri

  • 205 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 143 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.