Sevengül Sönmez

Sevengül Sönmez

YazarDerleyenEditör
8.3/10
188 Kişi
·
590
Okunma
·
6
Beğeni
·
902
Gösterim
Adı:
Sevengül Sönmez
Unvan:
Türk Editör ve Yazar
Doğum:
Almanya, 1973
1973’te Almanya’da dünyaya geldi. İlk ve orta öğretimini İstanbul’da tamamladı. 1994’te Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdikten sonra aynı bölümde lisansüstü eğitimini tamamladı.

1998’den bu yana, “Cumhuriyet Kitap”, “Radikal Kitap”, “Kitaplık”, “Virgül”, “Varlık” gibi dergilerde yazıları yayımlanıyor. YKY için Sait Faik’in bütün eserlerinin editörlüğünü yaptı, Sait Faik’in mektuplarını Karganı Bağışla adı altında yayımladı. Sabahattin Ali’nin bütün eserlerinin eleştirel basımını Delta serisinden yayımladı ve mektuplarını Hep Genç Kalacağım adıyla bir araya getirdi. Sabahattin Ali’nin öykülerinden oluşan seçkisi de Kamyon adıyla yayımlandı. Sabahattin Ali’nin yaşam öyküsü fotoğraflarla anlatan “Bir Fotoğraf Camı” (2007), “Fotoğrafını Bekliyorum” (2012) sergilerinin küratörlüğünü yaptı.

Adalar Müzesi’nin edebiyat danışmanlığı, Sait Faik Müzesi, Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi, Ziya Gökalp Müzesi küratörlüğünü de üstlendi. Adalar Müzesi’nde “Adalar, Yazarlar, Şairler, Mitostan Edebiyata” (2011) adlı bir sergi açtı.

Diyarbakır Cahit Sıtkı Tarancı, Ziya Gökalp müzeleri ve Burgazada Sait Faik Abasıyanık Müzesi’nin küratörlüğünü üstlendi.

İthaki Yayınları için Kemal Tahir’in yayımlanmamış öykülerini kitaplaştırdı. Everest Yayınları için Melih Cevdet Anday’ın bütün eserlerini ve Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın eserlerinin sadeleştirilmiş basımlarını hazırlamaktadır.

Çok sayıda kitabın editörlüğünü üstlendi. Yapı Kredi Yayınları, Koç Üniversitesi Yayınları, Bilgi Üniversitesi Yayınları, Everest Yayınları, Kapı Yayınları, Can Yayınları olmak üzere farklı yayınevlerinde editör, çevirmen, yayına hazırlayan olarak yayıncılık sektörünün pek çok alanında çalıştı.

Editörler Platformu kurucu üyelerindendir.

2009-2015 arasında Bilgi Üniversitesi’nde edebiyat arşivi yöneticiliği yaptı ve Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde editörlük dersleri verdi. TYB ile Bilgi Üniversitesi’nin 2012 öğretim yılında başlattığı Yayıncılık Okulu’nun koordinatörlüğü de yapmakta ve bu programda ders vermektedir.

2012-2015 arasında TİMAŞ Yayınları’nda Editörlük biriminin danışmanlığını yürüttü.
“İlelebet yalnız kalmaya,ayrı kalmaya mahkûm olduğumu,alelade olmayışımın ne dehşetli bir felaket olduğunu ve herkesten ayrı yaratılmış olmanın günahını pek pahalı ödeyeceğimi ay bana mutat lakaydisi,huşuneti,istihzası ile,fakat aynı zamanda şayanı hayret bir vuzuhla anlatıyor.”
Sevengül Sönmez
Sayfa 218 - Ayşe Sıtkı İlhan’a 21 Şubat 1932’de Konya’dan gönderilen mektup
Ben Almanların dediği gibi eine unruhige Seele,yani kararsız bir ruh olmaktan asla kurtulamayacağım.Bana hiçbir yerde rahat ve sükûn yok,bana kafamı dinlendirecek bir yeri göstermeye kimse kadir değil.Gönlümün aradığı huzur ve sükûnu bulabilmek için ömrümü en karışık ömürlerden biri yaptım.Hiçbir yerden memnun değildim ve yerimi her değiştirişimde memnuniyetsizliğim birkaç misli oldu.Bu sonuna kadar böyle devam edecek.Ve ben ruhumu dinlendirecek bir köşe aramak için dört tarafa koşup çırpınırken,günün birinde,herkesten daha yorgun,herkesten daha perişan bir kenara yıkılıp kalacağım.Yaptığım bu cehennemi koşuda her karşılaştığım ile gülerek konuşacağım,şimdiye kadar benim kaşımı çattığımı gören yoktur,beni gözü yaşlı gören yoktur,bundan sonra da olmayacaktır.Beni kim hatırlarsa gülümseyecektir.Şimdiye kadar olduğu gibi,bundan sonra da sevdiklerim arasında hayattan korkan,yeis içinde olanlar bulunursa,onlara elimden geldiği kadar teselli ve cesaret vereceğim,onları felaketime karşı gülmeye sevk edeceğim ve hiç kimse benim dünyada en çok gözyaşı dökenlerden,cesaret ve neşesi en az olanlardan biri olduğumu tahmin edemeyecektir.Şimdiye kadar birçok kimseler tarafından operalarda,filmlerde ve romanlarda yaşatılan “palyaço-clown” trajedisi hakikaten hazin bir vakadır.Ve birçok şey zikredilmekle hakikat olmaktan çıkmaz.(23 Ağustos 1933)
Sevengül Sönmez
Sayfa 217 - Sabahattin Ali
“Beni kim hatırlarsa gülümseyecektir.Şimdiye kadar olduğu gibi,bundan sonra da sevdiklerim arasında hayattan korkan,yeis içinde olanlar bulunursa,onlara elimden geldiği kadar teselli ve cesaret vereceğim,onları felaketime karşı gülmeye sevk edeceğim ve hiç kimse benim dünyada en çok gözyaşı dökenlerden,cesaret ve neşesi az olanlardan biri olduğumu tahmin etmeyecektir.”
Sevengül Sönmez
Sayfa 5 - Ayşe Sıtkı İlhan’a Mektuptan 23 Ağustos 1933,Sinop
Okuldan eve gelirken yolda kitap okuyan Sabahattin Ali'nin başına pek çok şey gelmiş bu yüzden.Bir gün annesi evlerinin köşe penceresinden dışarıya bakarken Sabahattin Ali'nin yine kitap okuyarak geldiğini görmüş.Arkasından bir kız çocuğu koşa koşa gelip ona taş atmış.Taş omzuna çarpmış ve canı yanmış.Annesi hemen kapıya koşmuş ve ''Sabahattin o kız sana neden taş attı?'' diye sormuş.''Anne çizgi oynuyorlarmış,görmeden çizgilerine basmışım.'' Annesi ''Al şu taşı da git sen de ona at.'' deyince taşı almış,geri dönmüş.Annesi de pencereden bakmaya başlamış.Sabahattin Ali köşeye kadar yürümüş,arkasına bakmış,annesini kapıda göremeyince taşı yere bırakıp dönmüş.Eve dönünce annesi sormuş: ''Neden taşı gidip kıza atmadın?.. '' Onun da mı canı yansın anne'' demiş...
Ölümünün trajikliği ve etrafa saldığı korku nedeniyle Sabahattin Ali’nin edebiyatı hakkında önce çok az yazılmış, ardından da onun yapıtları bir taraf tutma unsuru olarak ele alınmış, kısacası edebi açıdan nesnel bir biçimde değerlendirilememiştir.
Aliye Hanım'la İstanbul'da evlenip Ankara'ya gelmişler. Sabahattin Ali evlilik ve yaşamının düzene girmesiyle Ankara 'yı sevmeye, burada huzurlu bir hayat sürmeye başlar.
464 syf.
·5 günde·Beğendi·7/10 puan
~Kitaplar nefesiniz olsun~

Bir kitap fuarı ve YKY standı. Buradan alacağım iki kitap var ikisini de buluyorum ve alıyorum. Adettendir standın etrafın da son bir umut dönmek; bir tane daha olur mu ki? Olur olur dön bakam dön sen. İşte öyle bir fuar günü bu kitabı aldım elime; başta kitap sayfa sayısı olarak fazla geldi. İçeriğin de ne var anılar ve incelemeler, kitabı geri bıraktım standa zor ve gereksiz gözüktü gözüme. Stand da bir tur daha ve tekrar elim de; çok sevdiğim tekrar hatırlamak istediğim üç roman İçimizdeki Şeytan, Kürk Mantolu Madonna ve Kuyucaklı Yusuf hakkında yapılan olumlu olumsuz, yazıldıkları dönemde yapılan incelemelerden oluşan bir bölüm beni cezbetti bu sevdiğim üç romanı daha iyi tanıyabilirim düşüncesiyle kitabı aldım. Bir fuar ve hedeften çıkan ben liste dışı artı ikiüç kitap daha...   

Eeee bu kadar yazdın memnun musun? Evet, yani istediğim oldu bu üç romanı daha yakından tekrar bu çeşitli dönem incelemeleri ile birlikte tekrar okumuş oldum.
Uzun bir kitap tavsiye edermisin derseniz bu üç romanı tekrar okumak istiyorsanız, iyi bir kaynak kitap. Hikayeleri hakkında yapılan incelemeleri de merak ediyorsanız onlarda var. Meraklısına sadece.

Bütün kitaplar güzeldir. "Bu bir tık daha güzel" İyi okumalar.
278 syf.
sevdalanmaya gidiyormuşum meğer..diye başlar.

ve bir kitabın ilk cümlesi bazen o kadar güzel olur ki kitaba başlayamadan defalarca o ilk cümleyi okur insan.İlk cümleler çok şey anlatır bazen, hatta bazen tüm kitabı özetler. Mesela Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesinin de ilk cümlesi tüm kitabı özetler niteliktedir. Normal bir okuyucunun (ben) okuyup da anlayamayacağı, bu işi yapan kişilerin daha iyi anlam yükleyebilecekleri çok fazla unsur olduğunu düşünüyorum.
262 syf.
Garip akımının kurucularından şair ve kanaat önderi olarak birçok ünlüyü etkilemiş olan Melih Cevdet Anday’ın roman da yazdığını öğrenince hemen okumak istemiştim.. Gizli Emir Olağanüstü Hal dönemini anlatmak için yazılmış eleştirel bir roman. Beckett’in Godot’yu Beklerken romanından çok büyük izler taşıyor. Konusu ve eleştirel özelliği sebebiyle ilk sayfalarda ilgimi çekse de sonunda benim için bir işkenceye dönüştü bu kitabı okumak. Her sayfada defalarca tekrarlanan ‘gizli emir’ kelimesi, bir yere bağlanmayan diyaloglar beni çok yordu ve günlerce elimde oradan oraya süründü kitap. Anday’ı tanımak için yanlış bir seçimde bulunmuşum sanırım
230 syf.
isimleri olmayan insanlar. durmadan yağan yağmur ve bitmeyen sorgu....

yıllar önce yolum düşmüştü bu kitaba. yürüyüp geçmiştim öylesine. ben bıraktım o bırakmamış anlaşılan. uğuldayıp durdu içimde. yeniden belirdi okuma isteğim. ve yeniden yürüdüm ona. isa! hem kurban hem kurtarıcı.

kafka'nın dava kitabı isa'nın güncesine çıkış olarak verilir. olabilir. bilmiyorum. dava'yı okudum. dava'nın yolarında yürüyemedim pek. ne isa vardı orda ne yağmur.
isa'yla beraber sorguya çekilirsin. onunla yürür, onunla içer onunla taş ve yapraklar toplarsın. isa okuyandır. bundandır gerçek adını bilmeyiz. her birimiz bir parça çarmıha gerileniz. buradaki isanın çarmıhı isa'nın kendisidir.
albert camus'un "korku çağı" olarak tanımladığı bir çağın insanıdır isa.
isa , biraz bela tarr'ın film karakterlerine benziyor. hem kitapta da durmadan yağan bir yağmur var. o yağmur " temizleyen- tarkovsky-" değil "çamur- bela tarr-" yapan bir yağmurdur.
isa'nın güncesi içine battığımız çamuru yazmış.

"isa" diye mırıldandım kendime " yalnız değilsin ben de varım"

iyi okumalar..
128 syf.
·Beğendi
“Elma dersem çık armut dersem çıkma”
Okuyucuyla konuşan, kurmacaya davet eden bir eser.
Modern çağın doyumsuzluğu ve duygusuzluğu eleştiriliyor.
Bu eserde beni en çok etkileyen; insan olarak çok güçlü, yıkılmaz hissettiğimiz zamanlarda aslında zayıf olduğumuzun farkına varıp mükemmelliği aramak yerine tevekkül etmenin önemini aklıma getirdi.
Çoğu zaman hayat bizim planlarımız dışında yaşanıyor ve biz de buna uyuyoruz veya uymak zorunda kalıyoruz..
Akıcı ve farklı bir eser okunması tabiki tavsiye edilir
250 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10 puan
Muammer’in günlüğünü okurken şaşakaldım, Muammer’i ve Mürşide’yi hiç sevemedim. Ayla koca bir bilinmezlik gözümde. Her ölüme ise üzüldüm, ama en cok Dündar Bey’e. Okurken hiç sıkılmadım. Kendimi o konağa ait hissettim, içimi korku kapladı.
464 syf.
Sabahattin Ali'nin benim için özel bir yeri vardır. Türk edebiyatına ilgi duymamı ve barışmamı sağladığı gibi yazdıklarını okudukça, yaşamına dair birikim yaptıkça yeri daha da pekişti. Sadece bir yazar değildir Sabahattin Ali benim için, ileri görüşlü bir aydın, bir düşünür ve hepsinden öte müthiş bir gözlemcidir ve bu gözlemlerini yine muhteşem bir dil ile aktarabilmiştir. Ne yazık ki sıkıntılar ile geçen ve erken bir şekilde sonlandırılan yaşamı daha nice eserlerinden bizleri mahrum bırakmıştır. Onun eşine ( yazıldığı dönemde nişanlısı ) yazdığı aşağıdaki mektup sanki insanlığa yazılmıştır ve duygu ve düşünceleri itibari ile benimle fazlaca örtüşmektedir.

28/02/1935
Herkeslerden sevgili Aliye,

İnsanların hepsi bir değildir. Senin anlattığın Selma'nın nikahlısı gibi insanlar da bulunur. Viyolensel hikayesindeki gibi insanlar da. Ben kendim iyi insan olmağı isterim, fakat kötü olanlara da hayretle bakmam. Hatta kızmam bile, ancak kötülükleri bana taalluk ederse kendimi müdafaa ederim. Şunu esas olarak kabul etmeliyiz ki, insanların hemen ekserisi yalnız kendilerini düşünürler. Dünyadaki bütün felaketlerin, uygunsuzlukların, bayağılıkların sebebi işte bu her şeyden evvel kendini düşünmek illetidir. İlk bakışta insana bir kurnazlık ve akıllılık gibi görünen bu hal hakikatte aptallıktır.Çünkü dünyada bir insanın başka bir insanın yardım ve alakasına muhtaç olmadan yaşaması mümkün olamayacağına, hatta en kötü hayvanlarda bile birbirlerine yardım hissi mevcut bulunduğuna göre, sadece kendini düşünmek ve başkalarının da böyle yapmasını istemek, kendi kendisinin kuyusunu kazmaktır. İnsan başkalarına yardım ettiği, başkalarını sevdiği kadar yükselir. Dünyada hayatın bir tek manası varsa o da sevmektir. Hatta mukabele edilmesini bile beklemeden sadece sevmek. Başka bir insanı bahtiyar edebilmek, kendini bahtiyar edebilmekten daha güç fakat daha insancadır. Bugün böyle düşünenlere saf hatta enayi derler. Fakat ne derlerse desinler biz kalbimizin ve kafamızın doğru bulduğu şeyleri etrafın ne dediğine bakmadan yapmalıyız. Hayatta en büyük vazife ve saadet olarak şunu almak lazımdır; Bize yakın veya uzak bütün insanlara yardım etmek, bütün insanların iyiliğine çalışmak... Aliye, benim altın kalpli Aliyeciğim, bu hususlarda ne kadar beraber olduğumuzu bilerek sana bunları yazıyorum. Mektupların senin göğsünde ne kadar temiz ve insan bir kalbin çarptığını bana gösteriyor, bu kalp bundan böyle benimki ile beraber çarpacağı için dünyanın en bahtiyar insanıyım.

Mektubunu bekler, güzel gözlerinden hasretle öperim.

Sabahattin Ali
290 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Melih Cevdet Anday deyince akla şiir gelir ya. Bence Raziye de gelmeli. Birbirine zıt dayı ve yeğen. Halbuki ikisi de Melih Cevdet. Kendi iç konuşmaları, kendi çelişkileri. Tavsiye edilir.
268 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
---Spoiler içeriyor---

İlginç ve düşündüren bir kitaptı. Bazen karakterlerin düşüncelerinin karmaşıklığından aynı paragrafı 2-3 defa okudum, bu aslında karakterlerin söylediğini daha iyi anlama çabamdan geliyordu.

Herkes bir dine tapar gibi bir kurtarıcının geleceğine, o gizli emrin herkesi kurtaracağına inanıyordu. Bu şüphesiz onları AYOT'un her hareketini kabul etmeye ve direnmemeye itiyordu. Gizli emrin varlığı onları rahatlatıyor ve bir yerde artık baskın anında eserlerinin yağmalanmasına dahi göz yummaya başlıyorlardı.

Kitap, George Orwell'ın 1984 kitabını hatırlatıyor. AYOT, onların her hareketini biliyor, denetliyor ve istediği şeyi yasaklıyordu. Ama en önemlisi insanları belirsizliğe sürüklüyor. Belirsizlik ise antidemokratik toplumların başlıca unsurudur. Suçların belli bir cezası yoktur, çünkü her an her şey suç sayılabilir. Belirsizlik en çok olağanüstü hallerde açığa çıkar. Her suç, devlet yıkıcılığına ve terör kapsamına girebilir. Asayişi Yerleştirme Olağanüstü Teşkilatı'ndan bir müfettişin söylediği ise diktatörlüğü bir devlet politikası haline getirme fikrini açığa vurur: "Şimdilik olağanüstü diyoruz ama yakında kurallarımız olağan olacak"

AYOT bunları yaparken, aydın kitle tam anlamıyla direnmiyor. Elbette böylesi bir ortamda direnmek ve hak talep etmek zordur ama aydın kitle mücadeleyi değil, tepeden inme bir emir ile bu zorlu dönemden kurtulacağını düşünüyor. Hem de yalnızca sanatçılar değil, AYOT dahi bu emrin kendi lehlerine olacağını inancında.

Kitabın alt metinlerinde birçok şey tartışılabilir. Anday, aslında kitabını nokta ile değil, soru işareti ile bitiriyor. Çünkü mesele bir emrin gelip gelmemesi değil o emrin kitleye ne söylediği.

Her karakter ayrı analiz edilebilir. Toplumsal cinsiyet temelli tartışmaya çok açık. Beni en sarsan yer, Nigar'ın kocasına kötü davrandığı, onu ölüme sürüklediğini düşündüğü için geneleve gitmek istemesi oldu. Bir cezalandırma yöntemi olarak genelevi düşünmek bize bu dönemde de kadına dair çok şey söylüyor. Nigar, ezilmek ve aşağılanmak istiyordu. Bir kadının en çok ezildiği yer ise bir genelev idi. Aşağılanmak istemesinin nedeni ise kocasına kötü davranması, onu anlamaması olarak gösteriliyor. Bizim toplumumuza baktığınız zaman da kocaya kötü davranmak, cezalandırılması gereken bir davranış olarak görülüyor. İtaat etmek ise kadınlığın bir görevi... Bu saplantılı yaklaşımın yanında bana eksik gelen bir kısım var. Ressam Macid'in sıkıntısına, derdine ortak olabiliyoruz ama Nigar'ı pek tanımıyor, Nigar'ın kocası Macid'e neden kötü davrandığını bilmiyoruz.

Kitabın kadın karakterleri hep silik bireyler olarak betimlenmiş. Kendine dair hiçbir şey anlatmayan veya etrafındaki erkeklere hayranlıkla bakan kadınlar. Kocasına hayran olan ve onu sürekli anlamaya çalışan Kutlu, aslında her başarısını ve iyi özelliğini kocasına bağlıyor. İlişkilerinde kendinde hiçbir zaman suç bulmayan Nizam'ın ise birleştirici yönü vurgulanıyor. Kutlu ile Nizam'ın ilişkisinde de bir belirsizlik hakim. Bu bana ilişkilerdeki manipülasyonu hatırlatıyor. Kutlu sorduğu hiçbir sorusuna net bir yanıt alamıyor, Nizam'ı araştırırken ise daha çok hayran oluyor. Aslında Kutlu'nun bu ikincil kadın olma durumunu sevdiğini dahi söyleyebiliriz. Kutlu, Ressam Macit'in derdini dinlemeyi, onu yatıştırmayı seviyor. Kutlu aslında toplumumuzun baş tacı edeceği kadınlardan. Yatıştırıcı, etrafındaki erkeği destekleyen kadın.

Anday, bir tarafı güzelleyip, bir tarafı yermiyor. Sadece analiz ediyor. Aslında, kitapta üzerine o kadar konuşulacak karakter var ki...

Yazarın biyografisi

Adı:
Sevengül Sönmez
Unvan:
Türk Editör ve Yazar
Doğum:
Almanya, 1973
1973’te Almanya’da dünyaya geldi. İlk ve orta öğretimini İstanbul’da tamamladı. 1994’te Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdikten sonra aynı bölümde lisansüstü eğitimini tamamladı.

1998’den bu yana, “Cumhuriyet Kitap”, “Radikal Kitap”, “Kitaplık”, “Virgül”, “Varlık” gibi dergilerde yazıları yayımlanıyor. YKY için Sait Faik’in bütün eserlerinin editörlüğünü yaptı, Sait Faik’in mektuplarını Karganı Bağışla adı altında yayımladı. Sabahattin Ali’nin bütün eserlerinin eleştirel basımını Delta serisinden yayımladı ve mektuplarını Hep Genç Kalacağım adıyla bir araya getirdi. Sabahattin Ali’nin öykülerinden oluşan seçkisi de Kamyon adıyla yayımlandı. Sabahattin Ali’nin yaşam öyküsü fotoğraflarla anlatan “Bir Fotoğraf Camı” (2007), “Fotoğrafını Bekliyorum” (2012) sergilerinin küratörlüğünü yaptı.

Adalar Müzesi’nin edebiyat danışmanlığı, Sait Faik Müzesi, Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi, Ziya Gökalp Müzesi küratörlüğünü de üstlendi. Adalar Müzesi’nde “Adalar, Yazarlar, Şairler, Mitostan Edebiyata” (2011) adlı bir sergi açtı.

Diyarbakır Cahit Sıtkı Tarancı, Ziya Gökalp müzeleri ve Burgazada Sait Faik Abasıyanık Müzesi’nin küratörlüğünü üstlendi.

İthaki Yayınları için Kemal Tahir’in yayımlanmamış öykülerini kitaplaştırdı. Everest Yayınları için Melih Cevdet Anday’ın bütün eserlerini ve Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın eserlerinin sadeleştirilmiş basımlarını hazırlamaktadır.

Çok sayıda kitabın editörlüğünü üstlendi. Yapı Kredi Yayınları, Koç Üniversitesi Yayınları, Bilgi Üniversitesi Yayınları, Everest Yayınları, Kapı Yayınları, Can Yayınları olmak üzere farklı yayınevlerinde editör, çevirmen, yayına hazırlayan olarak yayıncılık sektörünün pek çok alanında çalıştı.

Editörler Platformu kurucu üyelerindendir.

2009-2015 arasında Bilgi Üniversitesi’nde edebiyat arşivi yöneticiliği yaptı ve Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde editörlük dersleri verdi. TYB ile Bilgi Üniversitesi’nin 2012 öğretim yılında başlattığı Yayıncılık Okulu’nun koordinatörlüğü de yapmakta ve bu programda ders vermektedir.

2012-2015 arasında TİMAŞ Yayınları’nda Editörlük biriminin danışmanlığını yürüttü.

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 590 okur okudu.
  • 13 okur okuyor.
  • 553 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.