“Êvar e. Bihareke rengîn li dar e. Ji rojan, rojeke xweş û geș e; duşem e, şemî ye, în e, yekşem e, kijan roj e îro nizanim, lê ji êvaran êvara Newrozê ye û bi ser de jî bihar e, dil piçeki har e, aramiyê xwe li gerdûnê pêçaye.”
Sayfa 61·Kitabı okuyor
Kurdî
İşte güzel kızlarım, İtalya'nın bu 150. doğum gününde yüreğimin ta derinlerinde yeşeren bir arzum var. O da genç kadın ve erkeklerden oluşan, Avrupai bir bakış açısıyla yetişmiş olan, siyasi diyalektiği mahvetmiş olan ve yirmi i yıldan yıldan bu yana Bay B.ye karşı çığrından çıkmış olan mafyavari aileyi kayırma ve Pavlov mekanizmasını örtbas edebilecek bir politikacılar sınıfının doğuşunu görmek istiyorum. Hâlâ pek çok kişinin göklere çıkardığı üzere, bir davranışın arı ve duru oluşunu garanti eden siyasi imzalar değildir; bu ancak bireyin kendi vicdanı ile ilişkisiyle ortaya çıkabilir. Ülkemizin Külkedisi ya da bir öpücükle uyandırılacak Uyuyan Prenses'i, vicdandır. Ortak hayrımız adına yapılacak hareketlere izin verecek olan odur. Vicdan ölçülmez, rengi yoktur, kendini ortalıkta sergilemez, ne demagojik ne popülisttir ama belki de bireysel vicdanın uyanışı insanın kendi görevini böylesi doğru olduğu için doğru dürüst yapması- rotayı değiştirmek için izlenmesi gereken yolu açacaktır
Sayfa 56·Kitabı okuyor
Reklam
Humeynî - İran - Şia
Son olarak Humeynî ve bugünkü İran hakkında kısa ve umûmî bir değerlendirme ile bahse son verelim: Hiç şüphesiz, Humeynî Hareketi'nin ve bugünkü İran idarecilerinin icraatlarında takdir edilecek cihetler vardır. Bunlar, tesettüre riâyet olunmasını sağlamaları, İslâm'ın haram kıldığı davranışları fiilen ve kanunen yasaklamaları gibi şeylerdir. Ancak onların yanlışları yanında, bunlar, devede kulak kalmaktadır. Bu yanlışları şöyle sıralayabiliriz: 1-Propagandalarında her vesîle ile: "-Mezhepçilik yapmıyoruz. Mezhep önemli değil, önemli olan İslâm'dır!" derler. Derler, amma mezhepçiliği, Humeynî Hareketi'nden sonra kabul ettikleri anayasalarına koymuşlardır. Sünnîlerin İran'ı idâre hakkı olmadığını, anayasa ile tescil etmişlerdir. İran'dan başka hangi ülke anayasasında mezhebe yer vermiştir?! Hem anayasa ile mezhepçilik tescil edilecek, hem de mezhepçilik yapmıyoruz diye propaganda yapılacak!.. Bu, bir tezat değil mi?! 2-Humeynî ve bugünkü İran idarecilerine göre, Kur'ân değiştirilmiştir. "Asıl Kur'ân, "Mushaf-ı Fatımadır ki, şimdi mevcud olan Kur'ân'ın üç misli idi." derler. "Cebrail'in Hz. Peygamber'e getirdiği on yedi bin âyetti. " iddiasında bulunurlar, "Bakara Sûresi'nin 23. âyetinde "Hz. Ali"nin adı vardı." diyorlar. "Asıl Kur'ân'da Hz. Ali, Hz. Fâtıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in isimlerinin mevcud olduğunu, bunların Hz. Osman tarafından çıkarıldığını" söylerler. Şöyle diyen olabilir: "-el-Kâfi'de böyle yazılı olabilir. Ama Humeynî, böylesi sapık iddiaları kabul etmemiştir. Gerçek böyle değildir!.. Bütün şiîler, Buhârî, Müslim gibi sahih hadis kitaplarını kabul etmezler, ama en kuvvetli mercîlerden biri olarak "el-Kâfi"yi görürler. Humeynî de bu kitabı bizzat kaynak olarak göstermektedir. 3-İmamlarını, peygamberlerden ve mukarreb meleklerden üstün
Sayfa 218·Kitabı okuyor
Din
Gece gündüz demeden sayfalarca okuduğu çocukluk dönemlerindeki gibi, okumak istediği kitapları yanına yığıp kimi zaman kıkır kıkır gülerek kimi zamansa kendini kaptırmış bir ifadeyle romanların dünyasına dalıyordu. Annesinin, “Gel de yemek ye!” diyen sesininin bir kulağından girip öbür kulağından çıkışını, açlığını unutarak gözleri ağrıyana kadar okumanın verdiği o neşeyi anımsadı. Uzun zaman boyunca mahrum kaldığı bu mutluluğu tekrar yakalarsa, her şeye yeniden başlayabileceğini düşündü.
Sayfa 11
Allah'a dayan, sa'ye sarıl, hikmete ram ol Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol *
Sayfa 23 - *Mehmet Akif Ersoy·Kitabı okuyor
«Simois» (Dümrek) ile «Skamandros» (Menderes) (yahut Xanthos) , Troya ovasını sulayan bu iki ırmağın «İlyada» des­tanında yerleri büyüktür. İlkçağ insanları her ırmakta olduğu gibi, Skamandros ve Simois'te de birer tanrısal varlık yaşadığına inanırlardı. Bu iki ırmak üzerine bakın Homeros neler anlatır: Akhil­leus arkadaşı Patroklos öldükten sonra, acıdan gö­zü dönerek, tekrar savaşa katılır. Önüne gelen Tro­ya'lıları kesip biçer, ölülerini de Skamandros ırma­ğına atar. Irmakta üstüste yığılan ölüler öylesine ço­ğalır ki, Skamandros akamaz olur. Yiğide öfkesini başka yere çevirmesini rica eder. Akhilleus onu din­lemez. Irmak kızar ve ovaya taşarak, suları ile yiği­di kovalamağa başlar. Bununla da kalmayıp , Si­mois'i yardıma çağırır. Her ikisi birden Akhilleus'un peşine takılırlar, yiğit güç duruma düşüp tanrıları yardıma çağırmak zorunda kalır. Büyük bir su baskınının efsaneleşmesini dile getiren bu hikayeye, Dümrek çayını ve daha ötede Menderes'i görünce inanmak zor. Ama Çanakkale'ye birkaç haftadan beri yağmur yağmamış. Bugün çe­limsiz görünen Menderes ile Dümrek bir kabardılar mı, büyük kahramanları yıldıracak kadar taşkın ola­bilirler herhalde.
Sayfa 16·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam