Evimiz yerinde duruyor! İşte kapısı. Bu kapıdan içeri gire­bilirim. Annem de orada, kapıyı açıp beni içeri alır. Hay­ret, evimiz yerli yerinde duruyor! Merdiven her zamanki gibi gıcırdar. İşte bizim kapımız. Babam her sabah saat sekizde bu kapıdan çıkar. Her akşam bu kapıdan girer. Pazardan başka her gün bu böyle. Babam elindeki anah­tar demetini sağa sola sallar, kendi kendine homurdanır. Her gün. Bir ömür boyu. Annem içeri girer , dışarı çıkar. Günde üç kere, yedi kere, on kere. Her gün. Bir ömür boyu. Uzun bir ömür boyu. Bu kapı bizim kapımız. Bu kapının ardında mutfak kapısı gırç gırç eder, bu kapının ardında saat, o kısık sesiyle geri gelmez dakikaları kazır. Bu kapının ardında ben, tersine çevrilmiş bir iskemleye oturup yarış oyunu oynadım. Bu kapının ardında babam öksürür. Bu kapının ardında gevşemiş musluk, fıs fıs su kaçırır; mutfaktaki döşeme çinileri, annem sağa sola bas­tıkça yerlerinden oynar. Bu kapı bizim kapımız. Bu kapı­nın ardında ölümsüz bir yumaktan bir hayat sağılır. Otuz senedir hiç değişmemiş bir hayattır bu. Değişmeden de­vam eder. Harp bu kapının önünden geçip gitmiş. Harp bu kapıyı omuzlayıp kırmamış, rezelerinden söküp çı­karmamış. Harp bizim kapımızı olduğu gibi bırakmış, tesadüf, yanlışlıkla. Ben şimdi bu kapıdan girebilirim. Bu kapı bana açılır. Ben içeri girince ardımdan kapanır, o zaman artık dışarıda, sokakta değil, içeride evimdeyim­ dir. Pul pul dökülmüş boyası, yamru yumru teneke mek­tup kutusuyla bu kapı, bizim emektar kapımız. Elektrik zilinin beyaz düğmesi gevşemiştir , sallanır; parlak pirinç plakayı annem her sabah yeniden silip temizler; plakada bizim adımız yazılıdır: Beckmann. Aaa, sarı plaka yok yerinde! Peki ama plaka niye yok? Adımızı buradan kim kaldırmış? Kapımızda bu kirli kar­ton parçası da ne? Üstünde yabancı bir
Buydu üst üste kilitlenen kapılarımın hikmeti.
Buydu üst üste kilitlenen kapılarımın hikmeti. Yedi duygumdan giriş yapıp iç âlemimdeki sekizinci kapı olan kalbimi dünyaya karşı kilitliyordum. Bu kapılardan geçiş ölçüsünde iç âlemin kapıları açılıyordu. O zaman ulaşılıyordu sekiz mertebeli cennet makamlarına.
Sayfa 47·Kitabı okuyor
Din
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bu öyküdeki 7'ler de ta Sumerlilerden gelen etkiymiş. Onların öykülerinde de 7 kapı, 7 dağ, 7 kat gök gibi yediler bulunuyormuş. Anneme, "Neden acaba 7?" diye sordum. Güneş, Ay ve 5 gezegeni simgeliyormuş bu 7 rakamı.
1000Kitap
Kendini evinde hissetme
Şair John Clare, akıl hastanesinden eve, aşkı Mary Joyce’un yanına gitmek için kaçtı. Üç buçuk gün boyunca parçalanmış ayakkabılarla yürüdü, kapı önlerinde uyudu, yol kenarlarındaki otları yedi. Delilik içinde Clare, Mary Joyce’un (eşinin) aslında çoktan öldüğünü unutmuştu. Eve geldiğinde Clare, hayatta “ evindeyken evsiz” hissetmekten daha yalnız bir his olmadığını yazdı. 
Arthur Schopenhauer
1821'de Schopenhauer'ın Berlin'den ayrılmasına yardımcı olan olay, itibarını da ilelebet karartacaktı. 21 Ağustos'ta Niederlagstrasse 4'teki iki odalı dairesine geri döndüğünde, iki hafta önce dairenin sahibi dul Becker'a şikayet edip, bir daha olmayacağına dair söz aldığı bir olayla karşılaşır. Başka bir adamın kaldığı diğer odayla kendi odasını birbirine bağlayan antrede üç kadın konuşmaktadır. Schopenhauer dedikodu yapan bu kadınlara antreden ayrılmalarını söyler ve dairesine girer. Kısa bir süre sonra, henüz şapkasını çıkarmamış ve bastonu elindeyken kapıyı açar ve kadınların ona aldırış etmediğini fark eder. Kararlı bir ifadeyle kadınlardan orayı terketmelerini ister. Daha genç olan iki kadın yola koyulur ama üçüncü kadın, yani kırk yedi yaşındaki terzi ve pansiyoner Caroline Louise Marquet ayrılmayı reddederek giderek sinirlenen Schopenhauer'a öfkeli bir şekilde kendisinin "saygın bir kişi" olduğunu söyler. Kadını girişten çıkarmak amacıyla koluna girmesi için ona kolunu uzatarak eşlik ettiğini anlatan Schopenhauer, Marquet'nin orayı terketmesini daha cebri bir şekilde isterken ona "yaşlı kevaşe" der. Orada tam olarak ne olduğu tartışması, yaklaşık altı yıl boyunca yasal sistem içinde yoluna devam eden bir davaya neden oldu. Tartışmalı olmayan bir şey vardı o da Schopenhauer'ın Marquet'yi belli bir şekilde tanımlamış ve antreden güç kullanıp dışarı çıkarmış olmasıydı. Bunu nasıl yaptığı ve bu davranışının Marquet üzerindeki etkisi ise pek açık değildi. Schopenhauer, kadından defalarca odadan çıkmasını istediğini, onun bütün gücüyle bunu reddetmesiyle Marquet'i kolundan tutup çıkardığını iddia ediyordu. Yine iddiasına göre, odadan çıkmamakta kararlı olan kadını tam çıkardığı sırada, kadın içerde eşyalarının kaldığını söyleyerek bağırmaya başlamıştı. Schopenhauer
Biyografi
Artık tek başınaydı genç yolcu... On iki kişiyle çıktığı bu yolda yalnız kalmıştı. Anka kuşuna ulaşmak için son bir kapı vardı önünde. Mor kapıdan içeri girdiğinde kocaman bir ayna buldu. Sudan bir ayna... İçinden geçtiğinde yeni bir ayna çıkıyordu karşısına. O aynanın da içinden geçince bir ayna daha... Sonu gelmiyordu aynaların. Geçtikçe geçiyordu ama bir yere vardığı yoktu. Genç yolcunun sinirleri bozuldu artık. Karşısında sürekli kendini görmekteydi ve kendi içinden geçip durduğu halde bir yere varamamaktaydı. Sonunda dayanamayıp bir tane yumruk geçirdi aynadaki yansımasına. Sonra aynı şiddette bir yumruk yedi yüzüne. Bir tane daha yumruk attı ve bir yumruk daha yedi. Aynadaki yansımasına her ne yapıyorsa karşılığında aynısını buluyordu. Kendi gibi zeki, güçlü ve irade sahibi bir insan vardı karşısında. Kendini kendi potansiyeliyle nasıl alt edebilecekti? Ne yaparsa yapsın, ona aynı potansiyelle karşılık verebilecek bir tane daha vardı ondan. Bu kapının aşılamaz olduğuna karar verdi genç yolcu. Kendini kendiyle alt etmesi mümkün değildi. Üstelik suyun arkasında renkli bir ateşin yükseldiğini gördü, şarkılar söylendiğini işitti. Anka kuşunun alevden tüyleri suyun içinden kıvrılarak geçmekteydi. Şifalı sesi kalbine dokundu genç yolcunun. İçinden ağlamak geliyordu. Kendini aşıp ona nasıl ulaşacağının yolunu bulamıyordu bir türlü. Öfkeyle aynadaki yansımasının boğazına sarıldı ama o da aynı güçte onun boğazını sıkıyordu. Yerden aldığı bir sopayı geçirdi başına ama kendi kafasından kanlar aktı. Kendini hırpalamaktan yorgun düşen genç yolcu, sonunda bir fikre ulaştı. “Madem ben ne yaparsam onu yapıyor o halde bir yol daha var” dedi. Yerinden kalkıp aynadaki yansımasını kucakladı ve onunla yerdeğiştirdi. Sırtını dönüp Anka kuşuna doğru yürümeye başladığında, gölge
Sayfa 18·Kitabı okudu
Alıntı