“İnsan, kendini beğenmeden yaşayamaz. Kendini beğenirse, diğer insanlar onun hayatını cehenneme çevirmeye çalışırlar. Bunun için, insan, hem kendini beğenmeli hem de beğenmemelidir. İngilizlerin afyonla birlikte dünya piyasasına sürmüş oldukları bu kurnazlık, yüzyıllardır insanlara hayatı zehir etmektedir. İngilizlerin, dünya milletleri arasındaki yerini böylece belirttikten sonra, konumuza dönelim. “Bu fakir millet, sırası gelince, büyük değerler yaratabileceğini her zaman göstermiştir. Fakat İngilizler, buna daima engel olmuşlardır. Bu millet biraz nefes alabildiği kısa bir süre içinde de Turgut Özben’i yaratarak bütün kötü şartları hiçe saymasını bilmiştir. Fakat hemen İkinci Dünya Savaşı’nı çıkaran Anglosaksonlar, bu ender şahsiyetin yetişmesini gölgelemek istemişlerdir. “Ben savaş yıllarının çocuğu olduğum için, ilk talihsizliğim beslenme şartlarının kötülüğüyle başlamıştır. Bütün savaş yılları kara ekmekle geçti benim için. Ekmekle birlikte her şey bozuldu. Bana henüz verilmeye başlanan terbiyem okula gitmeden bozuldu. Bütün çocuklar gibi, kötülüğünü, anlamını bilmeden küfür etmeyi öğrendim ve sebebini bilmeden dövüşmeye başladım. Sokak aralarında, biriktirdiğim gazoz kapaklarıyla lik oynamak ve jilet kapaklarının en iyisi olan giletteyi arkadaşlarımdan çalmak suretiyle kumara ve hırsızlığa alıştım. Babam beni mektebe götürdüğü zaman, çantamla birlikte artık uzun bir hayat tecrübesini de omzumda taşıyordum. “Okulda ilk öğrendiğim gerçeklerden biri de babamın -sonra peder oldu- beni yanlışlıkla mektep yerine okula gönderdiği oldu. Önümüze alfabe adında anlaşılmaz bir kitap koydular. Babam, ona da elifba dedi. Okulla babamı uzlaştırmaya imkân yoktu. “Bu garip kitapta, bizim kılığımıza pek benzemeyen bir biçimde giydirilmiş çocuklar, boyuna birbirlerine top
Bence sen kendi zihnini cennetten kovmuşsun...
Babamın ve başkanın eseri olan bu yeni dünyada insanlar mutlu Lamar. Senin kadar bilmiyorlar, Asena kadar özgür değiller ama mutlular. Kavga etmiyorlar, birbirlerini öldürmüyorlar, ne yiyeceklerini dert etmiyorlar. Ağrıları yok, sancıları yok, ölürken bile sessiz ve gülümseyerek gidiyorlar bu dünyadan. Zihnini azat ettiğini söylüyorsun.Azat olmakla kovulmak arasında fark var ihtiyar. Bence sen kendi zihnini cennetten kovmuşsun!"
Sayfa 145·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"İşe yarıyor mu? Öldüklerinde daha mı mutlular?" " Bazen. Ama çoğunlukla, hayır. Bu, başka bir yere gidip orada yaşarlarsa mutlu olacaklarına inanan ama işlerin öyle yürümediğini gören insanların durumuna benzer. Nereye gidersen git kendini de yanında götürürsün. Ne demek istediğimi anladın mı?"
Sayfa 96 - Bod ve Silas·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
Yeni yıl yaklaşıyor. Meydanlarda, barlarda, evlerinde, herkes yeni yılı bekliyor. İnsanlar belki eskiden kurtuldukları için mutlular. Bu düzenin eskiye tahammülü yok. Sadece geçen yıl da değil. Geçen güne, geçen dakikaya bile tahammülü yok. Şu an mutlu olanlar bile yarın bu anı düşünüp rahatsız olacaklar. Umutları sadece gelecek hayallerinde. Yaşananların anlamı yok. Her şey yaşanmamış gelecek için. Bazıları, çok azı bu anın gerisinde hayat biriktiriyor.
1000Kitap
Kitap özeti
Girit Uygarlığı Mutlular adası. Bu da Girit uygarlığının, Anadolu’nun batısında yaşayan Karlarla akraba olan kavimler tarafından meydana getirilmiş olabileceğini akla getirmektedir (12). Maden işletmeciliği önemli. Seramikçilik önemlidir. Girit Kıbrıs ve Suriye ile ticari ilişki var (12). Girit’te resim yazısından sonra fonetik bir yazıya geçildi. Linear A yazısı. İÖ. 2 binde Tunç Çağı (13). Knossos, Phaistos, Mllia, Mytros, Praisos (13). Buna Minos uygarlığı denir. Kral Minos nedeniyle (14). Girit sarayları: Merkezi avlu etrafında sıralanan odalar. Kabul salonları. İbadet yerleri. Banyo ve TUVALET. Freskler önemlidir (15). Girit kadınları açık saçık giyiniyor, boks yapıyor, boğaya biniyor her boku yiyor (Mutluay, 2007, s. 19). Parisli Kız (BUL) GELENEKLERİN DİRENCİNE ÖRNEK Girit’te neolotik çağda karşımıza çıkan kilolu ana tanrıça figürleri, çoğalmanın, bereketin, doğurğanlığın simgesi olmuştur (Mutluay, 2007). Muska: Giritliler, sihir gücü olan muska ve tılsımlarla bir taraftan kötülüklerden korunmak istiyor diğer taraftan anne sütünü artırıcı bir sihir gücü sağlamaya çalışıyorlar. Günümüzde de Girit’te kadınlar bunu yapıyor. Girit’in ana tanrıça simgesi Afyon. Çocukları afyon ile uyutuyorlar (Mutluay, 2007, s. 23). Muska söz büyü oluyor. Doğru nitelenmeyi yaparsan istediğine ulaşırsın. Sihirli sözcükleri bilmek bu nedenle önemlidir. Kadınlar cadı olarak, büyücü olarak anılıyorlar çünkü dil becerileri gelişmiş. Elmaın bilgisi, bu elmadır, bu çekirdektir, bu çiçeğidir. Kadın sosyalleşmeyi sağlıyor. İkna ediyor. Ne diyeceğini biliyor. Girit kültüründe çocuk, bolluk ve bereketin sağlanmasında bir tür aracı kişi olarak görülüyordu (Mutluay, 2007, s. 25). Yunan Uygarlığı Akalar ve Dorlar. Akalar İÖ 2 bin. Klasik Yunan toplumuna damga vuran Akaların kurduğu Miken
Dert dediğimiz şey..
"Bak gelmiş altmış yaşına, çoluğu çocuğu evlendirmiş, emekli olmuş, evinde oturuyor. Sağlığı yerinde. Derdi olamaz. Gencecik, hayata yeni başlamış, yirmilerinde daha, ne gördü ki bu dünyada, ne derdi olacak? Yeni evliler. Mutlular. Bugün kazandıklarını bugün yiyorlar. Yarın gibi bir dertleri yok. Geziyorlar. Her şey güllük gülistanlık. Derdin ne olduğunu nereden bilecekler? Zenginin zengin diye derdi olamaz. Fakirin fakir diye. Gencin genç diye. Yaşlının yaşlı diye. Kime hak lan bu dert dediğiniz şey? Niye sormuyor kimse birbirine derdini? Niye dinlemiyor? "
Kitap Alıntısı