Devleti tüm soğuk canavarların en soğuğudur. Soğuktur söylediği yalanlar da; ve şu yalan dökülür dudaklarından: “Ben, devlet, halkın ta kendisiyim.”
Yalandır bu! Yaratıcılardı hakları yaratanlar ve onların üzerlerine birer inanç ve sevgi astılar: böylece, hizmet ettiler yaşama.
Siz devrimi bekliyorsunuz? Benimkisi çok zaman önce başladı! Hazır olacağınız zaman (Tanrım, Ne sonrasız bekleyiş!) sizden uzakta olmam umurumda olmayacak. Fakat sen durduğunda, ben Hiç’in büyük ve muhteşem fethine doğru çılgınlığım ve zaferim üzerine devam edeceğim.Kurduğunuz tüm toplumlar sınırlara sahip olacaktır. Kahraman, serseri, toplumun ele avuca sığmazlarının sınırları dışında vahşi ve bakire düşünceleri ile dolaşacak – Onlar isyanın yeni ve korkunç patlamalarını planlamaksızın yaşayamayanlar, onların arasında olmalıyım. Ve bundan sonra, benden sonra olarak, kendi dostlarına şunları söylüyor olacak:” kendi idolleriniz ya da Tanrılarınızdan ziyade kendinize dönün. İçinizde neler saklı olduğunu bulun; onu açığa çıkarın, kendinize gösterin”
Çünkü herkes; kendi maneviyatını araştıran, bu bakımdan gizemli olarak
saklanmış olanı ortaya çıkaran, güneş altında var olabilen her çeşitten toplumun
bir gölge tutulmasıdır.
İdeal olanın üstündeki yöneticiler, ulaşılmazlar ve serserilerini küçümseyen
aristokrasi, Hiçliğin kararlılığının fatihleri ilerlediğinde tüm toplumlar titrer.
O halde, put kırıcılar hadi ileri!
“Kötülüğü sezen gökyüzü karanlık ve sessizliğe bürünür zaten”
Yeryüzünde benden büyük yok: Ben tanrının düzen kuran parmağıyım” – böyle böğürüyor bu canavar. Ve sadece uzun kulaklılar ve yalnızca yakını görebilenler de değildir önünde diz çökenler!
Ah, büyük ruhlar, sizlere de fısıldıyor tüyler ürpertici yalanlarını. Ah, bulur o kendilerini tüketmekten hoşlanan zengin yürekleri!
Katil Ali Ertekin'in adli' soruşturmasındaki sözlerinin doğruluk derecesi tam öğrenilemedi. ifadesindeki birçok çelişmenin kaynağı da karanlıkta kaldı. Ancak, cinayeti "milli duygularla" işlediğini öne sürmesine karşın, 1946'da erbaşlık yaparken tüfek hırsızlığından dört ay yirmi güne mahkum olduğu, ordudan kovulduğu bir süre Milli Emniyet'te çalıştığı duruşma sırasında anlaşıldı. Tanıklardan Süvari Yarbay Tevfik Kılınç mahkemede buna değindi: "Ali Ertekin'i alaydan tanırım. Alaydan üç tüfek çaldığı, bunları yüzer liraya Pomaklara sattığı anlaşıldı. Böyle bir adamın Sabahattin Ali cinayetinde milli hislerle hareket edeceği ne kani değilim." Acaba Sabahattin Ali'yi gerçekten Ali Ertekin mi öldürdü, yoksa başkaları öldürdü de suç onun üzerine mi yüklendi? Bu başkaları kimdir? Emniyet'in olaydaki yeri nedir? Bu sorulara öteden beri değişik cevaplar verilmektedir. Örneğin, Sabahattin Ali’nin yakın arkadaşı Aziz Nesin şöyle demektedir: "Sabahattin'i Mit öldürtmedi. Kişisel kusurlarının sonucu oldu başına gelenler. Devletin yetkili organlarının bir kişiyi öldürtmek için tuzak kuracağına inanmıyorum ben." "MİT öldürmüşse ne diye öldürecek? Marko Paşa'yı çıkarıyor diye . . . Marko Paşa'yı benim çıkardığımı herkes biliyordu, Mit de biliyordu elbet... Marko Paşa çıkmasın diye adam öldürmek gerekseydi, beni öldürürlerdi, ne diye Sabahattin'i öldürsünler ... Nitekim, Sabahattin öldükten sonra da Marko Paşa yine çıktı " Gerçekten de, Sabahattin Ali‘nin kaçışından sonra, sahipliğini ve sorumlu müdürlüğünü Rıfat Ilgaz'ın üstlenmesiyle Marko Paşa yeniden yayımlandı. Öyleyken, ne Rıfat Ilgaz, ne de Aziz Nesin öldürüldü. Demek ki, Sabahattin Ali’nin başına gelenleri yalnızca Marko Paşa'nın çıkarılışı ile açıklamak yanlıştı, ama Aziz Nesin' i o dönemde Sabahattin Ali ile bir tutmak da
Devlet derim ben ona, herkesin zehir içtiği yere, iyilerin de kötülerin de. Devlet, herkesin kendini yitirdiği yer, iyilerin de kötülerin de. Devlet, herkesin yavaş yavaş canına kıymasına "hayat" denen yer.