ÜMİTSİZİM!.. HİÇBİRİNİZDEN BİR ŞEY BEKLENEMEZ! Emekli Hâdimünnâs Efendinin resmen ayda 1500 lira gelir belirten, hakikatteyse gideri 15000 liraya varan evini, biri Gülây, öbürü Tülây adlı iki bekâr kızı karşılar... Hangisi dişi ve hangisi erkek, farkedilmez, üstüste binmiş gençler, havada, suda ve yerde pervaz eder, durur... Alâkalı kişi, yüzlüğün ucunu görmedikçe dosyayı rafından indirmez... Üniversite giriş imtihanlarında milyonlar döner ve çalınmış veya alınmış sualler bakkal dükkânında satılır... Para basma makinesi, elini uzatmadan ceplerdeki nakitleri insafı nisbetinde (35 yılda bire 400 fark) eritmeyi bilir... Bankalar loteryacılık yapar ve keyfiyetten kaybetme pahasına kemmiyet köpürüşlerini terakki diye gösterir... Kasap her sabah etiket değiştirir; dilenci bile sadakaya zam ister... Politikacı, doğruyu söylemeyi, donuna etmişcesine bir ayıp sayar... Profesör, güneş tepe noktasındayken «vakit gece yarısı» fetvasını basar ve Batı ilim adamlarından arakladığı eserleri tertip yanlışlariyle birlikte adına mal etmekten utanmaz... Talebe, kopya çekmeyi zekâ, boşluğa yumruk sallamayı da ideal kabul eder... Gazete, umumhane ve beyin yıkama işletmeciliğini döndürür; TRT ise, şiir, sanat, fikir ve kültürü kendi nefsanî ölçüleriyle yerlerde süründürür... Köylü, şehirliye atmadığı madik ve giydirmediği külah bırakmaz... İşçi ve sendika, en zalim patronlardan daha sömürücü ve kan emici sahte hak simsarları marifetiyle eşkiya çeteceliğine zorlanır... Neticede: Fuhuş, şehvet, hırsızlık, rüşvet, sahtekârlık, kalpazanlık, yalan, riya, cehalet, şirretlik, küfür, gaflet, yaftacılık, gözbağcılık, samimiyetsizlik, adaletsizlik, her işde rezalet ve her noktada kepazelik, günde 20 bin ton kazurat ve yılda 1 milyon baş nüfus fazlasından ibaret hasılayı yürütmekte ve bu hâl, başını
“Takvimlere göre sonbahar başlamış olmasına rağmen, 1982'nin 14 Eylül günü Beyrut'ta yazı aratmayan bir hava vardı. Kavurucu öğlen sıcağına rağmen, Eşrefiye semtinde bulunan Ketâib Partisi'nin merkez binasında bir hareketlilik yaşanıyordu. 23 Ağustos'ta Meclis'te düzenlenen oturumda cumhurbaşkanlığına seçilen parti lideri Beşir Cumeyyil, yemin ederek resmen görevi devralmasına dokuz gün kala, partili arkadaşlarıyla bir araya gelmek istemişti. Henüz 34 yaşında olan Cumeyyil, yedi yıldır devam iç savaşta aktif şekilde çatışmalarda yer alan Hıristiyan bir milis birliğinin de (Falanjistler) başkanlığını yürütüyordu. Cumhurbaşkanlığıyla hem partisine hem de askerlerine veda edecek olsa da, Lübnan'ın içinden geçtiği o bilinmezliklerle dolu dönemde, bunun tam anlamıyla mümkün olmayacağı ortadaydı.”
Sayfa 87 - Açık Bir Yara
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Körfez Savaşı'ndan beri ambargo altında ve tecrit edilmiş durumda olan Irak'a karşı 20 Mart 2003 yılında İngiltere başta olmak üzere, Koalisyon Güçleri olarak isimlendirilen ordular askeri saldırılar başlattılar. İlk başlarda Koalisyon güçleriyle düzenli Irak ordusu birlikleri arasında çarpışmalar yaşandı. 9 Nisan'da Bağdat düştü ve Saddam Hüseyin'in dev heykelinin devrilmesiyle de, rejimin çöktüğü sembolik olarak da olsa ifade edildi. Şehirde yağmalar başladı. 22 Mayıs tarihinde BM Güvenlik Konseyi, Irak'taki BM yaptırımlarını oybirliğiyle kaldırdı, ABD'nin ülkedeki petrol kaynaklarını kullanmasını resmen kabul etti. Irak'ta 13 yıldır süren söz konusu BM yaptırımları nedeniyle o vakte kadar yaklaşık bir milyon insan hayatını kaybetmişti.
Sayfa 139
Bir Şair Bir Kitap
Alper Gencer – Ah! sen şimdi sabrımın taşını yuvarlarsın ** kırışır seni beklemekle geçen zaman belki hiç gelmezsin! ** yuvası zindan olan bir mahpus haykırışı: bir renksiz kanatlı kelebek olmak! neyin temrinisin ey hayat? kösnüdüğüm yağmurlar hangi otlara karşı? ** kıyam et! bağrımdan alıp da yürü sesimin şeriki olmuş bu çocuk bir çocuk bezmi elestten beri yürürlüğe konulmuş temsili bir pak. ** al işte bedenimden söküp de çıkar bulamadım nerede saklıdır o dert? ** güneş gözlerine bandı mı ışığı vakit aydınlıktır renginle o sıra ve afyonlu gülüşündür hayalimdeki... ** tozu dumana katmanın becerisinde: “yine hangi rüzgârın emrine amadesin?” ** bu gelincik bu rüzgâra fazla dayanmaz dertler giderek silahlanıyor
DERGAH
Allah'ın şu hitâbını iyi dinle bak ne diyor: «Ey acz içinde mağrur, za'f ve fakr içinde serkeş ve inatcı olan ins ve cinn! Ey henüz ağaran tüyün ak olmasını geri çeviremeyen âciz! İstediği şekilde bir kadınla evlenip de istediği şekilde bir çocuk yapamayan zavallı! Ey gelmede, gitmede ihtiyârı olmayan Âdemoğlu! İsmin yokdu, resmin yokdu, henüz ad almamışdın, hiç kimse tarafından da tanınmamışdın, yalnız benim ilmimde idin, sana kıymet verdim, mahlûkat içerisinde en mümtaz sınıfa sokdum, herhangi süflî bir mahlûk olarak yaratmadım, (ahsen-i takvîm) sırrına mazhar kıldım, insan yapdım, kendime muhâtab tutdum, mükerrem kıldım. Bütün bunların neticesinde benden ne fenalık gördün de bana karşı kafanı kaldırıyorsun? Güneşler, yıldızlar, küreler emrime itâat ediyorlar da, sen neyine güvenip de bana hasım oluyorsun? Emirlerime itâat etmezseniz, haydi elinizden geliyorsa benim hudûdumdan ve mülkümden dışarıya çıkınız.»
Sayfa 191 - Yaylacık Matbaası 1984 Baskısı·Kitabı okuyor
Ben hem sorgu dairesinde, hem çok emarelerden kat'î bildim ki, bana karşı ellerinden geldiği kadar müşkilât yapmağa ve fikren onlara galebe etmemden kaçmağa çalışıyorlar ve resmen de onlara iş'ar var. Güya ben konuşsam, mahkemeleri ilzam edecek derecede ve diplomatları susturacak bir iktidar-ı ilmî ve siyasî göstereceğim diye benim konuşmama bahanelerle mani oluyorlar. Hattâ sorguda bir suale karşı dedim: "Tahattur edemiyorum." O hâkim taaccüb ve hayretle dedi: "Senin gibi fevkalâde acib zekâvet ve ilim sahibi nasıl unutur?" Onlar Risale-i Nur'un hârika yüksekliklerini ve ilmî tahkikatını benim fikrimden zannedip dehşet almışlar. Beni konuşturmak istemiyorlar.