Her gün zihinsel ve duygusal acılarla yıpranmak gerçek yaşamın bir parçası değildir. Sizi aksine ikna etmeye çalışan çığlıkları ne kadar kışkırtıcı olursa olsun, size işkence çektiren hiçbir duygu yada düşünceyle yaşamak zorunda değilsiniz.
Bense olabildiğince geç yıpranmak istiyorum, o
nedenle de bir daha dönmemek üzere Avrupa'ya yerleşmek
gibi bir niyetim var. Hem iklim daha iyi orada, hem yapılar
taştan, hem her şey çok daha sağlam. Ben yaşadığım sürece
Avrupa da ayakta durur herhalde, ne dersiniz?
Solgunluğun müsebbibinin, karaciğer filan değil, lüzumundan erken gelen ihtiyarlık olduğunu kabul etmek mecburiyetinde kaldım. Delidolu bir hayat sürüp çabucak yıpranmak değildi benimki; aksine, durduğum yerde hızla eskidiğimi anladım.
Türk kadını için bir genelleme yok ki... Kimi 18 saat güneş altında tarlalarda çalışır, evde çalışması caba... Kimi bir kova su bulmak için saatlerce yürür, kimi din baskısı altında ortaçağ anlayışıyla dünyaya kapalı tutulur ve tüm insanca verilerden uzaklaştırılır, kimi bir ticari mal gibi, başlık parası karşılığında satılır. Kasabada, kentte işçilik, memurluk yapan kadın ise evinin ve çocuklarının da tüm işlerini yapar. En çok yıpranmak da kadınlar arasındadır.
Hayır, gençlik, gençliği boşa harcamak, yılların geçmesini beklemek, sonra da günün birinde başkalarının çoktan giyip eskittiği yaşlılık denen paçavraya bürünmek olamazdı artık. Gençlik, eskilerin hataları yüzünden yıpranmak değil, dünyanın henüz görmediği yeni bir dünya için kendini harcamaktı.