Üniversitede sayıları arttı abilerimin. Perec, zarifçe meydan okumayı; Calvino, büyüdükçe çocuk kalabilmenin güzelliğini; Tanpınar, anlaşılamamanın o kadar da kötü bir şey olmadığını öğretti bana.
Eğer yüksek sosyetede sevilmiyorsa, bunun nedeni aradığı gerçeklerin zeki insanların görüş ufkunun üstünde yer alması ve büyük zekâların gerçeklerinin yeryüzünde saçma yanlışlar olmasıydı. İyiliği ise, tıpkı güneşin yüksek tepeleri zarifçe renklendirmesi gibi, bütün bunlara bazen büyüleyici bir şiirsellik katıyordu.
Sayfa 43 - Yapı Kredi Yayınları, 2.Baskı·Kitabı okudu
Sanatın asıl emeli, kendisine olan gereksinimi azaltmak olmalıdır. Sanatın değindiği şeylere; güzelliğe, anlam derinliğine, iyi ilişkilere, doğanın takdirine, ömrün kısalığının idrakine, empatiye, merhamete vs. olan sadakatimizi günün birinde kaybedeceğiz anlamına gelmez bu. Aksine, sanatın sergilediği idealleri özümsedikten sonra, sanatın, ne kadar zarifçe ve dikkatlice olursa olsun, yalnızca simgeleştirdiği şeyleri gerçeklikte kazanmak için mücadele etmeliyiz. Sanat sevdalısının nihai hedefi, sanat eserlerinin biraz daha az gerekli olduğu bir dünya inşa etmek olmalıdır.
"Ona karşı bir kez olsun alaycı,küçümseyen bir tavır takınması,kalleşliğin dik âlâsı olurdu;bu kadında onca korseye karşın belli bir savunmasızlık,artı Jean Louise'in asla sahip olamayacağı bir incelik vardı.Gerçekten de türünün son örneği,diye düşündü.Hiçbir savaş ona dokunamadı,üstelik tam üç savaş atlattı;onun dünyasını,beyler verandada ya da hamakta sigaralarını içerken,hanımların zarifçe yelpazelendiği ve soğuk sularını yudumladığı bu dünyayı hiçbir şey bozamadı."