Gizli şirk
"Gizli şirk güneşe, aya, heykele tapmak değildir. Bu şirk Allah dışındaki şeylerin hoşnutluğunu gözeterek iş yapmaktır." Hz. Peygamber "Bizim bunlara ibadet ve kulluk etmemiz, bunlar bizi Allah'a yaklaştırsınlar diyedir." Zümer 3 "Allah'ın yanında, bir de kendilerine zarar veremeyen, yarar sağlayamayan şeylere kulluk ediyorlar ve şöyle diyorlar: 'Bunlar, bizim Allah katındaki şefaatçılarımızdır.' Onlara de ki, 'Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği şeyleri mi haber veriyorsunuz?' Şanı yücedir O'nun, ortak koştuklarından arınmıştır O!" Yunus 18
Sayfa 735·Kitabı okudu
Din
İnsanların yüzde doksan dokuzu gaflettedir
Eğer bir kişi: Mademki biz kendimiz fiili işleyen değiliz, o halde o amelden, o işten doğan sevabı biz nasıl umut ederiz? Hiç kuşku yoktur ki, bize verilen sevap, şu işlediğimiz işlerden ötürüdür. Bu da kendi irade ve isteğimizle, kendi seçmemizle olmuştur! dese ona şu karşılığı veririz: — Gerçekten sen Hak Teâlâ’nın kudretinin yolusun. Sen hiç bir şey değilsin. Nitekim Allahü Teâlâ şöyle buyurur: “Sen o işi işlemedin, belki Allahü Teâlâ işledi.” (Enfal Sûresi: 17) Lâkin Cenab-ı Hak hareketi, ilimden, kudretten ve iradeden sonra yarattı, ama sen öyle sanırsın ki, senden dolayı doğan hareketi sen yarattın! Bunun sırrı çok incedir. Sen bunu idrâk edemezsin, anlayamazsın.Ama şimdiki halde sen kendini anlayışın yolunda müsamaha edilmiş tut. Şöyle farzet ki, amel senin kudretin ve ilminle mümkün değildir. Amelin anahtarı bu üçüdür. Üçü de Hak Teâlâ’nın armağanı, hediyesidir. Diyelim ki, sapasağlam bir hazine olsa, onun içinde birçok nîmet bulunsa, sen o zenginliği elde etmekten âciz olsan, o hâzineyi açmaya anahtarın olmasa, ama hazinedar sana onun anahtarını verse, oradan elini uzatıp ne dilersen alsan, bu ihsana mâlik olmayı haznedara mı yorarsın, yoksa elini uzatıp aldığına mı? Şunu bilirsin ki, anahtar vermenin yanında el uzatmanın o kadar kadri ve kıymeti yoktur. Belki kudret, sana anahtarı verendedir. Çünkü nîmet senin eline o anahtarla geçmiştir. Demek ki, senin kudretine sebep olan şeyler de ki bunlar amellerin vekilidir. Hak Teâlâ’nın vergisi, hediyesidir. Şaşılacak şey, Hak Teâlâ’nın fazlındadır. Çünkü sana tâat, ibâdet hâzinesinin anahtarını vermiştir. O kilidi açma yolunu bütün fâsıklara yasakladı. Ve günahkârlık anahtarını onlara verdi. İbâdet hâzinesinin kapısını onların üzerine bağladı. Onlardan bir cinayet ortaya konulmakla değil, kendi adaleti bunu böyle
Din
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Hz. Musa’nın muhatap olduğu kurulu düzen ve statükocu yapının başında tanrısal hususiyetler yüklenmiş hatta kendisini “bizzat” tanrı olarak gören politik bir idareci vardı. Bu yönüyle Hz. Musa’nın tecrübesi Nemrud örneğinde olduğu gibi, öldüren ve dirilten tanrısallık kudretine öykünmüş idareci bağlamında Hz. İbrahim’in tecrübesine benzemektedir. Nitekim “Allah kendisine hükümdarlık verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışan kişinin haline bir baksana! İbrahim ona: ‘Benim Rabbim hayatı veren ve hayatı alandır’ deyince o ‘Ben de yaşatır ve öldürürüm’ dedi. Bunun üzerine İbrahim: ‘İşte Allah güneşi doğudan doğduruyor, haydi sen de batıdan doğdur bakalım!’ der demez kâfir donakaldı. Zaten Allah zalimleri hidayet etmez, emellerine kavuşturmaz” (Bakara, 2/258) ayetinde olduğu gibi, firavunun da Hz. Musa karşısında halkına “Ben sizin en yüce rabbiniz değil miyim” (Nâzi’ât, 79/24) diye seslenişi bütünüyle benzeşmektedir. Ancak örneğin İslam’ın zuhuru döneminde Hz. Muhammed’in Mekke’de muhatap aldığı zihin daha farklıdır. Mekkeli müşriklere “Andolsun, onlara ‘gökleri ve yeri kim yarattı’ diye sorsan elbette ‘onları kudretli hükümran olan, her şeyi bilen Allah yarattı” diyecekler (Zuhruf, 43/9). Zira onlar şirklerini, kendilerini Allah’ya daha çok yakınlaştırdığına inanarak putları şefaatçi saymaları olarak açıklamışlardır (Zümer, 39/3). Dolayısıyla Mekkeli müşrikler arasında bir şahsın politik bir idareci olarak Nemrud ya da firavunlar gibi ulûhiyet iddiasında olduğuna rastlamıyoruz. Ancak elbette firavun kendisinin kâinatı var eden yüce bir yaratıcı olduğunu iddia etmiyordu ancak onun iddiası, kendisinin kâinatın yaratıcısının yeryüzündeki tezahürü olduğuydu. Bu nedenle firavunluk ideolojisi, idarecinin tanrısal yetkiye ortak olması ya da bu yetkiyi yeryüzü
Din
Haberin olsun, halis din yalnızca Allah’ındır. O’ndan başkalarını evliyalar (dostlar) edinerek “Biz bunlara yalnız bizi daha fazla Allah’a yaklaştırmaları için kulluk ediyoruz” diyenlere gelince; Allah tartışıp durdukları konuyla ilgili hükmünü verecektir. Şu bir gerçek ki Allah yalancı, inkarcı kişiyi doğru yola iletmez. 39-Zümer Suresi 3
Sayfa 187 - İstanbul Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Yüce İslam dini başka bir ideolojiyle, başka bir izmle ya da batıl bir dinle sentez olabilir mi? Elbetteki hayır! Çünkü İslam'ın öncelikli şartı, dinin yalnız ve yalnız Allah'a hâlis kılınmasıdır. Bu gerçeği açıkça beyan eden birçok ayet-i kerime bulunmaktadır: "Gerçekten münafıklar, ateşin en alçak tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı da bulamazsın. Ancak tevbe edenler, ıslah edenler, Allah'a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız olarak Allah için (hâlis) kılanlar başka; işte onlar müminlerle beraberdirler. Allah, müminlere büyük bir ecir verecektir." [2] "Hiç şüphesiz, biz sana bu Kitab'ı hak ile indirdik; öyleyse sen de dini yalnızca O'na hâlis kılarak Allah'a ibadet et. Haberin olsun; hâlis (katıksız) olan din yalnızca Allah'ındır..." [3] "De ki: Ben, dini yalnızca O'na hâlis kılarak Allah'a ibadet etmekle emrolundum." [4] "Öyleyse, dini yalnızca O'na hâlis kılanlar olarak Allah'a dua (kulluk) edin; kâfirler hoş görmese de." [5] 2 Nisa: 4/145-146. 3 Zümer: 39/2.3. 4 Zümer: 39/11. 5 Mümin: 40/14.
En Ümit Verici Ayet
Ey kendi aleyhlerine olarak günahta haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah (dilerse) bütün günahları bağışlar; doğrusu O çok bağışlayıcı çok merhametlidir. Zümer - 53
Sayfa 463·Kitabı okudu