Tam tamına altı yıldır alıp defalarca ilk sayfalarını okuyup, çoook sıkıcı bulup elimden bıraktığım bir kitap
O güne kadar-romanın yazılmaya başlandığı zaman 1970- daha doğrusu günümüzde bile pek alışık olmadığımız roman tekniği ile karşımıza çıkmakta. Tutunamayanlar kendi alanında ilk ve tek olma özelliğini korumakta. İnsanın kendine, insanın insana, insanın topluma karşı olan yabancılaşmasının resmini gözler önüne sermekte. Hayal-rüya-gerçeklik üçleminde olay ağırlıklı olmaktan çok karekterler üzerinden bir anlatımı var. Diğer yazarlar gibi karekterlerine istediği gibi yön verip kişilik maskesi takmaktan ziyade, kendi tabiriyle, " Ben kahramanlarımın iplerini istediği gibi oynatarak insanlardan kuklalar yaratan büyük romancıların yeteneklerinden yoksunum. Roman kahramanlarına uygulayacak büyük nazariyelerim, onları peşinden koşturacağım büyük ülkülerim yok." der. Bu açıklamayla anşılan şu ki, Türk okuyucusu yeni bir roman çağının içine girmektedir. Yaşamın her anındaki insanı, ayrıntısıyla anlatmakta. İronik bir anlatımla yazar okuyanı düşündürüp gizli anlatımıyla toplumcu-gerçekçi anlatımıyla okuyucuyu toplsal yapıya dikkat çekmektir.
Selim Işık ve Turgut Özben üzerinden binlerce karekter içinizde yaşıyor. Selim'in içinden yeni bir insan olan Turgut'u buluyoruz. Selimin intiharıyla başlayan her şey Turgut'u Selim hakkında arayışa itiyor. Selim'in arkadaşlarını bulup onlardan Selim ile geçirdikleri zaman dilimini kendisiyle paylaşmalarını istiyor. Amaç Turgut'tan önceki Selimi de tanımak. Selim'in intiharıyla aslında kendi benliğini bulmaya çalışan Turgut, bir bakıyor ki kendisiyle Selim arasında hiçbir fark yok. Öyle bir an geliuor ki Turgut'ta geride hiçbir iz bırakmadan kayıplara karışıyor. Derin bir psikolojik anlatımıyla sizin ruhunuza işliyor.
Gerçek çelişki