10/10
·148 syf.·
2026 104. kitabı
Ben Sevdiklerime Zor Yazabiliyorum Nurettin Topçu İncelemeye geçmeden önce şunu belirtmek isterim ki, bu kitabın ilk baskısını okumak, burada ilk okuyan olmak, burada ilk alıntılarını paylaşmak ve de ilk incelemesini paylaşmak benim için çok mutluluk verici... Şimdi -İnceleme- Saat 03.49 Nurettin Topçu Hocamızın iç dünyasına kapı aralayan "Ben Sevdiklerime Zor Yazabiliyorum" isimli eser, raflardaki yerini alır almaz ilk baskısında alıp okudum. Bazı kitapların birinci baskısıyla buluşmak aramızda her zaman özel bir bağ kurar, bu eser de merakla beklediğim, taze bir kitap olarak bendeki yerini aldı. 148 sayfalık bu kıymetli çalışma, Topçu’nun, annesinden, Celaleddin Ökten’e, Ali Ulvi Kurucu’dan Maurice Blondel’e kadar uzanan geniş bir yelpazedeki mektuplarını kapsıyor. İsmail Kara’nın titiz çalışması ve derlemedeki şeffaflığı, kitabın her sayfasında kendisini hissettiriyor. Kitabın görsel zenginliği, mektupların orijinallerine ait görsellerin paylaşılmış olmasıyla bambaşka bir boyuta taşınmıştı. Özellikle dikkatimi çeken nokta, Topçu’nun, Harf İnkılabı sonrasında olmasına rağmen mektuplarının büyük bir kısmını Osmanlı Türkçesi ile kaleme almış olmasıydı. Bu tercih, onun tarihle olan sarsılmaz bağının ve şahsi üslubunun estetik bir dışavurumu gibi duruyordu. Bir diğer yandan, Maurice Blondel'e yazdığı mektup ve ek kısma dahil edilen Fransızca mektuplar, Topçu’nun evrensel dünyasını da, Fransızca hakimiyetini de gösteriyordu. Akıcı yapısı sayesinde birkaç saat içinde su gibi akıp giden, duru bir şekilde okunan bu mektup seçkisi, bir önemli büyüğün düşünce dünyasını ve samimi dostluklarını özetliyor diye düşünüyorum. Ayriyeten şunu da eklemek istiyorum, Nureddin Topçu'nun, Ali Ulvi Kurucu'ya olan
Edebiyat
Ben Sevdiklerime Zor YazabiliyorumNurettin Topçu · Dergah Yayınları · 20263 okunma
Puan vermedi·367 syf.·
2025 769. kitabı
bir sabah uyandım, ustam gitmiş “şakırt yağmur, gözlerimin elifinden...” “çığ oldu yuvarlanıyor özlem.” Merhabalardan bir demet. Spoi ve Gilleri hafiften ıslık çalıyor. Ustanın yayına hazırladığı son kitabı, Derdeste'nin devamı niteliğindeki Ferdeste. Unutmadan belirtelim sıralamayı: 1) Gündeste 2) Gecedeste 3) Dündeste 4) Derdeste 5) Ferdeste Hepsi de otobiyografik şiirdir, günlüklerinden oluşur. Yazılış şekli ise harflerin hepsi küçük, noktalama işareti olarak bir tek kesme işareti kullanılmıştır. Desteleri daha iyi anlamak için iki otobiyografik romanını –Kalemimin Sapını Gülle Donattım, Başkaldıran Kurşunkalem– okumanızı öneririm. Unutmadan ikisine de yazmış olduğum inceleme yazılarının linkini sonraki satıra bırakıyorum okumak isterseniz: #113497225 #132687963 Kitaplarına olan ilgi seviyesi beni fevkaladesiyle üzüyor, zira birini okuduktan sonra diğerleri yalayutmak istenir. Zaman geçtikçe basımları bitiyor. Tekrar basım gereken o kadar çok kitabı var ki. O yüzden bulabildiğiniz yerde direkt almanızı öneririm. Yeni bir kitabı çıktığında 3.basımı n'zaman diye sorulur. Düşünün artık. Neyse yeşil satırları daha da krem karamele boğmadan incelemeye geçelim. Her hal ama her halini okuyoruz destelerde Zevki de burada sanırsam. Fizik dersine girmeyip kitap okuyan öğrenciliğini, delice tavırlı 18 yaşında Kapital'i bitiren bir gencin, sevdiklerine yazdıklarını, çok sevdiği Ünye'yi kendine has betimlemesini, lise yıllarında belediye aracıyla köy köy dolaşıp arkadaşlarıyla Cahit Atay'ın Pusuda adlı oyununu sergilediğini (hizliresim.com/dvhijwf), turne günlüklerini, Şarabi'yi, çok değer verdiği usta-çırak ilişkisine bağlı olarak
FerdesteFerhan Şensoy · Ortaoyuncular Yayınları · 202267 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir Eski Anı: Mücella
Puan vermedi·344 syf.··
2023 4. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 04 Şubat 2023 18:29
spoiler içerir* . . . . . Çok karakterli romanlarda her bir karakterin, romanın içine bu denli güzel yedirilmesi ve akışta her bir karakter hakkında gitgide bir şeyler öğrenmek Mücella’yı özel kılıyor bende. Sanki o mahallede olan kimselerden biriydim ve sanki yaşanılanları bilen komşu kızı Elif’tim. Mücella da sanki mahalleden tanıdığım “o” ablalardan biriydi… Romanın başından itibaren yazarın kullandığı dile mest olmakla birlikte ülke tarihinden de yer yer ipuçları ve anlatılar görmek ayrıca hoşuma gitti. Ancak beni en çok cezbeden -ve o denli kıran- Mücella’nın yaşayamadığı yaşamdı. İnsan olarak insani hiçbir şeyi tadamamış olması Mücella’dansa beni kırdı sanki okurken. En son belli bir yaş aldığında bir ışık yandı adının parlaklığı gibi ama sönük kaldı o parıltı, ondan sonra da hepten pes etti ve öylece kabullenildi kendinden geçip giden zaman… Yazarın, kendisini roman içine yerleştirmesinin dokunuşu ise beni gerçekten çok etkileyen yerlerden biri idi çünkü Nazlıgül ile babasının arasındaki ilişkiyi tatlı buldu isem de o kadar da gözüme çarpan bir karakter olmamıştı (sanıyorum ki yazarın da amacı budur, o “küçüğün” aslında “büyük” bir ayrıntıyı temsil ediyor olması). Tüm süreçte yazar bizlerle birlikteyken anlatımdaki bu kurgu-gerçek karışımının lezzeti de Türkçenin güzelliği ile harmanlandı ve işte o güzel romanlardan biri ortaya çıktı. Yazarı daha öncesinde hiç okumuş olmamama rağmen abimin, Nazan Bekiroğlu'nun imzalı romanını armağan etmesi ile bu betiği daha bir hevesle okudum. Ancak bu heves salt bu ilgi ile kalmayacak, o belli. Mücella’dan sonra da Bekiroğlu’nun kalemine bir merak duyuyorum, başka romanlarını da okumak arzusu içindeyim. Mücella; temsili, gerçek, kurgu, ikisinin aynı anda meydana gelmesi -veya artık ne ise aslen- bir olgunun göstergesi:
Hayat ve İnsan
MücellâNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202112,9bin okunma
''İcat çıkarma evladım!''
Puan vermedi·98 syf.··
Beğendi
·
2020 343. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 13 Ekim 2020 15:58
DÜNYADAKİ YENİLİKLER büyük ölçüde ABD’den çıkıyor sorusunu sorduğumuzda karşımızda bir “garaj olgusu” beliriyor. Kulağa garip gelse de pek çok mucitin çalışma alanı, daha doğrusu ilk laboratuvarı olarak seçtiği yerin evdeki garaj bölümü olduğunu görüyoruz. Garajlarda filizlenen yeni fikirler, kısa süre içinde destek bularak endüstriyel ürün olarak raflarda yer alıyor. Bu ay “Füzyonla oynayan çocuk” başlıklı yazımızda da benzer durum var. Endüstriyel tarafa ne kadar geçer bilemeyiz ama Nükleer Füzyon gibi oldukça en uç bir alanda genç bir delikanlının ev-garaj ortamında neler yapabildiğini okuyunca şaşıracaksınız. Muhafazakar toplumlar, yerleşik değerleri koruyucu bir tavır ortaya koyarken, bu durumun bir yan etkisi olarak yenilikçiliğe de ket vuruyor olabilir mi acaba? Yeni fikirler, esinler ve icatlar "İcat çıkarma evladım!" sözüyle bilinçaltımıza gömülüyor olmasın? Hepimize zaman içinde söylenmiş ve daha da kötüsü, belki arada sırada bizim de söylediğimiz bu söz, sizce de kendi kendimize koyduğumuz, aşılması neredeyse imkansız engellerin kelimelere dökülmüş hali değil mi? Gelir düzeyi açısından ortalama diyebileceğimiz bir vatandaşımızın evinde garajı olması pek sık görülen bir durum değil. Dahası eğitim sistemimiz her sene değişiyor. Üstelik ezber ağırlıklı bir müfredat söz konusu. Tüm bu dezavantajlara rağmen gerçek anlamda düşünebilen nesiller yetiştirebilmek için asıl görev anne babalara düşüyor. Çocuklarımızı dinlemiyoruz. Dinlesek bile aslında aklımız hep başka bir yerlerde oluyor. Dolayısıyla söylediklerini "yarım kulakla" dinlediğimizde, onlar da söylenmeye değmeyecek şeyler söylediklerini sanıp bu düşünceyle büyüyorlar. “Füzyonla oynayan çocuk” yazısındaki mucit çocuk, muhtemelen bir dahi. Fakat ben çocuğun kendisi kadar anne babasının da yazı konusu olmaya
Teknoloji
Popular Science Türkiye - Sayı 8 (Aralık 2012)Popular Science Türkiye Dergisi · Doğan Burda Dergi · 201216 okunma
O muhteşem hayatınız kitap incelemesi
Puan vermedi·480 syf.··
Beğendi
·
2020 29. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 02 Mayıs 2020 22:33
Edebiyatkarındoyurmaz "Sesi tutsak edemezsiniz." O Muhteşem Hayatınız Oya Baydar Mayıs 03, 2020      " Gerçek hayat nedir ki gerçek nedir ki bizim kurduğumuz hayallerden başka? Kendi gerçeğimizi kendi hikayemizi kurarken malzememiz nedir?" S.49      "Masallar büyütmez çocukları, sadece kendi gerçekleri büyütür." S. 78      " Çocukluk fotoğrafları yalan söylemez." S .154      "Sesim yaşam çığlığımdır." S.127      O Muhteşem Hayatınız Oya Baydar'la tanışma kitabımdı ve diyebilirim ki iyi ki tanışmışız. Bir süredir kitaplığımda okunmayı bekleyen kitabı karantina günlerinde okumaya karar verdiğimde ünlü bir sanatçının(diva/primadonna/soprano) hayatının anlatıldığı bir romanla karşılaşacağımı sanmıştım sadece, oysa çok daha fazlasıymış O Muhteşem Hayatınız. Çünkü yalnız divanın hayatıyla değil, divaya ulaşan ve onun hayat hikayesini bit pazarında bulduğu fotoğraflarla geriye doğru yazan toplayıcının, kendisine ulaşılmasıyla birlikte anılarıyla hiç umursamadığı ve sırtında taşımadığını sandığı geçmişiyle yüzleşmeye, eksik kalan parçaların peşine düşerek köklerine doğduğu yere gerçeklere uzanan primadonnanın ve bu yolculukta taşların yerine konmasını sağlayan ve kendi hayatını yaşamak konusunda annesi kadar cesur olamayan bir öğretim görevlisi olan kızı Arya'nın romanı. Aynı zamanda da bir Dersim romanı. Yazarı her ne kadar roman sonundaki son sözde "öyle değil" dese de romanın nabzını tutan kısmın Arya'nın hiç de aklında olmadığı halde derleme çalışması için sponsorları aracılığıyla Tunceli'ye yönlendirilmesi sonucunda birleşen yolların, Dersim gerçeğinin, etnik kimliğin, dilin, sözün,sesin hikayesi.       Romanın başında kendi halinde bir müzik öğretmeni olan Toplayıcının Aliye Sema adlı 'diva'ya ulaşması elinde ona ait fotoğrafların olduğunu bildirmesi ve bu
Edebiyat
O Muhteşem HayatınızOya Baydar · Can Yayınları · 2012941 okunma