BU İNCELEME KESİNLİKLE KİTAP HAKKINDA SPOILER İÇERMEZ
VE FAKAT FÜRUĞ İÇİN AZ BİLE YAZILMIŞTIR...
Söz konusu olan işbu kitap Füruğ için belgesel çeken Nasser Saffarian'ın söyleşilerinden oluşmakta. Annesi, kardeşleri ve nice şair dostları... Ne yazık ki mektuplarında çok andığı babasının, kardeşi Feri'nin, şiir kitaplarını adadığı Perviz ve İbrahim'in söyleyeceği sözler yok burada... Bir de İran sokaklarında meczup olan oğlu Kâmi'nin... Ama Füruğ'un soluğu ve sesi var bu hikâyede... Tek bir kitaba sığmayan... Onun hakkında yazılan onlarca şeyden yola çıkıp nacizane bendenizden kelimelere dökülen... (Ve belki de söze de dökülür yakında)
Yıllardan 1934… Aynı anda dünyanın kim bilir neresinde hangi bebekler ilk avazlarını saldı cihana… Ama bir bebek vardı ki belki de hayata en güçlü çığlığıyla tutundu ve ömrü boyunca o çığlığı tüm kadınlara bir ses oldu.
Babası Albay Muhammed Ferruhzad, Füruğ koydu adını. Füruğ ışık demekti dillerinde. İleride dünyayı nasıl aydınlatacağını bilmeden vermişti bu adı ona.
Kendi toprağından, kendi kültüründen, ülkesinin şiirinden beslenerek büyüdü Füruğ. Kalbindeki çığlıkların ilk defa dizelere dökülüşü 14-15 yaşlarındaydı. Hani hepimiz illaki bir kez şiir yazmayı denemişizdir gibi değil onun şiiri… O şiiriyle nefes alır gibi yazdı… Ne gariptir ki şiirsever babası onun şiirlerini görüp de kızacak diye hep sakladı kuytularda köşelerde. Belki babası da kendi toplumunu tanıdığından onu korumak istemişti diye bir iyi niyet beslemek isterdim. Ama her sabah çocuklarının her birini uzun çizmelerinin ucuyla tekmeleyerek uyandıran, sabah sporuyla güne başlatan ve evde bir kışla yaratan adamdan pek de beklememek gerek belki bunu.
Bir mektubunda şöyle demişti Füruğ kendisinden beklenen için “Ne gülebilen ne de konuşabilen hiçbir varlık göstermeden bir