Gazâli (v. 505/1111), Râzî (v. 606/1210) ve Âmidi (v. 631/1233) gibi kelâmcılar ise keşf ve ilhamla kesin bilgilerin elde edilebileceğini kabul ederler.Ancak keşf ve ilhamın kesin bilgiler verebilmesi ve vehimden arınabilmesi için nasla desteklenmesi zorunludur. Keşf ve ilham bir bakıma icti-hada benzer. Nasıl ki ictihad sadece sahibini bağlarsa keşf ve ilham da genel geçer bir hüküm ifade etmeyip sahibini bağlar ve zan ifade eder.
Gazali
Yalnız döneminin değil, bütün İslâm düşünce tarihinin en önde gelen düşünürlerinden Gazali (1058-1111) kelâmcılar, sûfiyye, Batıniler ve özellikle Yunan kaynaklı felsefe dahil, devrinin bütün düşünce şekillerini olabildiğince öğrenmiş ve eleştiriden geçirmiştir. El Munkiz'u-mine'd-Dalâl, düşünce hayatını ve kendisinin geçirdiği manevî basamakları anlattığı eseridir. Bu eser değeri bakımından Augustin'in Les Confessions (İtiraflar); Descartes’ın Metod Üzerine Konuşmalarına ve Rousseau'nun İtiraflarına benzetilir. Bu konuda kullandığı yöntem ise, Aristoteles mantığını kabul ederek ve felsefeyi yakından tanıyarak, felsefe tenkitçiliği şeklinde ortaya çıkar. Kimyayı Saadet adlı eserinin psikoloji bahsinde, gökten aşağı düştüğü kabul edilen bir insanın, teker teker uzuvlarını kaybetse bile yine de farkında olacağını belirtmiştir: “İnsanın kendi varlığında hiçbir şüphe yoktur. Onun varlığı görünen ceset değildir... Bir kimse gözünü kapayıp, bedenini, gökleri, yerleri ve gözle görülebilen her şeyi unutsa dahi, kendi varlığını zaruri olarak bilir... Kendinden haberi olur...” Duyulardan şöyle bahseder: “İnsanlar yalnız duyular âlemini görürler. Duyular âlemi, öz olan melekût âleminin kabuğu durumundadır. Bu dış âlemi geçemeyen kimse; narın sadece kabuğunu, insanın da sadece derisini görmüş olur. İçeriye nüfuz edemez.” İnsan varlığını ise ruh ve beden olarak ele alır: “Bil ki iki âlem vardır: ruhani ve cismani. İstersen bunlara hissi ve akli veya ulvi ve sufi de diyebilirsin. Bunların hepsinin manası birbirine yakındır, farklılık sadece bakış açısı ile ilgilidir. Eğer sen bunları kendi varlıkları açısından ele alırsan cismani ve ruhani dersin.” Ruhun özelliklerini beş aşamaya ayırarak şöyle açıklar: “Beş duyunun getirdiklerini alan ilk ruhtur. Hayvani ruhun aslı ve ilk biçimi
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Sultan Alparslan 455 yılında Selçuklu tahtına geçtiğinde "Nizâmülmülk" ismiyle bilinen Hasan b. Ali b. İshak et-Tûsiye (ö.485/1092) İsmailî tehditle askerî ve siyasî açıdan mücadele etme emri verir. Nizamülmülk, Selçuklu Devleti sınırları içerisinde propaganda faaliyetlerini yürüten Şiî İsmailîleri engellemek için Nizamiye Medreselerini (459/1067) inşa ettirir. Bu dönem aynı zamanda Nizâmiye ile el-Ezher Medreselerinin karşılıklı mücadele dönemidir. Nizâmiye Medreselerinde Şii yayılmacılığına karşı duracak Ehl-i sünnet âlimleri ve davetçileri yetişirken Mısır'daki el-Ezher Medresesinde ise İsmailî mezhebini yaymak için yetiştirilen propagandacılar eğitim görür. Bu dönem İmam Gazzâli (ö. 505/1111) gibi âlimlerin Şii propagandacılara karşı ilmi mücadele dönemidir.
Sayfa 419 - Sallabî, Selçuklular, 171-203.·Kitabı okudu
Din
"Endülüs'ün ilk sistematik filozofu" olarak bilinen İbn Bacce (d. XI. yüzyılın sonları-ö. 1138), kadim Yunan logos anlayışından etkilenerek insandaki ilk zihinsel faaliyeti sağlayan faktörün, insanı dine ve tevhide yaklaştıran yine Allah'tan gelen insandaki gizli ilahi faal akıl olduğunu iddia etti. O, nakli bilginin akıldan daha önemli olduğunu savunan ve aklın kesin bilgi kazandırmadaki yetersizliğine vurgu yapan bu yüzden akıl-din ilişkisinde mistik tecrübeyi daha fazla önemseyip bu tür bir tecrübenin insanın zihinsel aleminde ilhamlara yol açacağını ve bu sayede ilahi hakikatleri görebileceğini hatta sırrî bir istiğrak ile hakikat bilgisine ulaşabileceğini iddia eden Gazzali (ö. 1111)'ye karşı çıktı.
Akıl
1948 öncesinde Gazze Kazası olarak geçen vilayetin yüzolçümü 1111 kilometrekareydi; ancak 1948 Savaşında Gazze idari biriminin üçte ikisi Siyonist çetelerin işgali altına girmis, Akdeniz kıyısında uzanan üçte birlik dar şerit ise Mısır kontrolüne geçmiştir. Bugün Gazze Şeridi nüfusunun üçte ikisini oluşturan mülteciler, genellikle İsrail işgaline giren üçte ikilik kısımdan göçmüşlerdir. Tam da bu yüzden 7 Ekimde Gazze sınırını aşan direnişçilerin İsraile girdiği söylense de aslında bu, 75 yıl sonra dedelerinin topraklarına geri dönmeleri manasına geliyordu.
Sayfa 39·Kitabı okudu
Kumanlar, Peçenekleri yerinden ederek, 1060 civarında bozkırlardan çıkıp gelmişlerdi. Acımasız, haşin akıncılar olarak bilinen Kumanlar defalarca Rus knez­liklerini yıpratmış ve Ladoga Gölü ile Karadeniz arasın­daki su yolu boyunca yapılan ticareti sekteye uğratmış­tı. Kiev'in Bizans'la ticareti azalmış ve bu da Kiev'in çöküşünü hızlandırmıştır. Bazı knezlikler o kadar zayıf düşmüştü ki iç savaşlarda Kumanlara karşı Peçenekle­ri paralı asker olarak kullanmak zorunda kalmıştı. Bu savaşçılar değerliydi, çünkü düşmanları gibi onlar da göçerlere özgü aynı şaşırtma ricatı taktiklerini uygulu­yordu. Taht kavgaları, Vladimir II. Monomah'ın baş­lattığı istikrarlı bir ara döneme rağmen, Kiev'in çökü­şünün ana nedeniydi. Monomah çeşitli prensler ara­sındaki çatışmalarda arabuluculuk yapmış ve sonra da Kiev'i Kumanların saldırılarına karşı korumuştu. Düş­manlarına karşı saldırıya geçen Monomah 1111 yılında Salnitsa' da çok ses getiren bir zafer kazanmıştı. Bu, manları karşısında zafer kazanmıştı. Ancak hanedan içi çekişmeler nüksetmiş ve Vsevolod knezliğini ayakta tutmak için Kumanların hizmetinden yararlanmaya mecbur olmuştu (1135). Bir sonraki büyük knez Yaro­polk'un (1132-1139) ölümü ardından Kiev hanedanlığı­nı ele geçirmek için amca ve yeğenler arasında iç savaş patlak vermişti. Kiev hanedan içi rekabet yüzünden feci halde zayıflamış ve yeterli iletişim imkanlarından yoksun devletin bu zaafı Kiev Rusu'nun dağılmasına ve · birbirine çok gevşek bağlarla bağlı federe knezliklerin ve şehirlerin bir yığını haline gelmesine neden olmuştu. Kiev yeni bir dizi rakip yüzünden daha da zayıf düşecekti. Suzdal Prensi Andrey Bogolyubskiy 1169'ta Kiev'i yağmalamış ve sarayını da Kiev'de değil Vladi­mir'de kurmuştu (1157-1174). Kiev 1203 yılında yeni­den yağmalanmış ve 1240 yılında Moğollar