Yalnız döneminin değil, bütün İslâm düşünce tarihinin en önde gelen düşünürlerinden Gazali (1058-1111) kelâmcılar, sûfiyye, Batıniler ve özellikle Yunan kaynaklı felsefe dahil, devrinin bütün düşünce şekillerini olabildiğince öğrenmiş ve eleştiriden geçirmiştir. El Munkiz'u-mine'd-Dalâl, düşünce hayatını ve kendisinin geçirdiği manevî basamakları anlattığı eseridir. Bu eser değeri bakımından Augustin'in Les Confessions (İtiraflar); Descartes’ın Metod Üzerine Konuşmalarına ve Rousseau'nun İtiraflarına benzetilir. Bu konuda kullandığı yöntem ise, Aristoteles mantığını kabul ederek ve felsefeyi yakından tanıyarak, felsefe tenkitçiliği şeklinde ortaya çıkar. Kimyayı Saadet adlı eserinin psikoloji bahsinde, gökten aşağı düştüğü kabul edilen bir insanın, teker teker uzuvlarını kaybetse bile yine de farkında olacağını belirtmiştir:
“İnsanın kendi varlığında hiçbir şüphe yoktur. Onun varlığı görünen ceset değildir... Bir kimse gözünü kapayıp, bedenini, gökleri, yerleri ve gözle görülebilen her şeyi unutsa dahi, kendi varlığını zaruri olarak bilir... Kendinden haberi olur...”
Duyulardan şöyle bahseder:
“İnsanlar yalnız duyular âlemini görürler. Duyular âlemi, öz olan melekût âleminin kabuğu durumundadır. Bu dış âlemi geçemeyen kimse; narın sadece kabuğunu, insanın da sadece derisini görmüş olur. İçeriye nüfuz edemez.”
İnsan varlığını ise ruh ve beden olarak ele alır:
“Bil ki iki âlem vardır: ruhani ve cismani. İstersen bunlara hissi ve akli veya ulvi ve sufi de diyebilirsin. Bunların hepsinin manası birbirine yakındır, farklılık sadece bakış açısı ile ilgilidir. Eğer sen bunları kendi varlıkları açısından ele alırsan cismani ve ruhani dersin.” Ruhun özelliklerini beş aşamaya ayırarak şöyle açıklar: “Beş duyunun getirdiklerini alan ilk ruhtur. Hayvani ruhun aslı ve ilk biçimi