Batılılarca Averroes olarak bilinen İbn Rüşd (d. 1126-ö. 1198), bilhassa Fasl-ül-Makal ve Kitab-ül-Keşf adlı eserleriyle akıl-din ilişkisini hikmet ve şeriatın birbiriyle uzlaşı içinde olduğunu söyleyerek anlamaya çabaladı. Bu dengeli tavrıyla skolastik düşünce karşısındaki sorgulayıcı aklın başlangıcı olan Rönesans ve Aydınlanmaya fikri zemin hazırlayanların başında gelen İbn Rüşd, aynı zamanda bir kadı ve hekim olarak hizmet ettiği irfan ve burhan sahibi hikmetli Doğu (İslam)'yu, filozof olarak "En Büyük Aristo Şarihi" sıfatıyla Aristo felsefesini tanıttığı Batı'ya yakınlaştırıp iki dünya arasında entelektüel bir köprü oldu.
Akıl
Zeyn el-ahbar başlıklı eserini 1049-1052 yılları arasında tamamlayan İranlı tarihçi Gerdîzî, çok ilgi çekici bir olaydan bahseder. Gerdizi'nin anlattıklarına göre Yafes oğlu Türk'ün çocuklarından birisi hastalanır. Bu çocuğun hastalığı hiçbir tedavi ile geçmez. Sonunda yaşlı bir adam Yafes'in anasına, buna karınca yumurtası ve kurt sütü ver, bu hastalık ondan gitsin, der. Bunun üzerine annesi ona bir ay boyunca karınca yumurtası ile kurt sütü verir. Çocuk iyileşir. Ancak çocuğun kılları artık bitmez, köse olur. Gerdizi'ye göre Türklerin soyu bu kişiden gelmektedir. -Gerdizi, Türklerin bedenlerinde kılların az olmasını, Yafes'in annesinin karınca yumurtası ve kurt sütü verdiği ve Türklerin soyunun türediği bu çocuğa bağlar. Bununla birlikte Türklerin haşin olmasının da içilen kurt sütünden kaynaklandığını ileri sürer. Bazı kaynaklarda Türk'ün Yafes'in oğlu olduğu kaydedilmiştir. Bu durumda Yafes'in annesi, torunu olan Türk'ün hastalığına çare olmuştur.- Buna benzer bir olayı da yazarı bilinmeyen ancak H. 520 (M.1126)'de kaleme alındığı kayıtlarda belli olan Mücmel el-tevarih adlı eserde (s.98) de anlatılmaktadır. Onbirinci bab: Türklerin Nesepleri ve Onların Zikri" başlıklı bölümünde şöyle bir bilgi bulunmaktadır: "Türklerin ataları olan Yafes, çocuk iken çok şiddetli bir hastalığa yakalanır. İhtiyar bir kadın onun anasına, karınca yumurtası bul, bunu ezerek kurt sütüyle yoğur, üç gün bundan ver, yiyince iyileşir, der. Annesi karınca yumurtası ile kurdun sütünü karıştırır, Yafes'e üç gün yedirir. Yafes hastalıktan kurtulur" -Adını bilmediğimiz yazar, bilgileri Gerdiziden almış olmalı ki Türklerin bedenlerinde kılların az olmasını Yafes'in yediği bu karınca yumur tasına bağlar. Delil olarak da karıncanın olduğu yerde ot bitmemesini gösterir. Bununla birlikte Türklerin
Sayfa 33·Kitabı okudu
Reklam
Cuma Namazının Fazileti
Cuma günü büyük bir gündür, fazileti üstündür ve müminlerin bayramıdır. Allah Resûlü [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurmuştur: "Kim herhangi bir özrü olmadan üç cuma namazını kılmazsa, Allah Teâlâ onun kalbini mühürler." Ebû Davud, Salât, 210 (nr. 1052); Tirmizî, Salât, 247 (nr. 500); Nesâî, Cum'a, 2 (nr. 1368); İbn Mâce, İkâmetü's-Salât, 93 (nr. 1126); Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/424.
Sayfa 215 - Semerkand·Kitabı okudu
Din
Rivayete göre, yeryüzünde edilen ilk dua da gecenin sona ermesine şükür niyetiyle yapılmıştır. Reşidüddin elMeybudi (Ö. . 1126) şöyle demiştir: Âdem as) gündüzün aydınlığını görebildiği sürece biraz olsun huzura sahipti; fakat Güneş gizlendiğinde kalbi bir keder madenine dönüştü. (...) Daha önce hiç geceyi görmemişti, ne de karanlığı yahut kederi tecrübe etmişti. Aniden tüm dünyayı kaplayan karanlığı gördü. Artık tam olarak gurbetteydi; hasta, zayıf ve eşinden ayrılmış. O karanlıkta iç çekti; bazen yüzünü Ay'a döndü, bazen de sessizce ümit ve korku arasında fısıldadı.2) Hücviri (ö. 1072) ise hükümdarların kudretinin gecenin gelişiyle sona erdiğini söyler.!3! Benzer bir hissiyat, Babil tanrılarına adanmış eski bir duada da dile getirilir.
Sayfa 37·Kitabı okudu
1000Kitap
Öne geçenler (yakınlık zirvesi) Vâkıa 11–26 “İşte onlar mukarrebûndur… Nimet cennetlerindedirler.” Açıklama: Öne geçmek yarış değil; istikrardır. Ödül, gürültü değil sükûnettir. En büyük nimet: yakınlık.
Naimâ Mustafa Efendi Haleblidir. Saray baltacılarından olup Kalaylı Ahmed Paşa'ya divan kâtibi oldu. Cemaziyelevvel 1116'da (Eylül 1704) hācegânlıkla Anadolu muhasebecisi olup 1121'de (1709) teşrifatçı ve ilk vak'anüvis oldu. 1125'de (1713) defter emini, 1126'da (1714) başmuhasebeci ve Safer 1127'de (Şubat 1715) silahdar katibi oldu. Mora harbinde iken Balyabadra kalesinde 1128'de (1716) vefat etti. Şairdir. Şarihü'l-Menärzâde'nin Tarih'ini genişleterek bir tarih yazdı ki, halen meşhurdur. Hak sözlü ve kâtipdi. (IV. 575/76)
Sayfa 1225
Alıntı
Reklam
Reklam