…Bir gün Mevlânâ’nın hastalandığı duyulur ve Konya halkı onu ziyarete koşar. Uygulanan tedaviler yarar sağlamaz. Artık sevgiliye kavuşma anıdır. Mevlânâ’nın kendi deyişiyle artık düğün gecesi (şeb-i urs/şeb-i arus) gelip çatar ve o, 5 Cumâdessânî 672 (17 Aralık 1273)’de bâki âleme göç eder.
Sayfa 17 - Kurtuba Kitap,
"Modern anlamda bir evrim fikri, ilk defa Nazzâm (ö. 835/845) tarafından ortaya atılmıştır. Nazzâm, evrimci bir yaklaşımla kainatın oluşumunu ve varlık türlerinin kökenlerini açıklamıştır. Bu yüzden, onun evrim teorisi, genel karakteri itibarıyla, kozmolojik bir evrim teorisidir. Nazzâm'ın meşhur talebesi ve ilk müslüman zoologlardan
Sayfa 14 - İnsan Yayınları
Reklam
“Hicretin 672. (mîlâdî 1273) senesinde ulu Sultan göç etti. Gözler yaşla doldu. Gönüller mâtem içinde inledi. Gayr-i müslim köyleri bile hüzne boğulmuştu. Her temiz insan ona sâdık, her millet ona âşıktı. Halk: «O, Hazret-i Peygamber’in nûru ve sırrıdır. Fazîletlerin sonsuz denizidir...» demekteydi. O gün, kimse yanıp yakılmadan sükûnet bulmadı. Bütün halk büyük bir elem içinde: «O, bir hazîne idi. Toprak altında gizlendi.» dediler.”
Mevlana (1207-1273), insanı "konuşan hayvan" olarak tanımlarken, dolaylı bir şekilde de olsa ondaki melezliğe dikkat çekmiştir. Ona göre "insan hayvanlıktan ve söz söylemekten mürekkeptir." Hayvanlık da konuşma yetisi de birbirinden ayrılmaz bir şekilde insanda daimidir. Melek bilgisiyle, hayvan bilgisizliğiyle kurtulmuştur Mevlana'ya göre ; insan ise ikisi arasında kalmıştır.
Sayfa 14 - melek+insan+hayvan
MESNEVİ’DEN İLK 18 BEYİT
1.Dinle Ney’den duy neler söyler sana, Derdi vardır ayrılıklardan yana. 2.Kestiler sazlık içinden, der, beni, Dinler, ağlar: Hem kadın, hem er beni. 3.Göğsü, göz göz ayrılık delsin de bir,
5.cilt
1273. Ebû Hüreyre radıyallâhu anh dedi ki, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem her ramazan on gün i'tikâfa girerdi. Vefat ettiği senenin ramazanında yirmi gün i'tikâfa girdi.   Buhârî, İ'tikâf 17. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Savm 78; İbni Mâce, Sıyâm 58. ... İtikâf, sözlükte mutlak olarak bir yerde ve maddî-mânevî, olumlu-olumsuz bir şey üzerinde ısrarla durmak demektir. Dînî bir terim olarak i'tikâf, kulluk ve Allah'a yaklaşmak niyetiyle mescidde belli bir süre durmak (ikâmet etmek)  demektir. Hadislerde de görüldüğü gibi itikâf, daha ziyâde ramazan ayında ve oruçlu olarak mescide kapanmak şeklinde uygulanagelmiştir. Gündüzleri oruçla, geceleri de ibadet ve zikirle mescidde geçirmek, bir anlamda tam mânasıyla kulluğa soyunmak demektir. Zarûri ihtiyaçları dışında hiçbir sebeple mescidden dışarı çıkmamaya özen göstermeyi gerektiren i'tikâf, daha önceki dinlerde de varolan bir ibadettir. Peygamber Efendimiz'in her yıl özellikle ramazan ayında i'tikâfa çekildiği bilinmektedir. Bu sebeple de i'tikâf sünnettir.
Sayfa 554Kitabı okudu
Reklam
281 öğeden 271 ile 280 arasındakiler gösteriliyor.