Günümü anlatıcam çünkü neden olmasın ki nee??
Meyaba yasısın?? Sabah 9.30 ve 10'a alarm kurdum ama 11'e kadar uyudum. Çünkü uyumak istedim. Sonra kahvaltı yaptım. Kurumuş kıyafetlerimi toplayıp hazırlandım. 13.15'te psikolojik danışmanla 16. Seansımızı yaptık. Sonra bi ödevimin çıktısını aldım. Yurda dönüp ödevi bıraktım. Okula dönüp saat dörtteki sınavıma çalıştım. Slaytları bi kere okuyup sınava girdim. Hoca dersten geçelim diye elinden geleni yapmış soruları kolay hazırlamıştı bence. Sınav sonucu açıklanınca itiraf ederim. Sonra merkeze gittim ayakkabıcıya gidip bi tane babet aldım. Merkeze gitmişken parka gitmemek olmazdı parka gidip spor aletlerine bindim sonra salıncakta sallandım. Parkta bi tane prensesle tanıştım. Yanımdaki salıncağa binmişti. Bi tane oğlanla birlikte oynuyolardı abla kardeşler sanmıştım. Meğer arkadaşıymış. Arkadaşının adı Aras'mış. Ama r harfini söyleyemediği ve peltek konuştuğu için Ayaz diyo sanmıştım. Sonunda Aras dediğini anladım. Arkadaşı onu sallarken salıncağa tekme atıyordu. Öyle düşersin ama dedim çocuğa. Prenseste tekme at dedi ama öyle düşer dedim. O da eliyle tekme atsın dedi. Sonra arkadaşını kardeşi sandığımı söyledim. O da kardeşim var benim adı Poyraz dedi. Hmm güzelmiş ismi dedim. Sonra senin adın ne dedim. Elanur dedi. Kulağımda kulaklık vardı Edanur dedim yok Elanur dedi. Sonra salıncak çok büyük bu park bizim çünkü okulumuza yakın dedi. Arkadaşı onu sallamayı bırakmıştı. Sen beni sallar mısın? Dedi. Tabiiki de dedim ve salladım. Ben salladıktan sonra tamam yeter birazda babam sallasın dedi. Kızın bütün özelini döktük. Allah gahretmesin. Kızın yanından ayrılınca "Elanur başa bela bi güzelliğin var dikkat et tatlım" diye içimden geçirmiş olabilirim. Sonra sosyal tesiste bi tost bi de supangle yedikten sonra yurda döndüm. İp atlayıp yürüyüş yaptım. Saat dokuza kadar
1000Kitap
Arkadaşlar bir ricam olacak, Lütfen 16-18 yaş arası kardeşlerim mümkünse yazmasın bana,çünkü ergen ergen konuşmalar yapıyorlar üstelik alay eder gibiler. Kırmamaya çalışıyorum sizi ama siz de dikkat edin tavırlarınıza 🙏
1000Kitap
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yeni Çağın Güç Denklemi: Küresel Teknoloji Monarşisi ve Türkiye'de Statüko Çıkmazı Modern siyasetin doğası, geleneksel ideolojilerin ve sınırların ötesinde, sermaye ile teknolojinin soğuk ve rasyonel ortaklığı tarafından yeniden inşa edilmektedir. Bugün ulus devletlerin iç siyasi dinamiklerini ve kurumsal yapılarını anlamak, yalnızca yerel parlamento tartışmalarına ya da parti içi kurultay delegasyonlarına bakarak mümkün değildir. Siyaset, siber egemenliğin, yapay zekâ tekellerinin ve küresel finans ağlarının dikey gücüyle şekillenen çok katmanlı bir satranç oyunudur. Bu oyunun kurallarını doğru okumak, hem batı dünyasında milyarderlerin neden tek bir çizgiye geldiğini anlamayı hem de Türkiye'nin içinden geçtiği siyasi tıkanıklığa gerçekçi bir teşhis koymayı zorunlu kılar. Kurumsal Mülkiyet Körlüğü ve Tarihsel Kırılmalar Türkiye siyasetindeki en büyük yanılgılardan biri, köklü siyasi partilerin ve yerleşik kurumların alternatifsiz olduğuna dair duyulan statüko inancıdır. Siyaset elitleri genellikle mevcut büyük yapıların kalıcı olduğunu, bu yapılardan ayrılan aktörlerin ise siyasi bir hiçliğe gömüleceğini vaaz eder. Oysa tarih, kurumsal sınırları ve dayatılan statükoyu bizzat yıkan figürler tarafından değiştirilmiştir. 1980 sonrasında Bülent Ecevit’in mevcut yapılara karşı gösterdiği kararlı duruş ve ardından kurduğu Demokratik Sol Parti ile başbakanlığa uzanan yolu, bu durumun en somut tarihsel reçetesidir. Kurumsal yapılar vizyoner projelerle, teknoloji çağının gereksinimleriyle ya da toplumsal dertlerle bağını kopardığında birer "halat çekmece" oyununa döner. Taraflar vizyon yerine hukuki dehlizleri ve yerleşik bürokrasiyi birer enstrüman olarak kullanarak o halatı kendi tarafına çekmeye çalışır. Ancak bu katı ve uzlaşmaz duruşun nihai sonucu kaçınılmazdır: O
Siyaset
kalemi 16. seviyeye yükselticem kerestecilerin odun yapmasını bekliyorum. bildigin bekliyorum, resmen bekliyorum, ne kadar garip bisi bu beklemek, her şeye uyuyor. bekliyorsun, öylece bekliyor, elin sanal kerestecisi bile seni bekletebiliyor, insan zamandan yaratılmışsa demek ki..
Monolog - 16
Yaşadığım bu dünyada ne ben ne de dünyanın geri kalanı hiçbir şey hissetmiyor; yalnızca ölümlerimizi bekliyoruz ve bu arada, yaşamlarımızdaki boşluğu doldurmak için önemsiz şeylerle uğraşıyoruz.
Felsefe
Kendi Klasiklerimize Neden Bu Kadar Yabancıyız? Bugün “klasikler” denildiğinde zihnimizde çoğunlukla Batı düşüncesinin kurucu metinleri beliriyor. Şüphesiz bunlar insanlığın ortak mirasına ait eserlerdir ve okunmayı hak ederler. Ancak İslâm medeniyetinin asırlar boyunca ürettiği felsefî, hikemî ve irfânî klasiklere yönelik aynı dikkati gösterdiğimiz söylenemez. Hatta “okuyalım, çocuklarımıza da okutalım” dediğimiz klasikler söz konusu olduğunda, bu kavram çoğu zaman neredeyse otomatik biçimde Batı klasiklerini çağrıştırmakta klasik okuma tasavvurumuz büyük ölçüde bu minvalde sınırlanmaktadır. Klasikler, yalnızca geçmişte yazılmış metinler değildir. Bir medeniyetin varlık, bilgi, ahlâk ve insan anlayışının en yoğun biçimde billurlaştığı metinlerdir. Her medeniyet kendi kavramlarını, sorularını ve hakikat tasavvurunu bu eserlerde muhafaza eder. Bu nedenle kendi klasiklerine yabancılaşmak, yalnızca bazı kitapları okumamış olmak değil, kendi düşünce geleneğinin kavramlarına, meselelerine ve idrak ufkuna da uzak düşmektir. Bu bağlamda felsefe, hikâye, şiir ve ahlâk diliyle yazılmış bazı klasik eserlerimize hep beraber bakalım: Bu klasiklerin en temel ortak özelliği, en karmaşık metafiziksel ve ahlâkî hakikatleri dahi alegoriler, masallar ve yaşanmışlıklar gibi her seviyeden insanın okuyup 'vusatınca' anlayabileceği, kendi ruh dünyasına tatbik edebileceği edebi bir dille sunmalarıdır. Bunlardan "bazıları": 1. Sa'dî Şîrâzî (Ö. 691 / 1292) - Bostan ve Gülistan: Ahlâk, hikmet, siyaset ve insan ilişkilerini şiir ve hikâyelerle anlatan klasik edebiyatın başyapıtlarındandır. 2. Mahmud Şebüsterî (Ö. 720 / 1320) - Gülşen-i Râz: Vahdet-i vücûd, insan-ı kâmil ve metafizik hakikatleri özlü ve şiirsel bir dille ele alan tasavvuf klasiğidir. 3. Âşık Paşa (Ö. 733 / 1332) -
1000Kitap