"Beni yaratıkların arasına iten hain an da Zaman'ın listesinden ilelebet silinsin!"
Kitabı okurken adeta varoluş sancısı çektim. Duvarlar üstüme üstüme geldi, yazarın deyimiyle yeryüzü ve gökyüzü resmen hapishane oldu gözümde. Eserin varoluş sorunsalını muhteşem bir biçimde yansıttığını söylemeliyim. Okunması zor, her cümle özünde derin mânâlar barındırıyor. Bu cümleleri tahlil ede ede okumakta fayda var. Kaldı ki bende notlar alarak okudum ve cümleler üzerine uzun uzun düşündüm. Kitapta alıntı yapmadığım bölüm pek yok gibi... Eseri asla yorgun bir zihinle okumanızı tavsiye etmiyorum. Zihninizin berrak olduğunu hissettiğiniz dakika başlayabilirsiniz kitaba.
Peki Çürümenin Kitabı neden bahsediyor, bize ne gibi mesajlar veriyor?
Bu çürüme elbette bir meyve yahut sebze çürümesi değil, biraz ironik olacak fakat bir diş çürümesinden de bahsetmiyoruz. Efendim ruhlar ve kalplerde çürüyebilir. Peki bir ruh yahut kalp nasıl ve neden çürür, kokuşur? Cioran hangi zihniyetle böyle bir metafor kullanmış?
Yazar varolmanın buhranını yaşıyor ve bunu estetik cümlelerle okura çok iyi yansıtıyor. Düşündürüyor. Onun deyimiyle "Şeyleri" Sorgular pozisyona geliyorsunuz. Acabalar zihni kuşatmaya başlıyor. Yazar diyor ki: "Varoluşa nasıl çare bulmalı, o sonu olmayan iyileşmeyi nasıl nihayete erdirmeli?" Bulamıyor, bulamıyor ve daha da dibe batıyor. Ümit etme yetisini dahi kaybediyor. Ve sonu bir hiçliğe doğru gidiyor. Hiçlik diyor yazar! Hiçlik her şeydir... Kurtuluşa ermek, çare bulmak, sağlıklı olmak, iyi düşünmek, inanmak, varoluş tamamiyle çürümektir. Dua etmek komedidir. Onun komik gördüğü bir durum daha vardır: başkalarının acıları... Gariptir ki başkasının acısı ona gülünç geliyor. O acı çektiğimiz ölçüde var olduğumuza inanıyor. Adeta aklın sınırlarını zorluyor. Ve dünya! Bir