Freud'un yazdığı gibi ( 1905/1960), " Düşmanımızı küçük, aşağılık, sevimsiz ya da komik göstererek, onu yenmenin vereceği zevki dolaylı olarak yaşarız. " (s.103)
Hitler, Wittgenstein'la neredeyse aynı yaşta olmasına karşın okulda ondan iki yıl gerideydi. Okuldaki eğitimleri yalnızca 1904-1905 yılında ortaklaşmıştı, bu yıldan sonra da Hitler zayıf notları nedeniyle okulu bırakmak zorunda kalmıştı. Birbirleriyle herhangi bir temaslarının olduğuna dair hiçbir kanıt yok.
Depresyon geçirme olasılığı yaşla birlikte bir artış gösterse de, en fazla artış genç insanlar arasında görülüyor. Birçok ülkede, 1955'ten sonra doğanların, hayatlarının bir döneminde ağır depresyon geçirme olasılığı, büyük anne ve babalarına oranla üç kat ya da daha fazladır. 1905'ten önce doğan Amerikalıların hayatları boyunca ağır depresyon geçirme olasılığı yüzde birken, 1955'ten sonra doğanlardan yirmi dört yaşına gelenlerin yüzde altısı depresyon geçirmiştir. 1945 ile 1954 arasında doğanların otuz dört yaşından önce depresyon geçirme olasılığı, 1905 ile 1914 arası doğanlara oranla on kat fazladır. Her yeni kuşakta, ilk depresyon vakası giderek daha erken bir yaşta görülmüştür
Mesele (1905): Eğer bir ev iki kişi arasında ortak (müşa') ise, bu ortaklardan birinin kendi hissesini, o hisse henüz fiilen ayrılmadan (ifraz edilmeden) önce bir başkasına hibe etmesi sahih olmaz.
Kant, Newton’un gerçeği bulmasını açıklayabilmek amacıyla saf akla ilâveten insanın hakikati idrak etmesi için özel bir ekstra yeteneği olduğunu kabul etmek zorunda kalmıştı. Aslında Aristoteles’in (MÖ 384-322) nous (idrak) fikrine benzeyen bu fikir Kant’ın en büyük eseri kabul edilen Saf Aklın Eleştirisi (Kritik der reinen Vernunft [1781]) adlı kitabının da temel fikridir.
Bugün büyük filozofun yanılmış olduğunu biliyoruz, zira 1905 ve 1916’da Albert Einstein’in yayınladığı özel ve genel izafiyet teorileri, Newton mekaniğinin yanlış olduğunu gösterdiler. Kant tüm bilim felsefesini Newton’un nihaî gerçeği bulmuş olduğu kabulü üzerine kurmuştu. Bunun böyle olmadığının görülmesi, Saf Aklın Eleştirisi’nin en temel tezini çürüttüğü için Kant’ın ona dayanan tüm bilim felsefesi de yıkılmış oluyordu.