"Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar, burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını savaşa yollayan analar, gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızda, huzur içindedirler ve huzur içinde uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır. Atatürk, 1934"
Sayfa 326·Kitabı okudu
Dinlenmek için çıktığı seyahatten Eylül sonlarına doğru daha yorgun ve bitkin olarak Kahire'ye döndü. Damadı Muhittin Bey'e yazdığı 27 Eyül 1935 tarihli mektubunda, "Ben çok ihtiyarladım, çok zayıfladım. Hiç dermanım yok. Tebdil-i havadan hiç müstefit olamadım. Bakalım Allah ne gösterecek?" diyecektir¹⁸⁶. Aralık 1935'te çekilen bir fotoğrafını Abbas Halim Paşa'nın kızı Prenses Emine Hanım'a gönderirken arkasına şunları yazacaktır: Şu serilmiş görünen gölgeme imrenmedeyim... Ne saadet, hani ondan bile mahrumum ben. Daha bir müddet eminim ki hayatın yükünü, Dizlerim titreyerek çekmeye mahkumum ben. Çöz de artık yükümün kördüğüm olmuş bağını, Bana çok görme, İlâhî, bir avuç toprağını!.. Muhtemelen aynı fotoğrafı bir başka dostuna gönderirken arkasına başka bir kıta yazacaktır. Bunlar ölümün ayak seslerini duyan şairin kendisiyle son latifeleşmeleri, dostlarına son işaretleri gibidir: Hepsi göçmüş, hani yoldaşlarının hiçbiri yok! Sen mi kaldın, yalınız kafileden böyle uzak? Postu sermekse merâmın yola, serdirmezler; Hadi, gölgenle beraber silinip gitmene bak. Memleketine olan hasreti iyice artmıştı. Mısır'da ölmekten, orada kalmaktan da korkuyordu. Nihayet 1936 yaz başında (17 Haziran) İskenderiye'den bindiği vapurla İstanbul'a döndü. Tabiri caizse naaşını alıp vatanına gelmişti. Eşref Edip'in naklettiğine göre karşılayanlardan birinin "nasılsınız Üstad?" sorusu üzerine. "İşte gördüğünüz gibi, canlı cenaze" diyecektir¹⁸⁷. Karşılamaya gelenler, muhtemelen takipten çekindikleri için iki elin parmakları kadardı. Orada bulunanlardan biri, o yıllarda Askeri Tıbbiye talebesi olan Fethi Tevetoğlu anlatıyor: "17 Haziran 1936 Çarşamba günü, bir Mısır-İngiliz kumpanyasına ait, Mısır bandıralı, beyaz renkli Muhammet Ali el-Kebir gemisi ile Galata Rıhtımı'na yanaşmıştı. Geminin
Sayfa 137 - İstanbul Zaim Üniversitesi Yayınları
Tarih
Reklam
Kür Şad, Temmuz 1947
Sıfırla Nasıl Tanıştım: Onunla 1928 veya 1929'da Pertev Naili vasıtasıyla tanıştım. O zaman Darülfünun talebesiydim. Pertev'in liseden hocası olduğu için arasıra evine giderdi. Pertev, o zamanki samimiyetimiz dolayısıyla beni ve Orhan Şaik'i de Sıfıra götürmüş, tanıştırmıştı. O sırada yegâne ihtilafi-mız Fuad Köprülü'nün Türk edebiyatındaki bilgisi üze-rindeydi. Hususî ve hissî bir meseleden dolayı Köprülü'ye düşman olan Sıfır onu çekiştirir, zımnen cehlini ileri sürer, biz de aksi tezi müdafaa ettiğimiz için arada tartış-malar olurdu. 1930'da Türkiyat Enstitüsü'ne asistan olduğum zaman ahbaplığımız yine devam etti. Enstitüye gelir, bana ve öteki asistan Abdülkadir İnan'a Türk edebiyatı hakkında bazı şeyler sorup öğrenir ve aramızda her hangi bir sızıltı ve münaferet olmazdı. Bilâkis herkesin nabzına göre şer-bet vermesini daha o zamandan beri bildiği ve meclisin-dekileri eğlendirmekte üstad olduğu için kendisinden hoşlanırdık. Sıfırın Bana Düşmanlığı: "Orhun"un 21 Mart 1934 tarihli beşinci sayısında yayınladığım bir yazı üzerine Sıfır bana düşman oldu. "Alaylı Alimler" başlığını taşıyan bu tenkit yazısı onun "Türk Edebiyatına Toplu Bir Bakış" adlı pek cahilane ve vahim hatâlarla dolu eserinin mahiyetini ortaya koyan sert bir makaleydi. Sertliğinin sebebi de bu kitabın lise-lere kabul olunacağı hakkındaki söylentinin günden güne büyümesiydi "Sıfır" o zaman Dil Kurumu'nda Türkçeyi tahrible uğraşan heyet arasında bulunduğu ve huzurda ga-zeller okuyarak göze girmiş olduğu için bu kitap hakika-ten liselerin resmî ders kitabı olabilirdi. Böyle bir faciayı önlemek için vicdanî bir vazife yaptım ve sert bir yazıyla işi açığa vurarak belki de hakikaten bir kültür trajedisini önlemiş oldum. İşte Sıfır bana bu yüzden düşman olmuş, hattâ o zaman beni mahkemeye vermek istemiş,
Sayfa 168 - 169·Kitabı okudu
Milli Eğitim Bakanlığı ile diğer bakanlıklara bağlı okul­lardaki görevlilerle öğrencilerin kılık kıyafetlerine ilişkin 2596 sayılı ve 03.12.1934 kanuna dayanan 8/3349 sayılı yönetmelik hükümleri gereğince, okul içerisinde, erkek öğ­renciler kısa saçlı olup, sakal ve bıyık bırakamazlar. İmam Hatip Liselerinde kız öğrenciler yalnız Kur'an-ı Kerim ders saatlerinde başlarını örtebilirler. Yükseköğretim okullarında kız öğrenciler kılık kıyafet bakımından memurlar için konu­lan kurallara aynen uyarlar. Erkek öğrenciler için de durum aynıdır. Diploma ve her türlü resmi belgelere yapıştırılacak fotoğrafların bu Yönetmelik hükümlerine uygun kıyafetlerle çekilmiş olması esastır. Bu kurallara uymayan öğrencilere disiplin yönetmeliğindeki hükümler ve cezalar uygulanır.
2
Recep Tayyip Erdoğan, 8 Ocak 2011' de Sarıkamış şehitleri için yapılan kardan heykellerin açılışını gerçekleştirdikten sonraki konuşmasında "Dedem Kemal Mutlu burada şehit düştü" dedi! "Büyük dedem, Rize Güneysulu Kemal Mutlu, burada, Sarıkamış'ta şehit d üşerek Ha kk'ın rahmetiyle kuca klaştı. Derlerd i ki: Tüfeği ne sarılarak, donara k şehit olduğu n u görd ü k ve adeta gözlerindeki soğuğu n verd iği gözyaşları buz damlacıkları gibi, damlamış halde şehit olm uş." (9 Mayıs 2008, Sabah) Kemal Mutlu, Erdoğan'ın annesi Tenzile tarafından büyük dedesi. Şehit miydi? ... Kaynaklara bakalım ... Milli Savunma Bakanlığı'nın Şehitlerimiz adlı beş ciltlik yayınında, Sarıkamış Şehitleri'nin yer aldığı 1. Dünya Savaşı kategorisinde 276 Rizeli şehidin ismi var. Sarıkamış Harekatı'nda şehit olan Rizeliler arasında "Kemal Mutlu" diye bir isim yok. 2008 yılında bazı işadamlarının Rize' nin Güneysu ilçesinde yaptırdığı okulun adı; "Şehit Kemal Mutlu Anadolu Öğretmen Lisesi" oldu! Açılışı Başbakan Erdoğan gerçekleştirdi. 2009' da ise Sarıkamış ilçesinin "Belediye Caddesi" nin ismi, "Şehit Kemal Mutlu Caddesi" olarak değiştirildi. Bu arada: 1914 yılının son günlerinde gerçekleşen Sarıkamış Harekatı sırasında Soyadı Kanunu henüz çıkmamıştı. Yani, o yıllarda "Mutlu" diye bir soyadının olması mümkün değil. İlgili kanun tam 20 yıl sonra, 1934 yılında yürürlüğe girdi. Karışık bir konu ...
Sayfa 17·Kitabı okuyor
Alıntı
İran’ı engellemeseler bir şahlanacak pir şahlanacak :D
Amanullah Han gibi İran'da Rıza Şâh Pehlevî de, Atatürk’ü örnek alarak çağdaş bir devlet yapısı meydana getirme girişiminde bulunmuş, fakat oğlu zamanında Batılılaşma, mollaların tepkisine yenik düşmüştür. Mustafa Kemal, Rıza Şâh'ın Ankara ziyaretine (16 Haziran 1934) özel bir önem vermişti. Rıza Şah'ın oğlu döneminde, 1962 yılı Ekim ayında Şâh Hükûmeti, kadınlara rey hakkı tanıyan yerel meclisler kurmaya çalıştığı zaman câmilerde ve medreselerde protestolarla karşılaşmış ve konunun uygulanması durdurulmuştur.
Alıntı
Reklam
Reklam