Amin Maalouf ( 1949 - ) Lübnan’ın Beyrut.
Eser yayın yılı 1988
Roman, 11. yüzyılın büyük şairi ve astronomu Ömer Hayyam’ın hayatı çevresinde gelişir.
Aynı dönemde yaşayan üç önemli figür vardır:
• Ömer Hayyam, bilgelik ve şarabın şairi;
• Hasan Sabbah, Alamut Kalesi’nin kurucusu, fedailerin efendisi;
• Nizamülmülk, Selçuklu veziri, düzenin temsilcisi.
Bu üçü gençliklerinde dosttur; sonra yolları ayrılır ve her biri farklı bir “hakikat” anlayışının temsilcisi haline gelir:
• Hayyam, bilimin ve yaşam zevkinin;
• Sabbah, inanç ve fanatizmin;
• Nizamülmülk, devlet düzeninin yolunu seçer.
Hayyam, hayatın geçiciliğini kabullenir ve bunu Rubailer’inde dile getirir. Romanın bir kısmı onun bu dizeleri yazma süreciyle ilgilidir.
Kitabın ikinci yarısıysa 20. yüzyıla, 1900’lerin başında İran’daki devrim hareketlerine uzanır. Burada Amerikalı bir tarihçi, kaybolmuş Semerkant Nüshası (Rubaiyat’ın el yazması) peşindedir. Bu el yazması Titanic gemisiyle birlikte denizin dibine gömülür.
“Gerçek bilgelik, ne mutlak inançta ne de mutlak kuşkudadır — yaşamın faniliğini bilip yine de sevmektir.”
Amin Maalouf, Doğu’nun geçmişine bakarak insanlığın değişmeyen çelişkilerini anlatır:
inanç – özgürlük, aşk – ölüm, düzen – birey karşıtlıkları…
Romanın ana fikri, dogma ile özgür düşünce arasındaki çatışmanın insanlık tarihini nasıl biçimlendirdiğidir.
Hayyam’ın dünyasında yaşam bir şarap kadehi gibidir: kısa ömürlü ama içildiği sürece güzeldir.
“Yaşamın anlamı, onu sorgulamakta değil, yaşamaktır.”