Bir Türk Ailesinin Öyküsü
9/10
·415 syf.··
Beğendi
·
2025 198. kitabı
·
36 saatte okudu
·
Okunma: 20 Aralık 2025 12:11
Her zaman otobiyografik eserler ilgimi çekmiştir, çünkü orada anlatılanlar gerçek yaşam öyküleridir. Hepimiz bu dünyada birer fert olarak kendi yaşamımızı yaşamakta ve yaşantılarımızdan tecrübe edinmekteyiz. Kitap okumanın en iyi tarafı gerek bizlerle aynı çağda yaşayan gerek yüzyıllar evvel yaşamış olan insanların eserlerini okuduğumuzda onlarla yaşıyor, onların düşünceleri konusunda bilgi sahibi oluyoruz. Sn.Zülfü Livaneli'nin deyimiyle, kitap okumanın en büyük zevk olduğunu ben biliyorum bir tek aklım var ama okuduğum her kitaptaki insanın aklına yaslıyorum kendi aklımı düşünsenize tarihinin en büyük romancıları beyinleri düşünürleri filozofları sizin arkadaşınız oluyor size yol gösteriyor siz onlarla konuşuyorsunuz tartışıyorsunuz ve sonunda çok daha zengin oluyorsunuz ve bunun yaşamınızdaki diğer alanlarda da faydasını görüyorsunuz hangi mesleği seçerseniz seçin kitap okuyan insanlar okumayan insanın bakışları bile farklılaşır. Rıdvan Akar 'ın Suna Kıraç'ın hayatını anlattığı Ömrümden Uzun İdeallerim Var! Kitabından sonra okumuş olduğum bu türdeki en güzel eserlerden biri oldu bu eser. Bir Türk Ailesinin Öyküsü Osmanlı İmparatorluğu'nun çalkantılı son dönemlerinden Birinci Dünya Savaşı'nın yıkıcılığına uzanan bir öykü. Varlıklı bir ailenin adım adım yoksulluğa ilerleyişinin, bir arada kalma mücadelesinin, çarpıcı anlatımı. Bir Türk Ailesinin Öyküsü, İrfan Orga tarafından kaleme alınmış ve ilk kez 1950 yılında Londra’da Portrait of a Turkish Family adıyla yayımlanmış otobiyografik bir eser. Bir Türk Ailesinin Öyküsü, varlıklı bir ailenin Birinci Dünya Savaşı ile başlayan yoksullaşma sürecini, baba figürünün kaybını ve hayatta kalanların verdiği psikolojik mücadeleleri hüzünlü bir dille aktarmakta. Kitap, yazarın Türk Hava Kuvvetleri'ndeki görevinden ayrılıp Londra’ya yerleşmesi ve anılarını yabancı bir dilde başarıyla
Hayata Dair
Bir Türk Ailesinin Öyküsüİrfan Orga · Everest Yayınları · 20181,013 okunma
Bazı kitaplar hayatınızı değiştirecek
8/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2019 18. kitabı
George Orwell’in “1984” adlı romanı, totaliter bir rejimin insan yaşamını nasıl tamamen kontrol altına alabileceğini anlatan güçlü bir distopyadır. Aşağıda kısa ve öz şekilde özet bilgiler bulabilirsin --- Kitap Bilgileri Yazar: George Orwell Yayın yılı: 1949 Tür: Distopya, politik roman Ana tema: Totaliter rejim, birey özgürlüğü, gözetim, manipülasyon --- Konu Özeti Roman, Okyanusya adlı totaliter bir ülkede geçer. Ülke “Büyük Birader (Big Brother)” adlı bir lider tarafından yönetilmektedir. Devlet, insanları sürekli gözetim altında tutar; düşünceler bile suç sayılır (“düşünce suçu”). Ana karakter Winston Smith, gerçeği çarpıtan Gerçek Bakanlığı’nda çalışır. Sistemin yalanlarını fark eder, düşünmeye ve sorgulamaya başlar. Winston, Julia adında bir kadınla gizli bir ilişki yaşar ve özgürlük hayalleri kurar. Ancak sonunda Düşünce Polisi tarafından yakalanır, işkence görür ve beyni yıkanarak sisteme boyun eğer. Romanın sonunda Winston, “Büyük Birader’i seviyorum.” diyerek teslim olur. --- Temalar ve Semboller
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200,1bin okunma
Reklam
Puan vermedi·320 syf.··
Beğendi
·
2025 58. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 01 Ekim 2025 01:40
Amin Maalouf ( 1949 - ) Lübnan’ın Beyrut. Eser yayın yılı 1988 Roman, 11. yüzyılın büyük şairi ve astronomu Ömer Hayyam’ın hayatı çevresinde gelişir. Aynı dönemde yaşayan üç önemli figür vardır: • Ömer Hayyam, bilgelik ve şarabın şairi; • Hasan Sabbah, Alamut Kalesi’nin kurucusu, fedailerin efendisi; • Nizamülmülk, Selçuklu veziri, düzenin temsilcisi. Bu üçü gençliklerinde dosttur; sonra yolları ayrılır ve her biri farklı bir “hakikat” anlayışının temsilcisi haline gelir: • Hayyam, bilimin ve yaşam zevkinin; • Sabbah, inanç ve fanatizmin; • Nizamülmülk, devlet düzeninin yolunu seçer. Hayyam, hayatın geçiciliğini kabullenir ve bunu Rubailer’inde dile getirir. Romanın bir kısmı onun bu dizeleri yazma süreciyle ilgilidir. Kitabın ikinci yarısıysa 20. yüzyıla, 1900’lerin başında İran’daki devrim hareketlerine uzanır. Burada Amerikalı bir tarihçi, kaybolmuş Semerkant Nüshası (Rubaiyat’ın el yazması) peşindedir. Bu el yazması Titanic gemisiyle birlikte denizin dibine gömülür. “Gerçek bilgelik, ne mutlak inançta ne de mutlak kuşkudadır — yaşamın faniliğini bilip yine de sevmektir.” Amin Maalouf, Doğu’nun geçmişine bakarak insanlığın değişmeyen çelişkilerini anlatır: inanç – özgürlük, aşk – ölüm, düzen – birey karşıtlıkları… Romanın ana fikri, dogma ile özgür düşünce arasındaki çatışmanın insanlık tarihini nasıl biçimlendirdiğidir. Hayyam’ın dünyasında yaşam bir şarap kadehi gibidir: kısa ömürlü ama içildiği sürece güzeldir. “Yaşamın anlamı, onu sorgulamakta değil, yaşamaktır.”
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202574,7bin okunma
Anna Karanina
Puan vermedi·1062 syf.··
2025 61. kitabı
Roman 1000 sayfanin ustunde. Ben eski bi basimini bulmustum onu okudum. (1949 yili) Nasil bitirecegimi dusundum. Ama o kadar surukleyici ki cok cabuk bitti. Okumasi cok keyifli. Hikaye guzel. Filmini seyrettim hemen kitabin bittigi gun. Romanda karakterlerin tasviri cok cok iyi. O kisiyi gercekten gormussunuz gibi.dili cok erkileyici. Okunmasini tavsiye ederim.
Edebiyat
Anna KareninaLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Yayınları · 202555,6bin okunma
Bir Nasihatname Klasiği: Gençlerle Başbaşa
Puan vermedi
Ali Fuad Başgil Gençlerle Başbaşa "Çalış genç arkadaşım çalış. Namerde muhtaç olmak, ölmekten beterdir." "Gençliğini eğlenmekle geçiren, ihtiyarlığını ağlamakla geçirir." Daha kitabın ilk sayfasını açar açmaz karşımıza çıkan bu iki güçlü cümle, Prof. Dr. Ali Fuat Başgil'in kaleme aldığı Gençlerle Başbaşa kitabının ruhunu özetler nitelikte. Kitaba geçmeden önce birkaç önemli noktaya değinmek istiyorum. Hepimizin hayatta farklı yolculukları, farklı hikâyeleri var. Hedefe giden yollar değişse de herkes kendi hayatının yazarıdır. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil de, kendi fikir dünyasına ve tecrübelerine dayanarak gençlere bir rehber sunma amacıyla bu eseri kaleme almış. Aslında bu eser, doğrudan kitap yazma niyetiyle ortaya çıkmamış. İlk olarak Eminönü Halkevi yöneticilerinin davetiyle, "Gençliğe Öğütler" başlığı altında bir konferans veriyor. Konferans, gençler arasında büyük ilgi görüyor ve talepler üzerine, bu metni genişleterek dönemin gazetelerinde makale olarak yayımlıyor. Bu süreçten iki yıl sonra, bu kez Üsküdar Halkevi tarafından bir başka konferansa davet ediliyor. Konu ise: "Terbiyenin Karakter Üzerindeki Etkileri." Bu birikimlerin sonucunda Başgil, "Zaten az çok malzeme toplanmıştı" diyerek bu eseri meydana getiriyor. Kendisi kitabı "naçiz bir esercik" olarak tanımlasa da, arka kapakta ifade edildiği gibi, bu eser yalnızca genç çıraklara değil; aynı zamanda tecrübeli ustalara da rehberlik edebilecek nitelikte. Kitabımız 80 sayfa ve beş bölümden oluşuyor. Hacim olarak küçük olsa da içerik olarak oldukça dolu. Başgil'in sade ve doğrudan üslubu, her yaştan okuyucuya ulaşabilecek bir anlatım sunuyor. Kitapta başarı, ahlak, irade, çalışma azmi ve hedefe ulaşma yolları gibi birçok temel konu ele alınmış. Başgil, bireyi etkileyen çevresel koşullardan, arkadaş çevresinin önemine;
Gençlerle BaşbaşaAli Fuad Başgil · Yağmur Yayınları · 202419,2bin okunma
Bit Palas - Elif Şafak
Puan vermedi·384 syf.··
2025 2. kitabı
Altına hücum!! Bazen bir hikâye, bir altın tanesinin toprağın içinde parlamasıyla bazen de görünmeyen ama kokusuyla varlığını hissettiren bir çürümenin ortasında başlar. O sabahki yoğun sis, Sacramento Nehri’nin üzerini ince bir buhar tabakası gibi kaplamıştı. Kıyıda yaşlı bir Kızılderili adam, tüylerle süslenmiş deriden yapılmış başlığını düzeltti. Elinde pürüzlü bir sopa, yorgun gözleri ise uzak dağlardaydı. Bölgeye yeni geldiği her hâlinden belli olan genç bir altın arayıcısı yanına yaklaştı. Genç adam: Söylesene yaşlı adam, bu topraklarda altın var mı gerçekten? Yaşlı Kızılderili: Altın hep vardı. Suyun altında, taşın içinde, rüzgârın hikâyesinde ama biz onu uyandırmazdık. Genç adam: Aman Tanrım! Neden? Bulan zengin olurdu işte. Yaşlı Kızılderili: Altını uyandırırsan ruhları da uyandırırsın ancak bazı ruhlar yerin altında kalmak ister. Genç adam: O zaman hiç kazmamak mı gerekir? Yaşlı Kızılderili: Senin gibi beyaz adam için kazmak kaçınılmaz ama evlat sadece neyi çıkarmaya niyetlendiğini bil. Altın mı arıyorsun yoksa kendi felaketini mi? Genç adam, bu sözleri pek de anlamadan omzundaki kazmayı kavradığında hafif bir rüzgâr suyun yüzeyinde halkalar oluştururken güneşin ilk ışıkları bu halkalarda altın gibi titreşti. O anda hem kendi hem de toprağın hafızasında yeni bir yarık açılmak üzereydi aslında. 1848 yılı… Amerika Birleşik Devletleri bir yandan Sanayi Devrimi’nin ivmesini yakalamış bir yandan da batıdaki bakir topraklarıyla hâlâ “keşfedilecek” bir ülke gibiydi. Bu topraklar binlerce yıldır kendi efsanelerini gökyüzünden, dağlardan, nehirlerden alan yerli kabilelerin yurduydu. Onlar için toprak, ataların ruhlarının dolaştığı ve ilahi hikâyelerin kök saldığı canlı bir varlıktı. Tam da o yıl, Sacramento Vadisi’nde kereste işçisi olarak çalışan James W.
1000Kitap
Bit PalasElif Şafak · Doğan Kitap · 20234,594 okunma
Reklam