1994 yılında Maryland Üniversitesinde bir araştırmacı olan ve şimdilerde North Carolina Üniversitesinde çalışan Stephen Porges, Kalp Hızı Değişkenliği (KHD) araştırmasına başladığımız dönemde, Darwin'in gözlemlerine dayanan ve bu erken dönem içgörülere, 140 yıllık bilimsel keşifleri de ekleyerek Polivagal teoriyi tanıttı (Polivagal, vagus sinirinin pek çok dalıyla ilgilidir. Beyin, akciğer, kalp, mide ve bağırsaklar gibi çeşitli organları birbirine bağlayan Darwin'in "pnömogastrik: akciğer mide siniri") Polivagal Teori'si, güvenlik ve tehlike biyolojisini daha iyi anlamamızı sağlamıştır; bedenlerimiz, etrafımızdaki insanların sesleri ve yüzleri arasındaki içgüdüsel deneyimlerin ince, karşılıklı etkileşimlerini temel alır. Kibar bir yüzün ya da rahatlatıcı bir ses tonunun, neden hislerimizi belirgin bir şekilde değiştirdiğini açıklamaktadır. Hayatımızdaki önemli insanlar tarafindan görüldüğümüzü ve dinlendiğimizi bilmenin bizi neden rahatlattığını, güvende hissettirdiğini ve ihmal edilmenin ya da reddedilmenin, öfke tepkilerine ya da ruhsal çöküşe neden olabildiğini açıklamaktadır. Başka bir insanla odaklanmış uyumun, bizi düzensizlikten ve korku dolu durumlardan çıkardığını anlamamızı sağladı. Kısacası, Porges'in teorisi, savaş ya da kaç etkilerinin ötesine bakmamızı ve sosyal ilişkileri, travma anlayışımızın merkezine almamızı sağladı. Ayrıca uyarılmayı düzenleme için beden sistemini güçlendirmeye odaklanan yeni yaklaşımlar ortaya çıkmasını sağlamıştır.
Sayfa 77·Kitabı okuyor
İlginç olan, 1994 Yerel ve 1995 Genel Seçimleri öncesinde "laik hassasiyetleri" harekete geçirerek RP'li belediye başkanlarını yıpratma girişimlerinin, popüler düzlemde RP'li belediyelerin başarılı imajını yok edemedikleri, bu hegemonya savaşını kaybettikleridir.
Sayfa 417·Kitabı okudu
Tarih ve Siyaset
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
"Cyrano de Bergerac'ı bilirsiniz." diyor. Elbette biliyor Can. … "Ragueneau vardır orada, Cyrano'nun arkadaşı, fırıncı," diye devam ediyor şair, 1994 yılında değiliz, 2015 yılındayız. Can toparlanıp şairin anlattıklarını dinliyor: "Ragueneau dükkânını çekip çevirirken bir yandan da şiir yazar. Sabaha kadar yazar. Gün ağarmaya başladığında, artık şiir yazmayı bırakıp fırının işleriyle uğraşması gerektiğinde kendi kendine şöyle der: 'İçindeki tanrıyı sustur Ragueneau, şimdi rübap zamanı değil kebap zamanı!' Ne güzel bir sesleniş değil mi? Ben de gerçek hayata karışmam gerektiğinde kendi kendime böyle seslenirim: İçindeki tanrıyı sustur, şimdi şiir zamanı değil! Susmayacağını bile bile."
Sayfa 84 - İletişim Yayınları, 1. Baskı
Refah Partisi önce, 1994 yerel seçimlerinde başta İstanbul, Ankara gibi büyük şehirler olmak üzere aldığı belediyelerle ardından da, 1995 genel seçiminde birinci parti olmasıyla Türkiye’nin gündemine oturdu. Böylece 1994 yerel seçiminden 2000’li yıllara kadar devam edecek olan rejim odaklı laiklik ve irtica tartışmaları başlamış oldu. (..) Siyasal İslam’ın Refah Partisi’yle tırmanışa geçmesinin ardında yatan etkenlerin açıklaması, olguya bakış açısına göre değişmektedir. Bu doğrultuda, İslami hareketin ve dolayısıyla RP’nin güçlenmesinin iki temel açıklaması vardı. İlki “protesto oyları” teorisiydi. Bu görüşe göre RP’nin aldığı desteğin arkasında sosyal ve ekonomik eşitsizlikler vardı. Ana akım partilerden umudunu kesen yoksul ve yoksun kesimler sisteme ve uzantılarına olan tepkilerini RP’ye oy vererek ortaya koymuşlardı. (..) İkincisi ise olguyu dışsal faktörlerle değil içsel dinamiklerle açıklayan, İslamcılığın toplumsal kabul gördüğü iddiasıydı. Buna göre RP oylarındaki artış dindarlığın ve dinsel değerlerin yaygınlaşmasının sonucuydu. Partiye oy verenlerin hepsi İslamcı olmasalar da dinsel motivasyonla hareket eden kimselerdi. (..) Solun genel yaklaşımı ise 12 Eylül Darbesi ve sonrasında tesis edilen siyasal rejimin solu tasfiye ettiği üzerine odaklanmıştı. Silahlı kuvvetler, Türkiye açısından en büyük tehdit olarak solu görmüş ve solun olası iktidarını ortadan kaldıracak önlemler almıştı. Sola karşı İslam’ın “bütünleştiriciliğinden yararlanmaya” çalışan 12 Eylül paşaları farkında olmadan Siyasal İslam’ın güçlenmesine uygun bir zemin oluşturmuşlardı. Hızlı sanayileşmenin ve kentleşmenin yaşandığı; sosyal, ekonomik ve siyasal sorunların derinleştiği bir dönemde solun bıraktığı boşluğu Siyasal İslam doldurmuştu.
Alıntı
Korkuya dayalı....
Çeka başkan yardımcısı M. Lacis (Litvanyalı bir Yahudi idi.) “Çeka’ nın Karşı-Devrimcilerle Mücadelesi” adlı kitabında (Moskova, 1921) şöyle yazıyordu; “ Biz Israilli’ ler, devamlı korkuya dayanan toplumsal bir düzen kurmalıyız.” Lenin 1918 yılında yazdığı bir mektupta, Bir milyon dört yüz bin Yahudinin Çeka için çalıştığını yazıyordu. Lenin şöyle devam ediyordu: “ Bu Yahudi unsurlar sabotörlere karşı harekete geçirilmelidir. Ancak bu şekilde, devrimin kritik aşamasını atlatabiliriz.” (Todor Dichev, “Korkunç Komplo,” Moskova, 1994)
Sayfa 244·Kitabı okuyor
Alıntı
Sadr Ailesi -3
“Ailenin diğer üyeleri gibi Irak'ın fırtınalı yıllarına denk gelen yaşamı boyunca, Muhammed Bâkır es-Sadr (1935-1980), Baas rejiminin amansız bir düşmanıydı. İslâmî Dava Partisi'ni kurarak rejime açıktan bayrak açan Muhammed Bâkır es-Sadr, kız kardeşi Amine Sadr Bintu'l-Hudâ ile birlikte Saddam Hüseyin rejimi tarafından idam edildi. Muktedâ Sadr, 1994'te Muhammed Bâkır es-Sadr'ın kızıyla evlenirken, hem babasından hem de kayınpederinden tevarüs ettiği bir siyasî çizgiyi de sahiplenmiş oluyordu. Ortadoğu'nun yakın tarihini, meşhur aileler üzerinden de kaleme almak gerekiyor. Sadrlar, bu konuda kalem oynatacaklar için yeterli ilhamı verecek, güçlü bir kaynak.”
Sayfa 65 - Sadr Ailesi