Mevlana Celaleddin-i Rumi, Fihi Ma Fih
Gerçek anlamda bir maneviyat ve irfan hazinesi olan bu şaheserin isminin anlamı ile başlayalım.
Fîhi Mâ Fîh ne demek?
"İçinde her şey var", "içinde içindekiler var", "her şey ondadır", "içerdiğini içerir", "ne varsa onda var" gibi bir çok anlam yüklenmiştir. Aslında esere bu isim Hz. Mevlâna tarafından verilmemiş, bu konuşmaları derleyenler tarafından daha sonra Muhyidddin Arabî Hazretleri'nin Fütûhât-ı Mekkiyye'sinde geçen şu dörtlükten ilham alınarak konulmuştur:
İçinde içindekilerin olduğu bir kitaptır
Mânâları açısından da muhteşemdir
İçindekileri dikkatle incelediğinde
Onda incinin bulunduğunu görürsün!
Kitabın ismi tek başına bile ne kadar çok şey ifade ediyor... İnsanı "kânatın özü" olarak tanımlayan bu harikulade eser içsel huzur arayışına şifa olmakta ve ışık tutmaktadır.
Kitabın konusuna bakacak olursak üç ana başlık altında değerlendirilebilir: Yüce Allah'ı tanımak, insanı tanımak ve varoluş amacını tanımak. Gerçek anlamda bir şaheser olan Fîhi Mâ Fîh, Hz. Mevlâna'nın çeşitli ortamlardaki konuşma ve sohbetlerinden, ayrıca kendisine sorulan sorulara verdiği cevaplardan oluşan gerçek bir maneviyat ve irfan hazinesidir. İngilizcesi Almancası ve Fransızcasıyla Batılı düşünürleri, Mesnevî kadar derinden etkileyen Fîhi Mâ Fîh pek çok kişinin İslam'a ısınmasına ve hidayetine vesile olmuş ve olmaya da devam ediyor. Bu kitap bizim yeterince bilip takdir edemediğimiz eşsiz klasiklerimizin en başta gelenlerindendir.
Hz. Pir'e göre insanoğlunun en büyük sorunu kendi egosudur. Çünkü insanoğlu kendini merkeze koydukça hakikatten uzaklaşmaktadır. İnsan kendini bıraktığında ise hakikate yaklaşır. Bu da bize "nefs terbiyesini" hatırlatmaktadır.
"Nefsini bilen, Rabbini bilir" (alıntı)
Kitap sohbet havasında ve ders notları şeklinde ilerlemektedir.
Fihi Ma FihMevlana Celaleddin-i Rumi · Sufi Kitap · 20191,761 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hay bin Yakzan, İbn-i Sina , İbn Tufeyl
Selamünaleyküm 1000Kitap ailesi.
Hay bin Yakzan iki eserin tek bir kitapta birleştiği, felsefe ve tasavvufun bir arada olduğu, insan, tabiat ve Allah arasındaki ilişkilerin bilincine varılması konusunda paha biçilemez bir eser. Bu ilk "Felsefi roman" ve ilk "Robinsondan" Tanpınar'ın deyişiyle "Müslüman âleminin tek romanı", 14.yüzyıldan başlayarak bellibaşlı Avrupa dillerine çevrilmiştir. Bu şaheser bir çok İslam düşünürünün yapıtlarına da kaynaklık etmiştir. Aynı zamanda bir çok Batılı düşünüre de ilham kaynağı olmuştur.
Bazı insanlar felsefeyle, soru sormayla, sorgulamayla, inançlarımızdan, maneviyatımızdan uzaklaşacağımızı düşünür ve bu sorgulamaya yaklaşmaz, taklidi olandan memnun bir şekilde devam eder. O halde bugün size bu düşünceyi yıkacak, bunun aksini kanıtlayabilecek harika bir eser olan Hay bin Yakzan ile geldim.
- İnsanın varoluş amacı nedir?
- İnsan kendi başına hiçbir eğitim ve öğretim görmeksizin doğayı inceleyerek düşünme yoluyla "insan-ı kamil" (yetkin insan) aşamasına ulaşabilir mi?
- Hiçbir dinden, inançtan, insandan, varlıktan ve hiçbir yöntem yol yordam bilmeden insan gerçek ve ebedi varlığa ulaşabilir mi?
Bu ve benzeri soruların cevabına ulaşmak üzere yazılan ilk felsefi roman ve Müslüman aleminin tek romanı, insanın aklına hiç gelmemiş sorular üzerine düşünmesi, sorgulaması kısacası varoluş amacının bilincine varılması üzerine yazılmış paha biçilmez felsefe ve tasavvufun iç içe geçtiği harikulade bir eser Hay binYakzan. İki bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm İbn Sina'nın Hay bin Yakzan'ı, ikinci bölüm ise İbn Tufeyl' Hay bin Yakzan'ı anlatılmaktadır.
~~~ İbn Sina ~~~
Evvela kitabın ilk bölümüne baktığımızda İbni Sina'nın Hay bin Yakzan eseri bir gün arkadaşlarıyla gezintiye çıkan bir filozofu konu alarak
İskender PalaOd
OD = ATEŞ-AŞK ATEŞİ
Selamünaleyküm sevgili 1K ailesi,
İskender Pala'nın okuduğum ilk kitabı gerçekten büyüleyici ve muhteşem bir roman. Bu kitap sürekli karşıma çıkıyordu ve kitabın ismi de çok garip geliyordur "OD".
Acaba OD ne demek, nasıl bir kitap derken okumaya karar verdim ve şu ana kadar okumadığım için de pişman olduğumu söyleyebilirim. Tek kelime ile harika bir roman. O halde kitabın ismiyle başlayalım.
"OD" çok anlamsız ve garip geliyor değil mi?
Oysa OD ateş-aşk ateşi demek ve bana göre kitabın konusuna bakıldığında ise gerçek aşk... Peki kitaba bu isim nereden geliyormuş bir bakalım:
"Dağdan odun getiriyordum herkes ona odun diyordu; iki heceyle od-un işte, ateş veren şey... Ama ben onun ilk hecesiyle ilgilendim, ateş olan kısmına, gönüllerde aşkı tutuşturan alevli kısmına, 'od'a talip oldum. Herkes dağa odun için gittiğimi sanıyordu ama ben od için gidiyordum. Gidiyor ve od üzerine kendimle konuşuyor, kendime konuşuyor, içimde onun alevini hissediyor, gönlümü onunla tutuşturuyordum. " (142.sayfa)
Bu satırlarda Yunus Emre'nin beşeri aşktan ilahi aşka doğru giden yolculuğuna şahitlik ediyoruz.
Mevlana'nın Yunus hakkında söyledikleri;
" Sûfîlik yolunda hangi makama
erişmişsem, şu Türkmen kocası
Yunus'un ayak izini orada gördüm."
Kitabı çok beğendim, gerek akıcılığı olsun gerek anlatım tarzı olsun sade dili ile okuyucuyu yormadan harika bir eser. Hem bir biyografi hem de bir tasavvuf kitabı. Genel olarak kitabın içeriğine baktığımızda ise İskender Pala OD' da Yunus Emre'nin hayatını konu alan harika bir roman. Yunus Emre'nin yolu önce Hacı Bektaşi Veli ile kesişiyor fakat asıl manevi yolculuğuna Tapduk Emre Dergahına katılmasıyla başlıyor.
Eser 13.yüzyılda Anadolu'da insanlık dersi veren birçok önemli isimlere değiniyor Yunus
Üstad Cemil MeriçBu Ülke
" KİTAP ZEKAYI KİBARLAŞTIRIR" Bu güzel cümle ile başlayalım...
Daha otuz sekizinde karanlık ve kör bir dünya da okumaya kör olmayan, aydın bir insan...
Cemil Meriç, " Hiçbir şey görmüyorum "dediğinde sene 1954'tü ve henüz 38 yaşındaydı. Meriç, gözlerini kaybetse de kitaplardan vazgeçmedi. Bir insanlık şaheseri olan Cemil Meriç için Necip Fazıl, şöyle dedi: "Dış gözlerini Cenab-ı Hakk'ın, iç dünyayı daha iyi görsün diye aldığı insan."
" Kitap bir limandı benim için. Kitaplarda yaşadım ve kitaplardaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim. Kitap benim has bahçemdi. "
" Ben gürültülü dünyadan kitapların, asude inzivasına iltica ettim. "
"Kitaplara sığınır, kendine bir başka dünya yaratmak, bir kale kurmak ister"
" Yalnızdır, kitapların dünyasına sığınır. Tedirgindir, ne ateizm, ne sosyalizm, ne Türkçülük arayış içindeki bu zekayı tatmin etmekte, rahatlatmaktadır. "
Diyor üstad.
Eser iki bölümden oluşmaktadır.
Eserin birinci kısmı, üstad Cemil Meriç'in geniş ve içten bir otobiyografisi ve onun yaşamını ifade eden bir kronoloji ile başlıyor. Üstadı tanımak ve anlamak isteyenler için eserin önemli bölümlerinden bir tanesidir. Çünkü üstad Cemil Meriç diyor ki "Bir adamı tanımak için, düşüncelerini, acılarını, heyecanlarını bilmemiz lâzım."
Eserin ikinci kısmı ise yazarın denemelerinden oluşmaktadır. Eser birden fazla konuya değinmektedir. Eserin geneline baktığımızda ise ağırlıklı olarak Doğu-Batı sorunundan bahsediyor. Üzerinde durduğu konulardan bir tanesi de Türk aydınının batı özentisi olmakla eleştiriliyor, Türk aydınının kendi toprağına, kendi değerlerine, kendi coğrafyasına, kendi geçmişine yabancı olduğunu vurguluyor. En büyük sorunun ise sağ-sol kutuplaşmasının olduğunu belirtiyor. Bu sorun çözülmediği sürece gerçek anlamda bir
Bu ÜlkeCemil Meriç · İletişim Yayınları · 202425,4bin okunma
Uzun HikâyeMustafa Kutlu
" Bazı göçler her ne kadar konum olarak yapılsa da asıl göç yüreklerimizdedir."
Merhaba 1000Kitap ailesi, bugün size Mustafa Kutlu'nun değerli eserlerinden " Uzun Hikaye" adlı eserinin incelemesi ile geldim. Değerli yazar, Kutlu'nun okuduğum beşinci eseri her biri de birbirinden harika eserler. Eserlerinde vermek istediği mesajlar, dili, uslübü... Mustafa Kutlu başkadır diyorum.
Eser, düzene baş kaldırışlığın getirdiği bir Bulgar ailesi dede-torunun göç öyküsüyle başlar. Yazar, hem yaşam koşullarının ağırlığını anlatmış hem de Ali karakteri ile okuyucuya cesaretini tanıtıyor. Kitabı okudukça Ali karakterine hayran kalacaksınız. Eser genellikle adalet ve dürüstlük gibi kavramları vurgulanmaktadır. Verilmek istenen mesaj ise hayatta nereye gidilirse gidilsin insan hayatın her zaman başlangıç noktasına geri gelecektir. İnsanlar büyük değişim beklese de tekrardan olduğu yere geri dönmektedir. Topraktan geldik, toprağa gideceğiz gibi... Bizlere gerçeği her sayfasında gösteren bu öyküyü özellikle manevi duyguların gücünü görmek isteyenlere tavsiye ediyorum.
Kitaba başlar başlamaz sizi içine çeken bir olay örgüsü var ve bir çırpıda bitiriyorsunuz. Kitabın akışı, bütünselliği, olay örgüsü, zaman ve duygusal geçişler, diyalogların gerçekliği harika bir şekilde işleniyor ve verilmek istenen mesajları yürekten hissediyorsunuz.
" Nereliyim acaba?
Bunu kendime de sorar bir cevap bulamam. Coğrafyaya, mekana dair bir bağlanma, bir aidiyet duygusu yok bende." (18.sayfa) der Mustafa Kutlu.
Aslında hiçbirimiz bu dünya denen yerde kalıcı değiliz. Bu dünya bir göç dünyasıdır. Her birimiz ortalama 60-70 yıl hüküm sürüp gideceğiz Belki daha da az, ama insanoğlu bu dünyada denen yerde yine de yer edinmek ve kök salmak ister.
" Ancak hayat dediğin nedir ki?