• çünkü biz burada, kitaplar arasında, kitaplarla birlikte, kitaplara göre yaşayan insanlar arasında ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz
  • Selamlar. İş bu ileti sevgili Ömer Gezen’un 1000Kitap’ı Kurtarma Hareketi başlıklı iletisine (#51007323) katkı amaçlı yazıldı. Yorumlarda kaybolmasın diye ayrı ileti yazayım dedim.

    Öncelikle bu güzel ileti için kendi adıma teşekkür ederim. Etkileyici başlığınız ve tespitleriniz için tebrik ederim. Sanırım bu konuda benim de birkaç söyleyeceğim var.

    Tespitinize katılıyorum. Fakat sizinkinden farklı bir gerekçem var. 1000Kitap bozulduğu için değil büyüdüğü için ‘kalite düşüyor’. Şöyleki, bundan 2 sene önce 1 günde eklenen inceleme sayısı 50 civarındayken bu sayı şu anda 500 sayısına yaklaştı. Fakat okur sayısı ve ileti sayısı incelemelere oranla çok daha fazla arttığı için genel paylaşımlar içinde inceleme oranı düştü. Şöyleki inceleme sayısı 2 sene öncesine göre artmasına rağmen diğer paylaşımlar belki 50 kat arttığından inceleme oranı çok düşmüş gözüküyor.

    Özetle, buradaki sorunun ‘kaliteli’ paylaşımların azalmasından ziyade ‘kaliteli’ olmayan paylaşımların çok artması olduğunu düşünüyorum.

    Okurlar paylaşımları çoğunlukla akıştan, kısmen de keşfetten takip ediyor. Benim akışımda 2 sene önce günlük en fazla 10 yeni paylaşım düşüyordu. Dolayısıyla hepsini takip edebiliyordum. Keşfette ise gene paylaşım sayısı az olduğundan kaliteli paylaşımlar hemen öne çıkıyordu.

    2 sene önce uygulama yoktu. 1000Kitap’ı genellikle özellikle böyle bir platformu arayan okurlar biliyordu. Şimdi ise topluluk çok büyüdü ve çok şekillendi. Kaldıki daha yolun başında. 2 sene sonra inşallah mevcut durumun da çok üstünde olacak.

    Peki çözüm nedir? Çözüm, bir kurulun/ekibin ‘kaliteli’ paylaşımları öne çıkarması mıdır? Ya da çözüm üye alımında sadece ‘kaliteli’ okurları mı kabul etmektir? Kalite derken neyi kast ediyoruz? ‘Kalite’ gibi göreceli bir kavramı teknik olarak programlayabilir miyiz? Tabiiki hayır. Bu durumda neler yapılabilir? 1000Kitap kurtarılamaz mı? :)

    Şimdi size Youtube’un algoritmasından bahsetmek istiyorum. Ben 25 yaşında bir yazılımcı olarak günlük en az yarım saatimi Youtube’ta geçiriyorum. Benim daha okula yeni başlayan küçük kardeşim belki 1 saaten fazla zaman geçiriyor. Dedem gün aşırı hayvan belgeseli izliyor. YouTube bir şekilde birbirinden tamamen farklı insanlara içerik sunabiliyor. Hem Medyascope, Barış Özcan gibi kullanıcıları var hem de Enes Batur gibi olanlar. Hatta Cübbeli bile var. Çok uzattım, kusurumu affedin. YouTube’u Youtube yapan eşsiz bir algoritması var. Kim ne ise, ona onu gösteren bir algoritma. Twitter Akış’ı, İnstagram Keşfet’i vs hep bu benzer algoritma ile işliyor.

    Yani, bizim 1k’da kalitesiz paylaşımları ayıklamaktan çok herkese ona özel paylaşımları göstermemiz gerekiyor. Mesela 1k’da özenle takip ettiğim okurlar var. 10 paylaşımından 8’ni beğendiğim ara ara profiline girdiğim okurlar. Bir taraftan da neredeyse hiçbir paylaşımını beğenmeden takip ettiğim okurlar var. 2 gün sonra 1k’ya girdiğimde bir zahmet bana özenle takip ettiğim kişilerin göremediğim paylaşımı varsa başta göstermesi gerekir. Mesela ben sürekli ‘SoNuNU düşünEn Kahraman Olamaz😎’ tarzı ileti beğeniyorsam bi zahmet keşfette Suç ve Ceza ile ilgili 3 sayfalık incelemeyi görmeyeyim.

    Kısacası 1k’nın algoritlanması lazım. Sağlam bir akış ve sağlam bir keşfet lazım. Bunlar için de kısmen yapay zeka kullanan ayrıntılı algoritmalar ve kayda değer bir altyapı lazım. Şu anda bu dediklerim üzerinde çalışılıyor. Altyapı sorununu çözdük. Uzak olmayan bir gelecekte 1k deneyimini çok daha iyi bir noktaya taşıyacak güzel güncellemeler görebiliriz. Kim bilir belki yarın belki yarından da yakın.

    Hürmetler, iyi okumalar efendim.
  • 100 syf.
    ·3 günde·9/10
    Bay Palomar ‘ın gözlemlerine müteakip sorgulamalarına da tanıklık edeceğiniz öykü kitabıdır Calvino ‘nun bu eseri. Ana karakterin ismi de ABD'nin Kaliforniya Eyaleti'ne bağlı San Diego yakınlarında bulunan Palomar Dağı'ndaki bir rasathaneden geliyormuş. Özetle yazarımız, ünlü bir gözlemevinin isminden esinlenerek Bay Palomar’ı yaratmış diyebiliriz.

    Yazarımız Bay Palomar’ı şu sözler ile tanımlıyor: Biraz miyop, dalgın, içedönük olduğu için genellikle gözlemci olarak tanımlanan insan tipine girmiyor yapısı. Oysa kimi nesneler özenli ve uzun bir dikkat istercesine hep karşısına çıkıyorlar. Neredeyse farkına varmaksızın bunları gözlemlemeye koyuluyor ve bakışı bütün ayrıntılar üzerinde dolaşmaya başlıyor ve onlardan ayrılamıyor artık. Bay Palomar, bundan böyle dikkatini bir kat daha arttıracak ve ilk olarak nesnelerden kendisine ulaşan bu çağrıları kaçırmayacak; sonra da gözlemcinin etkinliğine hak ettiği önemi verecek yapıda bir araştırmacıdır.

    Bay Palomar ’ın gözlemleri her ne kadar betimleme amacında olsa dahi içsel ve düşünsel sorgulamalarla diğer gözlemlerden ayrılıyor demek mümkün. Yazarın bazı hususları tanımlamak için; doğanın düzenini ve düzensizliğini, gerekliliğini, olanağını ve sonsuzluğunu, sessizliğini ve bunların söz olmasını ele aldığını görüyoruz. Bay Palomar özelinde baktığımız vakit en önemli olayın sessizlik ve sözde olduğunu fark edebiliriz diye düşünüyorum. Nitekim Bay Palomar ‘ın karakteri dış görünüş olarak suskun, diğer yandan dilbilimsel olmayan yönüyle “Dünya’nın Yorumuna” yoğunlaşıyor.

    Yorumlamalar için bol bol geziyor Bay Palomar, bir bakıyorsunuz sahilde dalgaları gözlemliyor, kafanızı çeviriyorsunuz taraçada kuşlara odaklanıyor sonra bir dönüyorsunuz, bir gezide tarihi tapınaklarda incelemeler yapıyor. Bu nedenledir ki yazımlar "Bay Palomar Sahilde", "Bay Palomar Taraçada" şeklinde ayrılmış. Gözlemler parçadan bütüne ya da bütünden parçaya yöntemi ile ele alınıyor. Neden bu şekilde söylemde bulunuyorum çünkü Bay Palomar parça parça örneğin denizde oluşan dalgalardan evrene dair çıkarımlarda bulunmaya çalışıyor.

    İçerik pek ilgilinizi çekmiyor olabilir hoş benimde çekmedi fakat yazarın düşünce yapısını ve vermek istediği mesajları algılamak okurun artıları olacaktır düşüncesindeyim. Zira evreni doğru gözlemleyebilmek için öncelikle kendine yolculuk yapmalı ve kendi benliğini tanımalı mesajı bile okumanıza vesile olacaktır.

    Son olarak nesneler ile insanın duygusal ilişkisi de bolca irdeleniyor. İnsan – insanın algıladıkları – dış kaynaklar çerçevesinde dönen düşüncelerin ve sorgulamaların farkındalığında olabilmek adına okunmalıdır diyorum.
  • 176 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Bugün, nerdeyse beş ay önce hayata dair telaş yüzünden gerekli zamanı ayıramamanın üzüntüsüyle sağnak yağmur yüzünden berbat bir trafikte (15-24 Şubat 2019) Ankara daki kitap fuarının son gününde üstelikte son saatlerinde herşeye rağmen uğramayı başardığım kitap fuarında yer yer toplanmakta olan standların önünden artık ortalığın tenhalaştığı saatlerde hızlıca şekerci dükkanındaki şaşkın çocuk psikoloji ile bakınırken gözüme ilişen adını ve arka kapaktaki yazıları ilginç bulduğum için aldığım kitabı bugün okuyabildim.
    Bugün ben mi kitabı okudum, yoksa kitap mı benim ruhumu okudu orası ayrı bir hayaller ve gerçekler meydan muharebesine dönüştü...
    Kitap, konusu, kurgusu, akıcı ve duru anlatımının yanı sıra hikayeler arası bağlantı geçisi ve de anlam bütünlüğü ile okuyucuyu adeta esir almakta. Yaşama dair kör noktanız da kalmış ne varsa (gerçekten kaç daha doğrusu hiç dostunuz var mı?, peki ya siz en son kimin derdine ortak bir dostluk gösterdiniz, günlük rutininiz sizin mi yoksa birilerinin sizin için kurguladığı bir seromoni mi, kendine dair misyon ve vizyonun var mı gerçekten yoksa akıntıya kapılan zavallılardan mısın???? ) odaklıyor, çoşturuyor, üzüyor, güldürüyor, şaşırtıyor, isyan ettiriyor özetle yaşama dair duygularınızla sizi bir an dipte sonda, deprasyonda bir an da maceralar ve mucizelerle bulutların üzerine çıkarıp, finalde ise "hadi yaaaa!!!" diyerek ters köşe yapıyor.
    Yazarı hakkında kafam karıştı zira duyduğum, bildiğim bir isim değil "İsmail Biçer" elimdeki kitap baskısındaki yazara dair kişisel bilgi ile 1K daki yazara dair bilgi iki farklı kişiye ait, ikisinden biri yanlış...
    Kitap ile ilgili sipoiler vermekten imtina etmekle birlikte özellikle benim bu kitapla tanıdığım yazarı oldukça sıradışı tamamen özgün eseri için tebrik ediyor, ayakta alkışlıyorum. Aradan uzun zaman geçse de tekrar okumak istenebilecek bir kitap diyebilirim.
    Kitap içeriğine ilişkin ise özetle: kitap adından da anlaşılacağı üzere bir şirket.... Öyle bir şirket ki, toplumdan kopmuş, içine kapanmış, bir güzel sohbet ve (art niyet ve kesinlikle cinsellik içermeyen) yoldaşlığa, sırdaşlığa hasret kalmış (ne o sanki durum tanıdık geldi dediğinizi duyar gibiyim:))) herkes Dost A. Ş. için potansiyel birer müşteri. Şirketin kuruluş hikayesi ise 40 yaşına gelen bir babanın oğluna yazdığı hayata dair acı farkındalığını anlatan vasiyet gibi mektubuyla başlıyor.
    Kitabın hemen hemen her yeri tarafımdan kırmızı kalemle çizildi.:)) Kitabı, çooook sevdim. Bugünüme anlam katan bu güzel eseri kesinlikle tavsiye ediyorum....